Haber Detayı

Yıkıcı bir aşk bu: ‘Uğultulu Tepeler’
Tunca arslan aydinlik.com.tr
13/02/2026 00:00 (12 saat önce)

Yıkıcı bir aşk bu: ‘Uğultulu Tepeler’

Yıkıcı bir aşk bu: ‘Uğultulu Tepeler’

Albert Camus, çok etkileyici ve öğretici incelemesi “Başkaldıran İnsan”ın daha hemen girişinde şöyle der: “Rüzgârlı Tepe’de Heathcliff, Cathie’yi alabilmek için bütün dünyayı öldürebilirdi, ama bu cinayetin mantıklı olduğunu ya da bir öğretiyle doğrulandığını söylemek usuna bile gelmezdi.

Yapardı bu işi, o kadar; onun bütün inancı burada durur.

Aşk gücü, bir de kişilik ister bu iş.” Emily Bronte’nin 1847’de yazdığı, İngiliz edebiyatının kurucu metinlerinden biri olarak kabul edilen, Türkçeye “Rüzgârlı Bayır”, “Rüzgârlı Tepe” olarak da çevrilmiş bulunan “Uğultulu Tepeler” (Wuthering Heights), gerçekten de Camus’nün dediği gibi “bütün dünyayı öldürme isteğiyle” dolu bir aşkı anlatır.

Yayımlandığı dönemin egemen ahlaki anlayışına ters düşen, aşkı romantize etmeyen ve idealleştirmeyen, tam tersine yıkıcı bir güç olarak sunan; örnek alınabilecek değil, çelişkili, acımasız ve saldırgan karakterler sunan roman sarsıcı bir intikam öyküsü etrafında şekillenir.

TARTIŞMALI BİR FİLM Sinemalarımızda bu hafta gösterime giren Emerald Fennell imzalı film, bu klasik eseri 136 dakikalık bir beyazperde öyküsüne dönüştürürken her şeyden önce anlatı yapısını ve çok katmanlılığı korumaya çalışmış, bir yandan da yeni bir perspektif sunmaya gayret etmiş.

Bunu ne derece başardığı, dünyada da çok tartışmalı.

Özetlersek, Yorkshire kırsalındaki bir malikanede, iki kuşağa yayılan bir tutku ve intikam öyküsü anlatan “Uğultulu Tepeler”, Earnshaw ailesinin sahiplendiği yetim Heatcliff’in evin kızı Catherine’e çocukluğundan itibaren saplantılı tutkusuna odaklanıyor.

Evde aşağılanan, hatta kırbaçlanan Heathcliff’in tutkusuna karşılık veren Catherine, sınıfsal kaygılarla zengin Edgar Linton’la evlenince öykü intikam boyutuna evriliyor ve ortalığı kötücül duygular kaplıyor.

Yıllar sonra zengin bir adam olarak dönen Heathcliff, büyük aşkını korurken, yıkım sürecini başlatıyor.

Tekrar Camus’nün satırlarına dönüp söyleyecek olursak, aşkının gücü de kişiliği de intikam duygusuna son derece uygun olan genç adam, trajik aşkın karmaşasına kapılıp gidiyor.

Alabildiğine anti-romantizm ve karanlık yüklü bir “yüreğinin götürdüğü yere git” öyküsü gözüyle de bakılabilir bu öyküye.

EMILY BRONTE UZMANLARI İÇİN Gotik romana yeni bir soluk getirme iddiasındaki Emerald Fennell, romanı okumamış ya da hakkında fazlaca ayrıntılı bilgi edinmemiş olanların çok zorlanacağı, anlamakta zorluk çekeceği bir filme imza atmış.

Bir edebiyat uyarlaması seyredilirken kaynak metni okumuş olmak şart değildir, senaryo öyküyü yeniden yaratmak ve seyircinin kafasında doğabilecek boşlukları doldurmak zorundadır.

Fennell ise geri dönüşlü anlatılan beyazperde öyküsünde buna pek kulak asmamış ve doğrudan “Emily Bronte uzmanlarına” seslenmiş gibi görünüyor.

Dolayısıyla, epeyce karışık, takip etmesi zor, iki temel karakter dışında diğerlerinin ister istemez birbirine karıştırıldığı bir film haline gelmiş “Uğultulu Tepeler”.

Görsel olarak kurulan stilize yapıda sorun yok ama eserin temelini oluşturan duygusal derinlik, içsel çatışma ve karakterlerin psikolojik çalkantısı oldukça zayıf işlenmiş.

Heathcliff’i canlandıran Jacob Elordi ile Catherine’e hayat veren Margot Robbie’nin bireysel performansları fena değil denilecek cinstense de “kimyalarında” tutmayan bir şeyler var, karşılıklı gerilimi yansıtmakta yetersiz kalıyorlar.

İlk kez yıllar önce, siyah-beyaz TRT’nin tek kanal olduğu dönemde bir televizyon dizisi olarak izlemiştim “Uğultulu Tepeler”i.

Sinema tarihinde de çeşitli uyarlamalar mevcut.

Tekinsizlik hissi veren o bildik atmosferden hayli uzak düşen, duygusal ağırlığı hafiflemiş bir film olarak “Uğultulu Tepeler” beni pek tatmin etmedi.

Romanı okumuşsanız, yine de seyretmenizde yarar var pek tabii ki.

İlgili Sitenin Haberleri