Haber Detayı

Dağlardan taşan bir devrimci: Daşar Karadağ
Kadim ülker aydinlik.com.tr
15/02/2026 15:13 (1 saat önce)

Dağlardan taşan bir devrimci: Daşar Karadağ

Dağlardan taşan bir devrimci: Daşar Karadağ

Sanırım yıl 1975’ti.

Ankara’da öğretmenlerin kurduğu derneklerin, TÖB-DER’in (Türkiye Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği) kongresi vardı.

Yaşım on beş, on altı… Lise öğrencisiyim.

Okulumuzda neredeyse her gün olaylar olurdu.

Rahmetle andığım analarımız bizi okula getirip götürürdü.

Korkumuz vardı ama bir o kadar da yeni şeyler öğrenme isteğimiz… İkisi de tavan yapmıştı.

Okulumuz, karşıt düşüncelilerin yurtlarına en fazla iki yüz metre uzaktaydı.

Lisemizin altına da sırf bize karşı olsun diye bir dernek kurulmuştu.

Bizler saldırılara çare arıyorduk.

Kendisini sevgi ve saygıyla andığım rahmetli Hasan Yalçın, “Anneleriniz ne güne duruyor, sizinle dursunlar ya,” demişti.

Bu sözlerden sonra annelerimizi yanımıza katıp okula gidip gelmeye başladık.

Kavgalara onlarla birlikte giriyorduk.

Bu süreçte Pol-Der, Pol-Bir ve TÖB-DER gibi örgütlerin varlığından haberdar olduk.

Onlardan biri olan TÖB-DER’i yakından tanımak için Ankara Necatibey Caddesi’ndeki bir sinemada yapılan kongreyi izlemeye gittim.

İçeri giremedim; zaten öğretmenler bile dışarıdaydı.

Salon tıklım tıklımdı.

KARA YAĞIZ, ÇAKI GİBİ BİR GENÇ Sinema önünde öbek öbek tartışmalar vardı.

O kalabalığın bir köşesine girip konuşulanları ilgiyle dinledim.

Daha önce duymadığım kelimelerle karşılaşıyordum.

Yeni kelimeler, yeni isimler… Her şeyi anlayamıyordum.

İlkokulu köyümde okumuştum; Ankara ve Mersin’de geçen üç yıllık serüvenim kelime dağarcığımı geliştirmişti ama onları tümüyle anlamaya yetmiyordu.

O tartışmalarda kara yağız, çakı gibi bir genç dikkatimi çekmişti.

Genellikle son sözü o söylüyordu.

Karşısında söyleyecek sözü kalmayanlar tartışmayı birer birer terk ediyordu.

O yalnız kalınca başka bir grubun yanına gidiyor, orada da aynı etkiyi yaratıyordu.

Ben de peşinde gidiyor, onu takip ediyordum.

Katıldığı tartışmaları dinledim.

Bir ara birilerine bu kara yağız delikanlının kim olduğunu konuşmalar içinde söylemişlerdi. “Daşar Karadağ,” dediler.

Kendi kendime, “Bu ne biçim isim,” dedim.

Dağları kutsayan bir dağ köyü çocuğu olarak Karadağ soyadı bana ayrı bir anlam taşıyordu.

Sonra Daşar ismini düşündüm.

İlk defa duyuyordum bu ismi.

Bu isim de bana bir ayrıcalıklı izlenim veriyordu.

Orta Anadolu’da K harfi G, T harfi D olarak okunur.

Daşar, Taşar olmalıydı: Karadağ’dan taşan…TÖB-DER kongresinde Daşar Karadağ gerçekten de dağlardan taşan bir su gibi çağlıyordu.

Yıllarca onun kim olduğunu daha iyi öğrenmek istedim ama uzun süre buna fırsat bulamadım.

Yalnızca Aydınlık hareketinin birçok eyleminde yer aldığını duyuyordum.

Pazarcık köylülerinin toprak mücadelesinde onların yanında olmuştu.

İşçi Köylü Gazetesi’nden Proleter Devrimci Aydınlık’a, Halkın Sesi’nden günlük Aydınlık’a ve Ulusal Kanal’a kadar birçok yayına emeğiyle katkı sunmuştu.

Bugün her gün gazete okuyup televizyon izleyebiliyorsak, bunda Daşar Karadağ gibi öncülerin payı büyüktür.

PEKİ KİMDİ DAŞAR KARADAĞ?

Erzincan’ın bir köyünde, beş çocuklu bir ailenin en büyüğü olarak doğmuş.

Anne babası dişini tırnağına takarak çocuklarının hepsini okutmuş.

Anadolu’da yaz tatili yan gelip yatma zamanı değildir; tarlada, tapanda çalışırlarmış.

Karadağ kardeşler de anne babalarına köyde emekleriyle destek olurlarmış.

Daşar, şehirde Köy Enstitülü halasının yanında okumuş.

Dünyaya artık bir Köy Enstitülünün penceresinden bakmaya başlamış.

O zamanlar Ant Dergisi Erzincan’a üç adet gelirmiş.

Birini Daşar alırmış, ikincisi sürgün bir öğretmene gidermiş.

Üçüncüsünün izini sürmüşler, ancak onun kim olduğunu bulamamışlar.

Bayındırlık Bakanlığı’nda görevli bir müdür aracılığıyla sosyalist düşüncelerle tanışmış.

Okuduğu ilk siyasi kitap Stalin aleyhine yazılmış bir çalışma olmuş.

Ardından okumaya daha çok sarılmış.

Dimitar Dimov’un Tütün romanı onu derinden etkilemiş.

Oradaki kahramanlar gibi adsız bir mücadele insanı olmak istemiş.

Üniversitede Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü’ne girmiş. 1968’de Aydınlık hareketiyle, 1969’da Doğu Perinçek’le tanışmış. 68 kuşağının eylemlerine Ankara’dan katılmış.

Türkiye İhtilalci İşçi ve Köylü Partisi’nden Vatan Partisi’ne uzanan çizgide, hiçbir karşılık beklemeden çalışmış.

YETMİŞ DOKUZ YAŞINDA, HÂLÂ DİRİ BİR AYDINLIKÇI Bugün yetmiş dokuz yaşında, hâlâ diri bir Aydınlıkçıdır Daşar Karadağ.

Parti çalışmaları dışında Özel Tekstil’de çalışmış, primleri oradan ödenmiş ve emekli olmuştur.

Aydınlık hareketinde Özel Tekstil’in özel bir yeri vardır; 2000’e Doru ve Aydınlık Gazetesi’nin çıkmasında ve ayakta kalmasına çok önemli katkı sağlamıştır.

Daşar Karadağ, arkadaş canlısıdır.

Avrupa’yı defalarca gider, ancak müzeleri, tarihi yapıları ve güzelliklerini görme yerine arkadaşlarıyla muhabbet etmeyi seçmiştir.

Çin’de, Kore’de, İran’da partisini gururla temsil etmiştir.

Buna rağmen öne çıkmayı değil, sade yaşamayı seçmiştir.

Benim için Daşar Karadağ efsaneleşmiş bir devrimcidir.

Aydınlık hareketi nice mücadele insanı yetiştirdi.

Bunlar ağır şartlarda Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesinde alın teri döktü, bazıları ise can verdi.

Ne yazık ki hayatını kaybedenleri vefatlarından sonra yazdık.

Oysa ben yaşamış oldukları dönemlere damgasını vurmuş ve vuran öncüleri hayattayken yazmak gerektiği düşüncesindeyim.

Bu yazı, emekleriyle Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesine öncülük eden kuşak için bir başlangıç olsun istedim.

Bunun da bir borç olduğunu düşüncesindeyim.

Daşar Karadağ’a bir borcum daha var.

Yıllar önce onu Viyana’daki evimde ağırlamıştım.

Bir gün bir şapka dükkânının önünde durmuş, fötrlere bakmıştı.

Dükkân kapalıydı, cebimizde o zaman bir fötr alacak paramız da yoktu.

O gün içimden söz vermiştim: Daşar ağabeye gördüğümde bir fötr şapka alacağım.

İlk karşılaştığımızda, gençlik idollerimden birine küçük de olsa borcumu ödeyeceğim.

İlgili Sitenin Haberleri