Haber Detayı
Grönland iklimi - Hakan Reyhan
2015 yılından bu yana (Paris İklim Zirvesi’yle başlayan süreçte) küresel ısınma sorununun çözümü için dünya ülkeleri açısından büyük bir uyanış yaşandığı düşünülüyordu.
2015 yılından bu yana (Paris İklim Zirvesi’yle başlayan süreçte) küresel ısınma sorununun çözümü için dünya ülkeleri açısından büyük bir uyanış yaşandığı düşünülüyordu.
Dünyayı karbon delisi haline getirmiş kapitalist dünyanın da (“süper” ülkeleriyle birlikte) tehlikenin farkına varmaya ve küresel(ci) işbirliği çalışmaları yapmaya başladığı en azından şeklen gözlemleniyordu.
Sonuçta ne oldu?
Değişen bir şey oldu mu?
Isınma hızla devam ediyor.
İklim değişikliğinin kuraklık, çölleşme, gıda yetersizliği ve su kıtlığı gibi sonuçları her geçen gün artıyor.
Çözüm için ortaya çıkan aktörleri görünce iklim çözümleri konusunda nasıl bir aldatmaca içerisinde olduğumuz daha net anlaşılıyor.
KAVGANIN NEDENİ Şimdilerde Grönland üzerinden ciddi bir küresel gerilim yaşanıyor.
Grönland, Kuzey Kutbu’nda Arktik denilen, büyük oranda buzullarla kaplı bölgede yer alıyor.
Neredeyse yüzde 80’i buzullardan oluşan Grönland, Arktik bölgesindeki diğer kara parçaları gibi küresel ısınmadan en çok etkilenen yerlerden biri.
Grönland’da küresel ısınmanın etkisiyle eriyen buzulların altındaki potansiyel bakir topraklar ise “kâr maksimizasyonu” ile nefes alan kapitalizmin (petrol ve doğalgaz şirketlerinin) iştahını kabartıyor.
Zira, küresel ısınmayla daha da eriyeceği ve el değmemiş topraklarını göstereceği öngörülen Grönland’da büyük petrol ve doğalgaz yatakları var.
Ayrıca daha önce buz kütlesi olarak var olduğu için çok önemsenmeyen koskoca bir toprak parçası stratejik olarak da değerli görülüyor.
İşte kavganın nedeni bu. ‘SIFIR KARBON’ POLİTİKASINA NE OLDU?
Oysa 10 yıl önceki konumuz Grönland’ın (buzullarının) neden erimeye başladığı ve bu erimenin nasıl önleneceğiydi?
Şimdi, eriyen buzulların altındaki karbon yataklarından kimin daha çok para kazanacağı tartışılıyor.
Peki ABD’nin, Avrupa’nın, diğer büyük ülkelerin hedef olarak koydukları “sıfır karbon politikaları”na ne oldu?
Hani küresel ısınmanın en büyük nedenlerinden biri olarak görülen petrol ve doğalgaz (fosil yakıtlar) üretim ve tüketimi 2050’ye kadar tamamen sıfırlanacaktı?
Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın mimarı olan Avrupa Birliği ülkeleri ve İngiltere bile, küresel ısınma diye bir sorunun zaten olmadığını düşünen Trump’ın yönetimindeki ABD’nin Grönland isteklerine iklim sorunu açısından karşı durmuyorlar.
Her ülke kendi kapitalist çıkarları doğrultusunda küresel ticaret ve siyaset savaşımı veriyor.
Demek ki Grönland olayı, Batı’nın (Aydınlanma geleneğini çiğnemiş olan kapitalist Batı’nın elbette) ikiyüzlülüğünü bir kez daha ortaya koyduğu gibi, karbon salımı yükseldikçe yükselen ülkelerin ve şirketlerin belirleyici olduğu bir küresel düzende “küresel iklim politikası” diye bir şeyin söz konusu bile olamayacağını da tescillemiş oldu.
YOKSULLUK, KAPİTALİZM VE ÇEVRE Ama hâlâ Çorum’daki çiftçinin yaşadığı kuraklık sorunu esas olarak Dallas’daki veya Dhahran’daki petrol zenginlerinden kaynaklanıyor.
Çünkü herkes aynı atmosferin altında yaşıyor.
O halde kapitalist (veya metacı) olmayan, yani çözümü küresel meta ticareti içinde aramayan; küreselci de olmayan, yani çözümü “küresel sisteme entegre edilmiş yerelcilik”te de aramayan bağımsız, demokratik, cumhuriyetçi ulus-devletlerin öncülüğünde bilim insanlarıyla ve nesnelbilimsel yaklaşımlarla geliştirilecek yeni bir uluslararası işbirliği mekanizması şart. 1970’li yıllarda Birleşmiş Milletler örgütlenmesi içerisinde, Hindistan Başbakanı Indira Gandhi öncülüğünde buna benzer bir girişim gerçekleştirildi ve başarılı da oldu.
Kadınların çevre konusundaki duyarlılığının da bir örneğini yansıtan Gandhi, Birleşmiş Milletler’in 1972’deki Stockholm Çevre Konferansı’nda “En büyük çevre sorunu yoksulluktur” diye haykırarak yoksullaşma, kapitalizm ve kirlilik ilişkisini net biçimde ortaya koymuş ve başlattığı eleştirilerle “sürdürülebilir kalkınma” kavramının da temellerinin atılmasına yol açmıştı.
Evet şimdi çok daha kapsamlı sorunlarla ve çok daha “ahlaksız” bir kapitalizmle karşı karşıyayız ama yine de ulusal-ekolojik mücadele ve evrensel işbirliğinden başka çare görünmüyor.
PROF.
DR.
HAKAN REYHAN