Haber Detayı

El Uzatmak ve El Vermek Varken Dil Uzatıp, Sırt Dönmek Niye?
Neşe doster gercekgundem.com
26/02/2026 06:00 (6 saat önce)

El Uzatmak ve El Vermek Varken Dil Uzatıp, Sırt Dönmek Niye?

Zor ve zorlayan günlerden geçiyoruz, her gün yeni bir gündeme uyanıyor sorunlar yumağıyla boğuşuyor, eğitimden ekonomiye halkımızı derinden etkileyen senaryolarla, bildirilerle, genelgelerle uğraşıp duruyoruz.

Bilimsel üretim, akademik özgürlük, istikrar, uluslararası itibar, temsil mekanizmalarında liyakat, kültürel çalışmalar, teknik altyapı, sorgulayan akıl, bağımsız bilim, kurumsal güvenilirlik, kamusal yarar ve akıl neden yönetimin kapsama alanı dışında kalarak ilgi alanına girmiyor ve durmadan askıya alınıyor?Bir yere koyamadığımız bunca duygu ve sorunlar yumağı varken yöneticilerin ve yönetime talip olanların birincil ve asli görevi halkın huzur ve mutluluğu olmalıdır.

Ne derdi 9.

Cumhurbaşkanımız Rahmetli Süleyman Demirel tarihi sözünde: “Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur.”Yurttaş ucuz kuyruklarda çile çekerken, çocuklar, gençler okula aç gidip derslerde uyuklarken, evlerde tencere kaynamazken, babalar evlatlarına harçlık veremezken, anneler boş mutfaklarında ne yapabilirim telaşına düşerken, tüm olumsuzluklara rağmen yönetim dimdik ayakta iken Demirel’in efsane sözü hala geçerli midir?

Tartışılır!Yaygın deyişe göre tencere hükümet, tava muhalefet, kaşık halkmış. “Yaşamıyoruz, sadece idare etmeye çalışıyoruzu!” diyen kadın, ”En son ne zaman et yediğimi hatırlamıyorum!” diyen emekli, “Eskiden ev ve araba almak için hayal kurardık, şimdi et alma hayali kuruyoruz” diyen emekçi, iftar çadırlarında uzayıp giden her yaştan kuyruklar, iftar sofralarında posterli afişle poz veren bakanlar, TÜİK’e göre halkın yarısından çoğunun mutlu olduğu bir ülke, 30-34 yaş arası eğitimli gençlerin yüzde 31.5’inin evde oturduğu bir dönem ve yazılmayan çizilmeyen pek çok şey bize bir şey söylemiyorsa Demirel’in sözü geçerlidir ama yönetim çok şanslı, halkımız ise TÜİK’e göre çok mutlu ve gayet mesuttur.“Ev hayalinden et hayaline” örneğinden sonra asıl sorulara gelirsek?Mesela emeklilerin maaşı neden yükseltilmiyor ve açlık feryadı duyulmuyor?Örneğin öğrenciler ve gençler neden okullarına aç gidiyor?Misal büyük hayallerle ve umutlarla okul kazanıp bitiren gençler niçin iş bulamıyor?İşçilerin, emekçilerin asgari ücreti neden bu kadar düşük tutularak, çilesi görmezden geliniyor?Esnafın kepenk kapatmasının önüne neden geçilmiyor ve niçin çözüm yerine icra dairelerinin yolu gösteriliyor?Memurlar, öğretmenler geçinebilmek için neden ikinci bir iş bulmak zorunda kalıyor?Neden maaş zammı yerine iğneden ipliğe hayatın her alanına zam yağmuru yağıyor?Neden bir tarım ülkesi olan ülkemizde çiftçileri desteklemek yerine tarım alanları çimentoya boğuluyor?

Niçin yönetim 126 ülkeden 80 çeşit tarım ürünü almak zorunda kalıyor?Niçin köprüler, otoyollar satışa çıkarılıyor ve neden sata sata elde cumhuriyetin kaleleri olan fabrikalar kalmıyor?Neden gözdağı vermelerle, gürültülü ve ürkütücü sahnelerle, silah ve mayınlarla, mafya hesaplaşmasıyla dolu ekranların yarattığı gerginlik ve biraz da özenti yetmiyormuş gibi bir de ekonomik belirsizliğin, duygusal baskıların, çözümlenmemiş korkuların, bitmeyen zihinsel koşuların neden olduğu toplumsal gerginliği azaltacak tedbirler alınmıyor?Niçin toplumun sinir uçlarına dokunan, sinir sistemini bozan, umudu azaltan, gençleri özendiren, duygusal çöküntülere ve arayışlara neden olan ve adeta alarm veren bazı şeyler ısrar ve inatla görmezden geliniyor?Yine ertelenen hayallerin, yerle bir olan umutların, unutulan gülüşlerin, heyecan veren buluşmaların neden olduğu kırılmalar birilerini niçin ilgilendirmiyor ve o birileri daha fazla zaman yitirmeden işe el atıp acilen neden çözüm yolları sunmuyor?Özetle!

Düşler sınır tanımıyor.

Sınırları zorlayarak sinirleri daha fazla germenin kime ne faydası var?

Bu soruya uzun süredir yanıt aranıyor ve maalesef bulunamıyor.Yazıya noktayı başkaları koyarsa etkili olurlar deyip ben aradan çekiliyorum.Eski ABD devlet başkanlarından Abraham Lincoln diyor ki: “Son tahlilde önemli olan yaşamımızdaki yıllar değil, yıllarımızdaki yaşamdır.”Şilili şair ve diplomat Pablo Neruda diyor ki:“Ne yapalım yani.

Bu dünyanın gerçekleri varsa, bizim de hayallerimiz var.”Arjantin'de çok yaygın olan ve özellikle kadınların ağzından sıkça duyduğum bir söz şöyle: “Cesaret olmazsa esaret başlıyor.”Önemli not: Ne anlamlı ve doğru sözler seçtim değil mi, övünmek gibi olsun!

İlgili Sitenin Haberleri