Haber Detayı
Ahmet Türk: İktidar bundan sonrası için ne düşündüğünü açık şekilde ortaya koymalı
Ortadoğu’da birçok sorunun çözümlenmediği bir süreçte oyalama politikası ile Kürtleri aldatmaya yönelik anlayışının halkların lehine olmayacağını belirten Ahmet Türk, "İktidar bundan sonrası için ne düşündüğünü açık şekilde ortaya koymalı" dedi.
Artı Gerçek-Kürt siyasetçi Ahmet Türk, Yeni Yaşam gazetesinden Nezahat Doğan’ın sorularını yanıtladı. 'PRATİKTE ATILMIŞ HİÇBİR ADIM YOK, TOPLUMDA GÜVENSİZLİK OLUŞUYOR' MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin geçen hafta toplantısında, "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir" yönündeki açıklamalarını değerlendiren Ahmet Türk, "Tabii Sayın Bahçeli’nin açıklamalarını değerli ve önemli buluyoruz.
Ama pratikte atılmış hiçbir adım yok.
Batı cephesinde hiçbir değişiklik yok.
Bu nedenle toplumda gittikçe artan bir güvensizliğin oluştuğunu görüyoruz.
Halkın kafasında, "Bizi oyalayarak bu süreci bu şekilde bitirmeye çalışan bir zihniyet' olgusu ve tedirginlik var.
Sayın Öcalan'ın başlattığı bu süreci Kürt halkı gerçekten sabırla ve dikkatle izliyor.
Anlaşılıyor ki Türkiye, Suriye’deki gelişmelerden dolayı bu süreci ötelemeye, ertelemeye çalışan bir yaklaşım gösterdi.
Şimdi Rojava'da bazı konularda uzlaşmalar oldu.
Bundan sonra elbette ki bu sürecin hızlanması için, Şubat ve Mart sonuna kadar yasal düzenlemelerin, hukuki düzenlemelerin ortaya çıkması gerekiyor" dedi. 'TÜRKİYE, SURİYE'DE KÜRTLERİN KAZANIMLARINI ORTADAN KALDIRMAYA ÇALIŞAN ANLAYIŞA DESTEK VERİYOR' İktidarın sürece dair adım atmamasının bir nedeninin de Suriye'deki sürecin nasıl sonuçlandığını görmek olduğunu belirten Ahmet Türk, "Suriye’deki Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldırmaya çalışan bir anlayışa destek veren bir Türkiye var.
Bir tarafta 'Kürtler kardeşlerimizdir' diyorlar ama Suriye’deki Kürtlerin bütün kazanımlarını ortadan kaldırmaya yönelik HTŞ ve diğer çetelerle adeta birlikte hareket eden bir Türkiye fotoğrafı önümüze çıktı" diye konuştu. 'KÜRTLERİN ROJAVA'DAKİ KAZANIMLARI ORTADOĞU'NUN DEMOKRATİKLEŞMESİNE ÇOK ÖNEMLİ KATKILAR SUNAR' Kürtlerin dört parçada ayağa kalkmasının bir sonucu olarak SDGile Şam arasında anlaşma imzalandığına işaret eden Türk, "Tabii bunu sürecin bir başlangıcı olarak değerlendirmek ve rehavete kapılmamak lazım.
Bu süreci halkımızın çok ciddi bir şekilde izlemesi gerekiyor.
Bu sürecin sonuçları ortaya çıkıncaya kadar yapılması gereken diplomatik çalışmalar, halkın bu süreçle ilgili her zaman yanıt verecek bir noktada durması, bir duruşu göstermesi çok önemlidir.
Rojava'daki kadın mücadelesi ve Rojava'daki direniş dünyada çok önemli bir gündem olarak önümüzde duruyor.
Şimdi bu halk gerek Rojava’da olsun, Bakur Kürdistan'da olsun, Kürdistan’ın dört parçasında gerçekten demokratik bir toplumu yaratmaya yönelik bir çabanın, bir anlayışın içinde.
Tabii Kürtlerin Rojava'da kazanımları Ortadoğu’nun demokratikleşmesine çok önemli katkılar sunar" ifadelerini kullandı. 'BÖYLE BİR ANLAYIŞIN DEMOKRATİK BİR SURİYE YARATMASI KONUSUNDA ENDİŞELERİMİZ VAR' "Peki, HTŞ gibi cihatçı radikal yapılar demokrasiyi ne kadar içselleştirebilir?
Demokrasi konusunda nasıl bir adım atabilir?
Kürtler ve diğer halklara nasıl güvence verebilir?” sorusuna yanıt veren Türk, şöyle dedi: "Bu çok önemli.
Bu sorular gerçekten bugün ciddiyetle izlememiz gereken konular.
Zaten 'Arap Cumhuriyeti' olarak bunu ortaya koymuş olmaları diğer halkların inkârı anlamına geliyor.
Suriye çok kimlikli, çok kültürlü bir yapı.
Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler, Aleviler ve Dürziler ve birçok kesimin bir arada, birlikte yaşadığı bir ülke.
Bu ülke geçmişten bugüne kadar demokrasiye kavuşmuş değil.
Şu andaki Şara yönetiminin de nereden geldiğini biliyoruz.
Böyle bir anlayışın demokratik bir Suriye yaratması konusunda endişelerimiz var.
Ama sonuçta uluslararası ilişkiler ve ulusların bu konudaki samimi yaklaşımı belki bazı konularda adımların atılmasına neden olabilir." 'ÖCALAN, ARAP-KÜRT ÇATIŞMASINI VE KÜRTLERİN KATLİAMLA KARŞI KARŞIYA KALDIĞINI GÖRDÜ' Kobani'deki kuşatmanın devam ettiğini, kentte ilacın kalmadığını, yardımların engellendiğini dile getiren Ahmet Türk şöyle devam etti: "Diğer bölgelerde Haseke'den tutun Kamışlo'ya ve Cizire mıntıkasına kadar çetelerin oraya konuşlandırıldığını gördük.
Şimdi böyle bir anlayışla çok doğru demokratik bir sistem oluşacak gibi bir beklenti bizi yanıltmasın.
Orada da dikkatli olmak lazım.
Kürtlerin mücadelesinde uluslararası ilişkiler ve gerçekten vicdanın öne çıktığı, sorumlulukla bu meseleye bakan bir anlayışla Kürt ve Arap çatışmasının önüne geçebilir.
Kürtlerin bazı kazanımları kalıcı olarak masaya gelebilir diye düşünüyorum.Sayın Öcalan bir Arap ve Kürt çatışmasını ve Kürtlerin bir katliamla karşı karşıya kaldığını gördü.
Sayın Öcalan geçmişten bugüne kadar her dönemde diyalogla, uzlaşı ile sorunların çözülmesi konusunda ısrarlı oldu. 27 Şubat’ta aslında Ortadoğu'daki gelişmeleri ve kaosu fark ederek halkların birbirini katletmesini engellemeye yönelik çok güçlü bir adım attı ve burada da demokratik toplumu esas alan bir yaklaşımı gösterdi.
Demokratik toplum olmadan, demokratik cumhuriyet olmadan, demokrasi olmadan hiçbir sorunun çözülmeyeceğini söyledi.
Dünyanın en iyi ideolojileri bile olsa, eğer içinde demokrasi olmazsa o ülke, o yapı çökmek zorundadır.
Mesela Sovyetler’den örnek verdi, Çin’den örnek verdi.
Real sosyalizmin nasıl çöktüğünü ifade etti. 'ÖCALAN, SORUNUN DEMOKRASİ OLMADAN ÇÖZÜLEMEYECEĞİ İNANCIYLA HAREKET ETTİ' Evet, işte bu nedenle Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan, sorununun demokrasi olmadan çözülmeyeceği, halkların birbirine haklarını içselleştirmediği müddetçe hiçbir sonucun alınamayacağı inancıyla hareket etti ve burada bir mesaj verdi.
Halkların ortak demokratik değerlerde buluşması, halkların adil ve eşit yaşamını sağlayacak bir anlayışın ortaya çıkması konusunda ısrarlı oldu ve bu ısrarı halen sürüyor.
Bu önemli bir yolu açan, ölümlerin önüne geçen açıklaması ve duruşu elbette ki toplumda çok önemli bir karşılık gördü.
Belki Türkiye’de bazı ırkçı yaklaşımlar da bu süreci baltalamak için devreye girdi.
Ama Kürt halkı ve diğer halklar Sayın Öcalan’ın yaptığı bu açıklamaları, bu talepleri çok olumlu, yerinde, insani ve ülkelerin demokratikleşmesine katkı sunacak bir yaklaşım biçimi olarak ele aldı." 'ÖCALAN, ROJAVA'DA ÖNEMLİ MÜDAHALELERDE BULUNDU' Abdullah Öcalan’ın Suriye’de çözümün diyalog ve mutabakatla sağlanması noktasındaki çabalarına işaret eden Türk, "Elbette ki bundan daha fazlasını biz biliyoruz.
Görüşme heyetlerine Rojava ile ilgili gereken mesajlarını iletti.
Rojava’daki sürecin bu noktaya gelmesinde Sayın Öcalan'ın çok büyük etkisi ve katkısı oldu.
Yani sadece Türkiye’deki gelişmelerle ilgili duruşuyla değil, Rojava'daki duruşuyla da yine ne kadar demokratik bir toplumu arzuladığını ve halkların kardeşliğine zarar vermeyecek bir sürecin başlaması konusundaki tavrını ortaya koydu.
Rojava'da önemli müdahalelerde bulundu, mesajlarını gönderdi ve demokratik toplumun yaratılması konusunda onlardan uzlaşıcı bir tavır sergilemelerini istedi" diye konuştu. 'KÜRTLERİ ALDATMAYA YÖNELİK BİR ANLAYIŞ KİMSENİN LEHİNE OLMAZ' Devam eden sürece dair de değerlendirmelerde bulunan Türk, "Eğer bir ülkede farklı kimliklerin, kültürlerin kabulünü içselleştirmediğiniz takdirde elbette ki süreci doğru şekilde yürütme şansınız yok.
Provokasyonlarla ve farklı yaklaşımlarla bu süreci yok etme veyahut oyalama taktikleriyle süreci farklı bir noktaya çekme durumuyla karşı karşıya kalırsınız.
Umut etmek istiyorum ki böyle bir mantık olmasın.
Artık zamanı gelmiştir.
Ortadoğu’da bir kaosun sürdüğü bir dönemde hem Suriye'de hem Irak'ta hem İran'da hem Türkiye’de birçok sorunun çözümlenemediği bir süreçte eğer bir oyalama politikası ile Kürtleri aldatmaya yönelik bir anlayış olursa bu kimsenin lehine olmaz.
Ne Türkiye’nin ne Kürtlerin ne de diğer halkların lehine olur.
Bence birileri bunun bu şekilde gitmeyeceğinin farkında… Elbette ki hem burada hem Rojava’da Kürtlerin bütün kazanımlarını kabullenecek bir noktada olmayabilirler, bunun farkındayız.
Ama sonuçta süreçler başladığı zaman burada dikkatli olmak lazım ve bu süreçlerin olumlu bir noktaya taşınması konusunda halkların gerçekten ayakta olması gerek.
O direnme ruhunu kaybetmemesi gerek.
En büyük katkıyı sunacak budur.
İkincisi Rojava’da bir süreç var, görüşmeler devam ediyor ama bunun farklı ayakları var" dedi. 'KÜRTLERİN BİR ULUSAL KONGREYE GİTMESİ LAZIM' Rojava'ya saldırılar sürecinde açığa çıkan Kürt ulusal birliğine ilişkin de konuşan Türk, “Elbette ki bizi çok mutlu eden bir gelişme.
Dört parça Kürtün ve siyasetçilerin Rojava'ya sahip çıkması çok önemli.
Bir ulusal ruh, bir ulusal duygu ortaya çıktı.
Tabii müdahalelerle karşı karşıya olduğumuz bir coğrafyada yaşıyoruz.
Elbette Kürtlerin bir ulusal kongreye gitmesi lazım.
Biz geçmişte de bunun için çok çabaladık.
Hatta arkadaşlarla birlikte bir aya yakın Erbil'de kaldım.
Bütün siyasi partilerle görüşmeler yaptık, belli bir noktaya getirdik ama sonuçta olmadı.
Bunun nedeni, Federe Kürdistan üzerinde diğer ülkelerin baskılarıydı.
Biz onu gördük" ifadelerini kullandı. 'ROJAVA GİDERSE GİDERSE FEDERE KÜRDİSTAN DA GİDER, İRAN'DAKİ KÜRTLERİN MÜCADELESİ DE ZARAR GÖRÜR' "Bir dönem çok yaklaşılan ancak hayata geçirilemeyen Kürt Ulusal Kongresi yapılamaz mı?"sorusunu da yanıtlayan Türk şunları dile getirdi: "Şimdi de olabilir ama kongreden önce bir ulusal konferans yapılabilir.
Burada Kürtlerin bu süreçte izlemesi gereken politikaların üzerinde durmak lazım.
İdeolojik olarak bütün siyasi partiler birbirinden farklı olabilir.
Ama ulusal meselelerde herkesin ortaklaşabileceği bir nokta vardır.
İşte bu noktalar üzerinde yoğunlaşmak lazım.
Dört parça Kürdistan'da birlikte neleri yapabiliriz, birlikte nelere sahip çıkabiliriz, ortaklaşabiliriz gibi bir anlayışla önce bir konferansın düzenlenmesi lazım.
Olabilecek müdahalelerden ötürü ulusal kongreden önce konferansın gerçekleşmesi gerekir.
Sonuç olarak herkesin de görmesi lazım: Rojava giderse Federe Kürdistan da gider; İran'daki Kürtlerin kazanımları da veya mücadelesine de çok büyük zararlar verir, burada insanların sindirilmesine, susturulmasına neden olur.
Bu bilinçle hareket ettiğimizde bu ulusal ruhu büyüterek ulusal bir dayanışmayla götürebiliriz, götürmeliyiz." 'KARDEŞSENİZ MÜRŞİTPINAR SINIR KAPISI'NI AÇIN' Türk, Kobani'deki kuşatmaya dair de şunları ifade etti: "Yani açıkçası kardeşlikten söz eden bir iktidarın, oradaki çocukların ölümünü, açlığı, ilaçsız olan hastaların durumunu görmezden gelmesi ve buna el uzatmayan bir anlayışına karşı toplumda ve hepimizde bir tepki var.
Hani 'kardeşlik projesi' diyordunuz?
Peki, bu çocukların ne günahı var?
Sivil insanları niye böyle ölüme ve açlığa mahkûm ediyorsunuz?
Kardeşseniz o zaman bu Mürşitpınar Sınır Kapısı’nı açın.
Yardım TIR’ları Mürşitpınar Sınır Kapısı’na kadar gitti, oradan sokulmadı.
Şimdi Diyarbakır ile Kobani arası 220-300 kilometre.
Diyorlar ki; burada 1200 kilometrelik bir dönüş yapsın çetelerin içinden geçsin.
Yani çeteler o giden TIR'lardan istedikleri malı alsın, öyle içi boş olarak göndersin.
Şimdi bu kabul edilecek bir durum değil.
Bu konuda daha ısrarcı olmalıyız.
Partimizin görüşmeleri, benim de kapının açılması konusunda bazı siyasilerle diyalogum da oldu.
Ama sonuç olarak bunu gündemden hiç düşürmemek lazım, gece gündüz.
Direniş ne kadar güçlüyse Kobani'deki kapının açılması o kadar önemlidir.
Bunun sağlanması konusunda gerçekten burada uyarıcı olmak ve gerekirse ‘bu bizim kırmızı çizgimizdir’ demek lazım.
Bu olmazsa tamamen bir güvensizliğin oluşacağı konusunda mesajların verilmesi lazım.
Güzel açıklamalar oluyor, ama pratikte bir adım yok.
Şimdi pratikte ilk öncelik Kobanê meselesidir, siyasi tutsaklar meselesidir, onların hakkı meselesidir.
Kimliksel, kültürel bazı haklar konusundaki düzenlemelerdir.
Bugün bunların hiçbirisi ortada yok.
Bu kapının aralanmasını, yolun açılmasını önemsemek lazım.
Pratik adımların bir an önce atılması konusunda duyarlı olmamız lazım.
Bu konuda iktidarın ve hükümetin de bundan sonrası için ne düşündüğünü açık bir şekilde ortaya koyması lazım." 'MÜRŞİTPINAR SINIR KAPISI BİR SAMİMİYET TESTİDİR' Ölümlerin önüne geçmek için mücadele edilmesi gerektiğine işaret eden Türk, "Rojava’da da bugüne kadar 15 binin üzerinde; kadınların, gençlerimizin, halkımızın hatta köylerde bombalarla ölen masum çocukların olduğunu unutmamak gerekir.
Kürt halkının ödediği bedellerin bir daha yaşanmaması için tetikte olması ve gerçekten bu ulusal demokratik ruhu koruması gerekiyor.
Ulusal birliğin, ulusal ruhun sağlanması gerekir.
Mürşitpınar Sınır Kapısı bir samimiyet testidir.
Türkiye’nin bu samimiyet testinden geçmesi lazım.
Bundan geçmediği takdirde Kürtlere asla güven vermeyeceklerdir.
Nasıl Rojava bizim kırmızı çizgimiz ise Kobani'de Türkiye'nin bu kapıyı açmaması ve bu kardeşlik hukukunu doğru işletmemesi bizim kırmızı çizgimiz olarak öne çıkıyor.
Bu kadar direnen halk Mürşitpınar Kapısı’nda da direnmeli diye düşünüyorum" diye konuştu. 'ÖZGÜR ÖZEL DUYARLILIĞINI ORTAYA KOYDU' CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in siyasetini ve Suriye ile ilgili açıklamalarını değerlendiren Türk, “Sayın Özgür Özel bugüne kadar çok fazla açıklama yapmadı ancak Eş Genel Başkanlarımızla yaptığı görüşmeden sonra yaptığı açıklamada bir duyarlılığın olduğunu ortaya koydu.
Bundan dolayı da kendisine teşekkür ettik.
Bu duyarlılığın devam etmesini diliyoruz.
Mürşitpınar Sınır Kapısı'nda da tavrını ortaya koyması çok önemlidir.
Eğer gerçekten demokrasi istiyorsak, demokrasiden yana isek bugün açlıkla, yoksullukla karşı karşıya kalan halkın yanında olmak ve onlar için birlikte hareket etmek demokrasi adına bir sınavdır.
İnsani değerlerdir ve vicdandır" dedi. (Mezopotamya Ajansı)