Haber Detayı

Tanrı misafiri
Kemal ateş aydinlik.com.tr
10/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Tanrı misafiri

Tanrı misafiri

Tanrı Misafiri, Reşat Nuri Güntekin’in uzun öykülerinden biridir.

Ünlü yazarın çok sevdiğim bu öykülerini elimdeki kitaplardan fırsat bulup yeniden okuyabilsem keşke.

Adı üzerinde duracağım bu öykünün.

İki sözcüklü bu tamlamaya öz Türkçeciler de, öz Türkçe karşıtları da dikkat etmeli. “Tanrı konuğu” dememiş yazar, dese olur muydu?

Bence olmazdı.

Sizce de olmazdı sanırım? “Allah misafiri” deseydi olur muydu?

Hayır, gene olmazdı.

Üstelik her iki sözcük (Allah, misafir) aynı dilden, Arapça oldukları halde birbirine yakışmıyor.

Oysa tamlamalarda genellikle farklı dilden sözcükler birbirine uygun düşmez.

Görüyorsunuz, dil dediğimiz dizge çok katı genellemelerden, sımsıkı kurallardan pek hoşlanmıyor.

Demek ki dilimizde bu sözcükler (Tanrı, Allah) birlikte yaşayacaklar, hangi durumda hangisi yakışıyorsa onu kullanacağız. “Tanrı” sözcüğü bize Göktürk Yazıtları’ndan bir armağandır, yaşatmak boynumuzun borcudur. “Allah yerine Tanrı demeyin” diyen eski diyanet işleri başkanına çok kızmıştım.

Beyefendi “günaydın” sözcüğüne de karşıydı, kimi feministlerin “bayan” sözcüğüne düşman kesilmeleri gibi.

Diyanet’in fetvasıyla askerlerin yemek duasındaki “Tanrı” sözcüğünün yerini Allah sözcüğü almış.

Diyanet İşleri Başkanı merak edip Türkçenin ilk yazılı belgelerini okumadı mı acaba?

Aynı sorum Genel Kurmay yetkililerine de… Orhon Yazıtları’nın Kuzey Yüzü’nde Bilge Kağan; “Tenri’de bolmuş Türük Bilge Kagan” diye tanıtır kendini, yani “Tanrı’dan olmuş Türk Bilge Kağan” diyor.

Bu yazılı belgeler dışında  halk dilinde de yaşayagelmiş bir sözcüktür Tanrı sözcüğü.

Yabancı Türkologların bulup okudukları ve bize sundukları Türkçenin en eski yazılı belgelerinin değerini biz hâlâ anlayamadık demek ki… “Misafir” yerine “konuk” demeyi elbette Türkçe açısından daha doğru bulurum; ancak bir sözcük dilimize yerleşmişse, ille de atmak için uğraşmayı, bu sözcüklere düşman olmayı da doğru bulmuyorum.

İşi biten, ömrünü tamamlayan sözcük kendiliğinden gidecektir.

Bununla dili kendi doğal akışına bırakalım demek istemiyorum, doğal akışına bırakalım diyenlerin büyük bir yanlış içinde oldukları dilimize kazandırılan binlerce sözcükten, terimden sonra sanırım anlaşıldı.

Yıllar önce rahmetli Mümtaz Soysal, “kent” sözcüğüyle “şehir” sözcüğünün tam eşanlamlı olmadığını, bu iki sözcüğün dilimizde yaşaması gerektiğini yazmıştı.

Dilbilimcilere göre eşanlamlı diyebileceğimiz sözcükler yoktur.

Ben de “Bir Başka Şehir” diye yayımlanan romanımın adına “Bir Başka Kent” diyemedim, çok düşündüm diyemedim; “kent” sözcüğünde aynı etkiyi, aynı ağırlığı göremedim.

Bizim çocukluğumuzda “Öldüren Şehir” diye Ayhan Işık’ın başrol oynadığı bir film vardı; “Öldüren Kent” denseydi aynı etkiyi görür müydük? “Hayatta sevemedim o adamı!..” diye konuşan ya da “Hayatımı verdim sana!” diyen birinden, “hayat” yerine “yaşam” demesini bekleyebilir misiniz? “Hakikat” sözcüğüyle “gerçek” sözcüğü tam eşanlamlı mıdır? “Hakikatli, hakikatsiz” yerine “gerçekli, gerçeksiz”” diyebilir miyiz?

Öyle görünüyor ki bu sözcükler de yan yana yaşayacaklar. “Kanun” yerine hep yasa demeyi yeğledim, ama “kanunsuz iş” diyenlere de bir itirazımız olmamalı. “Görkemli” her durumda “muhteşem” sözcüğünün yerini tutabildi mi sizce?

Dil Devrimi sözcük azaltma, sözcük harcama devrimi değil, tam tersine dilimizi varsıllaştırma, sözcük çoğaltma çığırıdır.

Öyle de oldu zaten; artık sözlüklerimizdeki söz varlığı yüz binlerle anlatılıyor Yukarıda verdiğim örnekler gibi, yan yana yaşayabilen sözcükler bu dilin zenginliğidir.

Tıp profesörü bir dostum vardı, her konferansta konuşmacının kullandığı dilimize yerleşmiş yabancı kökenli sözcüklerin listesini çıkarır, neden Türkçesini kullanmadığını sorardı.

Ben de bir konuşmamda üç kez “sözcük”, sanırım bir kez de “kelime” demişim.

Bunu bile yüzüme vurmuştu.

Ben de tartıştığım asıl konudan uzaklaşmamak için; “Eski Türk Dil Kurumu’ndan söz ederken sözcük, yeni Türk Dil Kurumu’ndan söz ederken kelime demiş olabilirim,” diye geçiştirmiştim, İş bu duruma gelmemeli.

Kitap önerisi: 1) Paul Auster, Yalnızlığın Keşfi, Can Yayınları, İstanbul 2024. 2) Sabahattin Kudret Aksal’a Armağan (Hazırlayan Adil İzci), Ve Yayınevi, İstanbul 2020.

İlgili Sitenin Haberleri