Haber Detayı
Yayla'dan şarkıcı Ergen'e yanıt: Tek parti döneminde Türkiye çok mu özgürlükçüydü?
Siyaset bilimci Atilla Yayla, şarkıcı Gülben Ergen’in Cumhuriyet ve Mustafa Kemal’in Türkiye’ye özgürlük getirdiği yönündeki paylaşımına yanıt verdi. Yayla, bağımsızlığın tek başına özgürlükçü bir düzen anlamına gelmediğini belirterek tek parti dönemini özgürlük ölçütleri üzerinden değerlendirdi.
Siyaset bilimci ve akademisyen Atilla Yayla Türkiye gazetesindeki, şarkıcı Gülben Ergen’in Afganistan’daki yönetime yönelik eleştirileri çerçevesinde Cumhuriyetin Türkiye’ye özgürlük getirdiği yönündeki görüşlerine karşılık bir makale kaleme aldı.
Yayla, Ergen’in yaklaşımında “ciddi bir kavram karışıklığı” bulunduğunu ifade etti.
Yayla’ya göre bağımsızlık, bir devletin başka bir devletin egemenliği altında olmaması anlamına gelir; ancak bu durum, bireysel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı bir sistemin varlığını otomatik olarak garanti etmez.
Yayla, özgürlükçü bir yönetimin temel unsurlarını şu şekilde sıraladı: Serbest ve adil seçimler, iktidarın barışçıl şekilde el değiştirebilmesi, doğal hakların tanınması, ifade, basın ve örgütlenme özgürlüğü, hukuk önünde eşitlik, azınlık haklarının korunması, yürütmenin yargı denetimine açık olması, devlet gücünün sınırlandırılması.
Yayla, özgür bir sistemin temel göstergesinin bireyin devlet karşısında güvence altında olması olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin tek parti dönemini bu ölçütlerle değerlendiren Yayla, bağımsız bir devlet yapısı bulunmasına rağmen özgürlükçü bir düzenin mevcut olmadığını ifade etti.
Yazısında siyasal çoğulculuğun fiilen ortadan kalktığını, iktidarın tek elde toplandığını ve ifade özgürlüğünün ciddi biçimde sınırlandırıldığını belirtti.
Yayla’ya göre temel sorun, devletin seküler ya da dini referanslara dayanması değil; toplumu yukarıdan aşağıya dönüştürme iddiası ve bunun dayatmacı yöntemlerle uygulanmasıdır.
Yayla, tek parti döneminde özgürlük alanını daralttığını öne sürdüğü uygulamalar arasında şunları sıraladı: 30 Kasım 1925 tarihli 677 sayılı Kanun ile tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması Dini unvan ve sıfatların yasaklanması 25 Kasım 1925 tarihli Şapka İktisası Hakkında Kanun 26 Kasım 1934 tarihli 2590 sayılı Kanun ile sivil unvanların kaldırılması Din eğitiminin 1924–1948 arasında geriletilmesi Takrir-i Sükûn Kanunu (1925) ve 1934 İskân Kanunu çerçevesinde Kürtçenin kamusal alanda kullanımına getirilen fiili yasaklar Türkleştirme politikaları 1932’de ezanın Türkçe okunmaya başlanması Alfabe değişikliği Yayla, bu sözde reformların devlet zoruyla ve yukarıdan aşağıya uygulanmasının özgürlük alanını daralttığını belirtti.
Demokratik toplumlarda reformların meşruiyetinin yalnızca amaçtan değil, uygulama yönteminden de kaynaklandığını belirten Yayla, özgürlük tartışmalarında yöntem meselesinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti.