Haber Detayı
DEM Parti: 'Komisyon raporu ikinci aşamanın resmi başlangıcı'
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Meclis Komisyonu’nun ortak raporunu 'ikinci aşamanın resmi başlangıcı' olarak değerlendirdi. 'Kürt meselesi terör meselesi değildir' diyen Doğan, rapordaki bazı kavramlara itiraz etti, Kürtçe için yasal düzenleme çağrısı yaptı
Artı Gerçek - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.
Ramazan ayının 'hayırlara vesile olması' dileği ile sözlerine başlayan Doğan, DEM Parti olarak birinci gündemlerinin Meclis Komisyonu çalışmaları olduğunu söyledi.
Doğan, Komisyon'un ortak raporuna dair şunları söyledi: "Ne çıkacak bu Komisyondan, neler tavsiye edecek, hangi önerilerle Meclis’e yeni bir mesai tavsiyesinde bulunulacak diye bir beklenti vardı.
Uyarılar yaptık ve bu uyarıların bir bölümü bugün o raporda hayat buldu.
Bir bölümü ise görmezden gelindi.
Hakikati ve her şeyi göze alarak, dile getirenlerin hatıralarını unutmayacağız.
Şimdi bu aşamaya gelene kadar çok sayıda insan da dinlendi.
Farklı kurumlar da dinlendi.
Onlara da bir teşekkürü borç biliyoruz.
Çünkü komisyon raporunun tüm eksiklerine rağmen bu şekilde çıkabilmiş olması, özellikle 6'ncı ve 7'nci başlıklarda demokratikleşmeye dair, bundan sonra atılacak yasal adımlar ve hukuki düzenlemelerle ilgili tavsiyelere dair bu dinlemelerin çok katkısı olduğunu belirtmek isterim.
O yüzden yalnızca bu süreçte yer alan siyasi partilere değil, doğrudan ve dolaylı katkısı olan herkese DEM Parti adına teşekkür ederiz. 'RAPORU İKİNCİ AŞAMANIN RESMEN BAŞLANGICI OLARAK KABUL EDEBİLİRİZ' Sayın Öcalan'ın da son görüşmede DEM Parti İmralı heyetine söyledi; Artık ilk aşama resmen tamamlanmış oldu.
Yeni bir aşamaya geçildi ve bu raporu ikinci aşamanın resmen başlangıcı olarak kabul edebiliriz.
Bundan sonra yeni bir takvim ihtiyacı var.
Bu yeni takvimin nasıl işleyeceğine ilişkin komisyon, hazırladığı raporunda da detaylı bir şekilde aslında ifade ediyor.
Ancak bu başlıkların altı nasıl doldurulacak, nasıl uygulanacak, dünden beri kamuoyunun en çok merak ettiği ve bu konuya ilişkin yoğun olarak yönelttiği sorular arasında bu sorular da yer alıyor. 'EMEP VE TİP'İN DE İMZASI OLSUN İSTERDİK' Rapor hayati aşama açısından ön açıcı olmalı.
Yine komisyonun raporda yer verdiği tespit ve tavsiyelerin zaman kaybetmeden yerine getirilmesi için bir an önce yasal düzenlemelere dair çalışmalara başlanmalı.
Meclis'in bütün mesaisini bundan sonra bu meselenin çözümüne ve Türkiye'nin demokratikleşmesine dair yapılması gerekenlere ayırması gerekir.
Komisyon üyelerinin üzerinde mutabakata varabilecekleri bir nihai rapor bekleniyordu.
Şimdi artık o rapor tüm tartışmalara rağmen tamamlandı.
Gönül isterdi ki 51 üyenin tamamının evet oyu verebileceği bir rapor çıkmış olsun ama böyle olmadı.
O uyarılar, dikkat çekilen başlıklar, konulması gereken ve konulması gerektiği düşünülen şerhler de elbette dikkate alınmalı.
Ancak biz isterdik ki o raporun altında TİP’in de EMEP’in de tüm eleştirilerine rağmen imzası olsun. 'ESKİNİN DİLİYLE YENİYİ İNŞA ETMEK İMKANSIZ' Şunu da söylemek gerekir; eskinin diliyle yeniyi inşa etmek imkansız.
O yüzden eskinin dilinden vazgeçmek gerekir.
Bu bizim yaptığımız en başından bugüne kadar en temel uyarılardan biriydi.
Gördük ki raporda eskinin diline dair bir ısrar var.
Bundan vazgeçmek için o kadar çok neden var ki; Türkiye'nin acı deneyimler ile tecrübe ettiği, buradan ders çıkarmış olmak gerekirdi.
Peki, bir de rasyonel durum var.
Bölge değişti ve sözünü ettiğimiz mesele çok boyutlu, çok katmanlı, tarihsel, sosyolojik, ekonomik pek çok açıdan değerlendirecek boyutu olan bir hak ve özgürlükler meselesi.
İnkâr siyasetinin yarattığı sonuçları konuşuyoruz.
İnkar siyasetinin yarattığı sonuçları konuşurken bunu gerçekçi bir şekilde ortaya koymak gerekir.
Öyle ortaya koymak gerekir ki bundan sonraki yol buna uygun bir şekilde yürünebilsin.
Aksi takdirde iç ve dış politikanın bu kadar iç içe geçtiği bir zaman diliminde değişen bölge dinamiklerini, değişen parametreleri değerlendirmeden önümüzdeki süreci değerlendirmek, önümüzdeki tarihi fırsatı değerlendirmek, kırılgan noktalarıyla birlikte ele almak hepimizi zorlayabilir. 'TERÖR KAVRAMINDAN VAZGEÇMELİYİZ' O yüzden bu ortak raporda görülmeyen, bizim farklı görüşlerimiz olarak ifade ettiğimiz, dün komisyon üyelerimizin komisyonda da ifade ettikleri 'Terörsüz Türkiye' süreci gibi tanımlamalar yerine komisyon ortak rapor taslağında diyor ki; 'Terörsüz Türkiye süreci', 'terör örgütü', 'terör belası' bu kavramlar gerçekçi kavramlar değil.
Kürt meselesi böyle indirgemeci bir yaklaşımla onlarca yıldır çözülmedi, çözülemedi.
O yüzden bu yaklaşımı terk etmeye davet ediyoruz. 'KÜRT MESELESİ TERÖR MESELESİ OLARAK GÖRÜLEMEZ' Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu mesela.
Buradan ilham alabilecek bir isim toplumun daha geniş kesimleri tarafından desteklenebilirdi ve güven duygusu pekiştirilebilirdi.
Bu yapılmadı, bu tercih edilmedi.
Buna itirazımızı, buna ilişkin reddimizi tarihsel olarak nedenleri ile birlikte dün komisyonda ifade ettik.
Biliyorsunuz biz mevcut süreci Sayın Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrıya ismini veren Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak tanımlıyoruz.
Tüm çalışmalarımızı da bu yönlü yürütüyoruz.
Ayrıca barış ve demokrasi mücadelesi bizim onlarca yıldır verdiğimiz mücadelenin adı ve bizim varlık nedenimiz.
Kürt meselesi bir terör meselesi olarak görülemez.
Dar kalıplardan, eski tariflerden ve tanımlardan vazgeçmek gerekiyor.
Dillerin birlikte eşit ve özgür şekilde yaşayabilme imkanları var. 'KÜRTÇE'YE DAİR YASAL ADIMLAR DÜŞÜNÜLMELİ' 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü yaklaşıyor.
Bu konuda da Türkiye aslında çokça tartışma yürüttü.
Türkiye çok dilli bir ülke, Türkiye çok kimlikli bir ülke.
Bu dillerin birlikte eşit ve özgür şekilde yaşayabilme imkanları var.
Ayrıca Türkiye'de Türkçeden sonra en çok ve en yaygın şekilde konuşulan dil Kürtçe'dir.
Şimdi Kürtçe'nin kullanımına, kamusal alanda özgür bir biçimde yaşamasına dair önümüzdeki süreçte elbette birtakım hukuki düzenlemeler, yasal adımlar düşünülmeli.
Bu komisyonun gündemi değildi.
Çünkü bu aynı zamanda bir anayasa meselesi ve bu komisyon anayasa meselesini tartışmayacağını ilk günden ifade etti.
Bu başlıkların somut bir karşılık bulması, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin gerçek sınavı olacak bundan sonra.
Bu sınav hepimiz için tarihi bir sınav.
Bundan sonrasını takip etmek, bundan sonra raporun tavsiyelerini Meclis’in hızla gündemine almasını ve bu konuda çalışmalar yapmasını sağlamak yalnızca siyasi partilerin değil, o komisyona gelip fikirlerini, görüşlerini aktaran, aktarmak isteyen, aktaramayan, doğrudan dolaylı katkısını bu meselenin çözümüne ulaştırmak isteyen herkese buradan DEM Parti olarak sesleniyoruz; Ortak raporu takip etmek, raporun tavsiyelerini bağlayıcı olduğunu unutmadan böyle tartışmalar da görüyoruz. 8 MART VE 21 MART GÜNDEMİ Şimdi tabii ki yalnızca bu rapor değil gündemimiz.
Biliyorsunuz sahaların, alanların, meydanların hareketleneceği bir döneme giriyoruz. 8 Mart yaklaşıyor.
Bir yandan 21 Mart Newroz yaklaşıyor.
Biz zaten hep alanda, meydanda olan bir siyasi parti olarak bunu daha da çok hareketlendireceğiz.
Barış ve demokratik toplum sürecinin toplumsallaşmasının ne kadar hayati olduğunu da en başından beri ifade ediyoruz ve sizlerle her yerde buluşmaya çalışıyoruz.” (MA)