Haber Detayı

İran bir zamanlar Hıristiyan dünyasının gözdesiydi
Gündem ahaber.com.tr
15/02/2026 07:00 (4 saat önce)

İran bir zamanlar Hıristiyan dünyasının gözdesiydi

İstanbul'un fethinden sonra Türk tehlikesini durduramayan Hıristiyanlar, Osmanlı İmparatorluğu'nu arkadan vurmak amacıyla asırlarca İran'la sıkı bir işbirliği ve ittifak ilişkisi tesis ettiler. Türklerin iki ateş arasında kalmasıyla Avrupa'nın rahat edeceğini düşünen Hıristiyan dünyası, İran'daki...

İstanbul'un fethinden sonra Türk tehlikesini durduramayan Hıristiyanlar, Osmanlı İmparatorluğu'nu arkadan vurmak amacıyla asırlarca İran'la sıkı bir işbirliği ve ittifak ilişkisi tesis ettiler.

Türklerin iki ateş arasında kalmasıyla Avrupa'nın rahat edeceğini düşünen Hıristiyan dünyası, İran'daki devletleri ittifak vaatleriyle Osmanlı'nın üzerine sevk ederek Türk tehlikesinden bir müddet de olsa kurtulmayı hedeflemişti Fatih, İstanbul'un fethinden sonra durmadan fetihlerine devam etti.

Türk tehlikesini durduramayan Avrupalılar, Osmanlı İmparatorluğu'nu arkadan vurmak amacıyla İran'la sıkı bir işbirliği ve ittifak ilişkileri tesis etmeye çalıştılar.

Palombini, Setton, Niederkorn ve Lockhart'ın çalışmalarında bu konuda teferruatlı bilgi vardır.

Fatih'in Orta Anadolu fetihleri Timur'dan sonra ikinci bir tehlikeyi Osmanlı'yla karşı karşıya getirdi.

Doğu Anadolu ve İran'ı hâkimiyeti altında bulunduran Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, ortadan kaldırılan Anadolu beyliklerinin kışkırtmasıyla Fatih'in ilerleyişine karşı harekete geçti.

İran elçileri Venedik'te.

AVRUPA-İRAN İTTİFAKI Uzun Hasan, Trabzon Rum İmparatoru'nun kızı Theodora ile 1458'de evlenerek Osmanlılara karşı yardım sözü vermişti.

Ancak Fatih, 1461'de Trabzon'u fethederken Osmanlıların karşısına çıkamadı.

Akkoyunlu hükümdarı, Fatih'in karşısına çıkamamıştı ama adı Avrupa'nın gündemindeydi.

Avrupa'da Fatih tarafından 1461'de fethedilen Trabzon'un Uzun Hasan'ın eline geçtiği sanılıyor ve Akkoyunlu hükümdarının çok güçlü olduğundan, sağ omzunda haç işareti bulunduğundan ve Hıristiyanlara karşı dostluğundan bahsediliyordu.

Uzun Hasan'ın Sinop'u işgal ettiği, Venediklilere Gelibolu'yu teklif ettiği, İstanbul'a saldıracağı konuşuluyordu.

Avrupalılar, ikinci bir Timur buldukları hayaline kapılmışlardı.

Uzun Hasan, Osmanlılara karşı tek başına başarılı olamayacağını anladığı için, İran'da düzeni sağladıktan sonra Venediklilerle ittifak görüşmelerine başlayıp Avrupa'ya elçiler göndererek Osmanlı tehlikesi karşısında sinen Avrupa'yı yeniden harekete geçirmeye çalıştı.

Venedik-İran ittifakı Osmanlılar için gerçek ve ciddi bir tehdit oluşturacak, Türkler iki ateş arasında kalacaklardı.

Venedik, Avrupa'daki diğer prenslik ve devletlerle yapılan görüşmelerinde Akkoyunlularla ittifaklarını bir süre gizledi.

Müslüman bir devletle müttefik olmalarının Avrupa'da aleyhlerinde bir hava oluşturacağından korkuyorlardı. 1471'de Venedik elçileri papanın huzuruna çıktılar.

Giustiniani ateşli bir konuşma yaparak Papa'dan Haçlı Seferi düzenlemesini istedi.

Türklere karşı Haçlı Seferi düzenlemek için büyük gayret gösteren Papa IV.

Sixtus için İran-Venedik ittifakı yeni bir umuttu.

Şimdi artık sadece Hıristiyanları değil bütün dünyayı Osmanlılara karşı bir araya getirecek büyük bir ittifak mümkün görünüyordu.

Şah Abbas AKKOYUNLULAR YENİLDİ Irak ve Azerbaycan'ı ele geçirmesi ve Venedik'in müttefikliği Uzun Hasan'ı cüretkâr hâle getirmişti.

Fatih ise Uzun Hasan'ın Venediklilerle ve diğer Batılı güçlerle ittifak peşinde olduğunun farkındaydı. 1470'te Eğriboz'u fethedince Akkoyunlu hükümdarına fetihname göndererek üstü kapalı gözdağı vermişti.

Papalık, Venedik, Napoli ve Rodos Şövalyeleri'nin meydan getirdiği Haçlı donanması, Uzun Hasan'la temas kurabilmek ve Karamanlılara yardım için Silifke ve Gorigos gibi kaleleri alıp Karamanlı Kasım Bey'e verdiler.

Böylece kıyı şeridi Uzun Hasan ile ittifaka müsait hâle getirilmişti.

Venedik, Akkoyunlu hükümdarının istediği top, topçu ustası ve çeşitli silahları birkaç gemiyle İçel sahillerine gönderdi.

Ancak Osmanlıların aldıkları tedbirler yüzünden bu mühimmat Uzun Hasan'a ulaşamadı.

Fatih, Akkoyunlulara karşı savaşa girmeden önce batı sınırlarından emin olabilmek için Venedik'le 9 yıldır süregelen savaşı sona erdirmeye çalıştı.

Osmanlıların Akkoyunlularla savaşa girmesi üzerine rahat bir nefes alan Venedik, sulh teklifini geri çevirdi.

Uzun Hasan'ın ilk çatışmalarda başarılar kazandığı haberleri Venedik'te sevinçle karşılandı ve donanmaya İstanbul'a saldırma emri verildi.

Ancak bu sırada Kıbrıs'taki gelişmeler üzerine donanma Kıbrıs'a gitti.

Bu durum Venedik donanmasının Osmanlı toprakları için büyük bir tehlike oluşturmasını engelledi.

Fatih, 1473'te Akkoyunluları Otlukbeli'nde mağlup etti.

Ancak Venedik ve Papalık, Akkoyunlularla ilişkilerini devam ettirdi.

Venedik ve Papalık, Uzun Hasan'ın zihninde doğudan ve batıdan eşzamanlı bir saldırı düzenleyerek Fatih'i iki kıskaç arasında ezme fikrini canlı tutabilmek için ellerinden geleni yapmışlarsa da Uzun Hasan'ın 1478'te ölmesiyle bir netice alamadılar.

Anthony Sherley SAFEVİLERLE İŞBİRLİĞİ Safevi Devleti'nin kurulması üzerine İran'da hem Osmanlılar için daha büyük bir rakip ortaya çıktı, hem de İran'ın dini yapısı değişti.

Şah İsmail, Avrupa'da büyük bir heyecan fırtınası ve büyük ümitler yarattı.

Şii İran ve Hıristiyan Avrupa devletleri ittifakıyla Türkler iki cepheli bir savaşa mecbur bırakılacaktı.

Avrupa'da Şah İsmail hakkında birçok şey yazılıp çizildi.

Basra Körfezi'ne gelen Portekizliler, Safevilerle temasa geçtiler. 1514'te Çaldıran'da Yavuz karşısında mağlup olan Şah İsmail, Şarlken ve Macar Kralı Layoş'la ittifak kurmaya çalıştı. 1523 yazının sonlarında Şarlken'e bir mektup göndererek Hıristiyan devletlerin Türkleri ezmek için birleşmek yerine kendi aralarında savaşmalarına şaşırdığını ifade edip imparatoru ortak düşmana karşı harekete geçmeye çağırdı.

Avusturya'da Kral Ferdinand döneminde ise birlikte saldırmak yerine destek vaadiyle İran'ı Osmanlıların üzerine salıp Avrupa'yı bir süre de olsa Türk tehdidinden uzak tutmak fikri hâkimdi.

Şah İsmail'den sonra da İran-Avrupa ittifakı çalışmaları Venedik'in yanına Habsburgların da katılmasıyla devam etti.

Elçi teatileri, yapılan görüşmeler, tasarlanan planlar, müşterek cephe tesisi çalışmalarıyla Polonya ve Rusya gibi devletlerin bu ittifaka dahil edilmesi gayretleri sürüp gitti.

Haçlı ittifakının 1571'deki İnebahtı galibiyetinden sonra Papa V.

Pius, Şah Tahmasb'a bir mektup yazarak savaşın zahmetini değil zaferin meyvelerini paylaşmak üzere Türklere saldırmasını istedi.

Ancak şah böyle bir ittifaka girecek durumda değildi. 1583'te Papa XIII.

Gregorius, Avrupa'da Haçlı ruhunu ve İran ile ittifak projesini yeniden canlandırmaya çalıştı.

Papanın elçisi Vecchietti, İran'a gitti.

Ancak Şah Muhammed Hudabende böyle bir ittifakı tesis edebilecek bir hükümdar değildi.

İmparator Rudolf ve İspanya da Türkleri arkadan vurmak için İran'la temastaydılar. 1593'te Şah Abbas, Moskova'ya elçi göndererek Osmanlı karşıtı ittifak görüşmeleri yaptı. 1595'te Osmanlı aleyhindeki ittifak görüşmelerine hız verildi.

II.

Rudolf'un başını çektiği görüşmeler Moskova'da yapıldı.

İttifaka Papalık, İspanya, Rusya, Avusturya ve İran'ın dahil olması planlanıyordu, ancak bir netice alınamadı.

Buna mukabil İran ve Rusya arasında sonraki yıllarda da Osmanlı aleyhine ittifak kurmak için karşılıklı elçiler gönderildi.

Avrupa'da yazılan eserlerde Şiilik ile Protestanlık arasında mukayeseler yapıldı.

Bu konudaki ilk eser ise Campanella'nın 1602'de yazdığı 'Güneş Ülkesi'ydi.

HIRİSTİYAN OLAN İRANLILAR İngiliz Sir Anthony Sherley, Osmanlılara karşı Hıristiyan güçlerle işbirliği yapmak ve İngiltere ile İran arasındaki ticareti geliştirmek için 1598'de Şah Abbas'ın huzuruna çıktı.

Görüşmede şah, Osmanlı karşıtı bir ittifak kurmak istediğini söyledi.

İttifaka İngiltere, Fransa, Papalık, Avusturya ve Rusya'nın dahil olması planlanıyordu.

Bunun için 1599'da Sherley, Hüseyin Ali Bey Bayat adlı bir İranlının başkanlığındaki elçilik heyetiyle Avrupa'ya hareket etti.

Elçilik heyeti 1600'de Prag'da imparatorun, 1601'de ise Papa VIII.

Clemens'in huzuruna çıktı.

Daha sonra İspanya'ya giderek III.

Felipe ile görüştü.

Ancak yolda elçinin yeğeni Ali Kulu Bey, Kâtip Oruç Bey ve bazı heyet üyeleri Hıristiyan olmuştu.

Sherley ve Hüseyin Ali Bey, Şah Abbas adına Avrupalı devletlere şunları teklif etmişlerdi: Ortak düşman olan Osmanlı'ya karşı birlikte hareket edilecek ve Osmanlı müttefikler tarafından aynı anda farklı cephelerden saldırıya uğrayacak; şah düşmanla yalnız karşılaşmayacağından emin olduğu anda ordusuyla Osmanlı üzerine yürüyecek; topraklarında Hıristiyanlara imtiyazlar sağlayacak ve Avrupalılara faaliyet hakkı verecekti.

TÜRKLERİN USTA SİYASETİ III.

Felipe'ye ayrıca Osmanlı yok edildikten sonra, daha önce Safevilere ait olan toprakların onlara, kalan bütün toprakların ise İspanya'ya verileceği belirtildi. 1602'den itibaren Avrupalı elçiler, Osmanlı aleyhindeki ittifaka dair saraylarının cevaplarını İran'a getirmeye başladılar.

Prag, Roma ve Madrid'den İran'a yazılan cevabi mektuplarda şahın planları memnuniyetle karşılandı ve Osmanlı'ya saldırması için teşvik edildi.

Ancak İspanya'dan istediği desteği alamayan Şah Abbas hayal kırıklığına uğradı.

Şah, İngilizlerle askeri işbirliğine girerek bölgede kuvvetlendi.

Şii İran, Hıristiyan âlemi tarafından Türklerle mücadelede 'Tanrı'nın bir lütfu' olarak telakki ediliyordu.

Ancak iki uzak dünya arasındaki mesafe ve elçilerin o zamanın zor şartları içinde uzun süren gidip gelmeleriyle geçen zaman, planlanan teşebbüslerin güncelliğini, tasarlanan politik tedbirlerin geçerliliğini kaybetmesindeki en önemli etkendi.

Planlanan seyahatler sona erinceye kadar şartlar değişmekte, giden elçilerin ve gönderilen mesajların anlamı kalmamaktaydı.

Ayrıca 16. yüzyıldaki usta Türk siyaseti, geniş ve çok iyi işleyen haber alma teşkilatı ile Hıristiyan devletlerinin Şii İran ile aynı cephede bütünleşmelerine yerinde yapılan diplomatik müdahaleler, ani saldırılara pek imkân tanımamıştı.

İSVEÇLİLER İRAN TOPRAKLARINDA 17. yüzyılın ikinci yarısında İsveç, İran ile diplomatik ilişki kurdu. 1679'da Fabritius, elçi olarak gönderildi.

Amaç Polonya'yla birlikte Baltık'ın güneyindeki İsveç topraklarını da tehdit eden Osmanlılara karşı İran'ı savaşa teşvik etmekti.

Ancak Şah Süleyman, savaşçı bir hükümdar değildi.

İsveç Kralı, 1683'te Fabritius'u Osmanlıların Viyana'yı ciddi biçimde tehdit ettiği ortamda şahı Osmanlılara karşı harekete geçirmek ve ticaret anlaşması yapmak için ikinci defa elçi olarak gönderdi.

Aynı dönemde Polonya da Suski isimli bir elçi göndermişti.

Ancak zayıf şahtan dolayı bir netice alamadılar.

İlgili Sitenin Haberleri