Haber Detayı
Ticaret savaşlarının gölgesinde Afrika ve ekonomik dönüşümü
Geçtiğimiz yıl Afrika için hem bir sınav hem de bir dönüm noktası niteliğindeydi. Trump yönetiminin küresel ticaret düzenini altüst eden gümrük vergileri, çeyrek asırlık AGOA anlaşmasının fiilen bitişi ve Çin ile Batı arasında derinleşen jeopolitik yarış kıtayı tarihinin en karmaşık ticari koşullarıyla yüzleştirse de dirençli ekonomik performansıyla farklı bir hikâye ortaya çıkardı.
Yönetim Danışmanı BARIŞ SAZAKTicari savaşlar ve değişken küresel jeopolitik gelişmelere rağmen, 2025 yılında Afrika ekonomilerinin dayanıklılık testinden geçer not aldığı kanısındayım.
Ticari ve politik baskılar daha küçük ve kırılgan ekonomiler üzerinde ağır hissedilse de kıta, uluslararası tedarik zincirleriyle uyumlu biçimde piyasalarla bağını sürdürmeyi başardı.
Kuzey Afrika, 2025 yılında bir puan artışla yüzde 4,3 büyüdü.Bölge ülkelerinin ödemeler dengesindeki iyileşme ve istikrarlı kur dengeleri iç talebi büyüttü.
ABD gümrük tarifelerinin etkisi, ihracatın büyük ölçüde muaf tutulan hammaddelerden kaynaklı olmasından dolayı sınırlı kaldı.
Diğer yandan Avrupa Birliği'ne ihracat artmaya devam etti.
Mısır başta olmak üzere artan doğrudan yabancı yatırımlarla bölge önümüzdeki dönemde de istikrarlı bir ekonomik büyüme sergileyebilir.Sahra Altı Afrika (SAA) bölgesi de diğer tarafta 2025 yılında tahminlerin üzerinde bir performans ile yüzde 4 büyüdü.
Bu tabloda yüksek performans gösteren ülkeler için başlıca itici güç, yavaşlayan enflasyon ve beklentilerin üzerinde seyreden emtia fiyatları oldu.
Özellikle altın, değerli metaller ve kahve pek çok ülkenin kamu gelirlerini olumlu yönde besledi.
Bununla birlikte bölge ekonomilerinin performansının dengesiz görünümü devam etmekte.
SAA ekonomilerinin yaklaşık yarısı büyüme hızını artırırken geri kalanlar ivme kaybetti.
Doğu Afrika; önceki yıla oranla yavaşlasa da Etiyopya, Ruanda ve Tanzanya'nın güçlü performansının katkısıyla yüzde 5,9 büyüdü.
Batı Afrika’da; Senegal, Kotdivuar ve Nijer ön plana çıktı.
Diğer ana ekonomik bloklardan Nijerya ve resesyon eğişindeki Güney Afrika da önceki seneye göre vites arttırdılar.Temel riskler, ABD ve ÇinÖzellikle II.
Trump dönemiyle kesintiye uğrayan küresel resmi kalkınma yardımları birçok ekonominin gelirlerine darbe vurdu.
Yüksek kamu borcu ve artan borçlanma maliyetleri kıta için ciddi sorun olmaya devam ediyor.
Ekonomik büyümenin artan ivmesi kişi başı gelirlere ve altyapı yatırımlarına kısıtlı şekilde yansımakta.
Yoksulluk ve istihdam sorunlarının çözülmesi için gelir dağılım mekanizmalarının toplum geneline yayılması gerekiyor.
Ciddi asayiş sorunlarına sebebiyet veren bu konu kıtanın en ciddi problemi.Bu noktada ABD’ye ilave parantez açmakta fayda var.
Afrika Büyüme ve Fırsat Yasası (AGOA) geçtiğimiz haftalarda 2026 sonuna kadar uzatıldı.
Çeyrek asırlık bir anlaşma olarak SAA ülkelerine 1800'den fazla ürün kategorisinde ABD pazarına gümrüksüz erişim hakkı tanıyordu.
AGOA kaldıraç etkisiyle Kenya, Lesoto, Madagaskar, Etiyopya ve Eswatini gibi ülkelerde tekstil, tarım ve hafif imalat sektörlerinde yüz binlerce istihdam sağlandı.
Ekimde kadük duruma düştükten sonra bu sektörler etkilense de uzatılmasıyla kısa vadede ciddi bir tesiri olmayacak.
Ham petrol, altın, platin ve değerli taşlar gibi Afrika'nın başlıca ihracat kalemleri ise yeni ABD tarifelerinin kapsamı dışında tutuluyor.Bir yandan ABD tarife duvarları örerken ve kalkınma yardımları gibi politika araçlarını kısıtlarken, Çin de tam tersi bir doğrultuda 2025'te 33 Afrika ülkesi için tüm gümrük tarifelerini sıfırladı.Kıtanın en büyük iş ortağı Çin ile ticaretin 2033'e kadar 173 milyar dolar büyümesi öngörülse de bu dengesiz ticari ilişki ciddi sorunlar doğurabilir.
Afrika işlenmiş mal ithal ederken, hammadde ihraç ediyor.
Bu tablo kıtanın; yetersiz sanayi kapasitesi, aşırı düşük katma değerli üretimi ve yetersiz istihdamı gibi kronik yapısal sorunlarını besleyecektir.
Örneğin 2018-19 ABD-Çin ticaret savaşlarında, Nijerya'ya Çin'den gelen düşük maliyetli tekstil ithalatı yıllık bazda yüzde 18 artış kaydetti.
Bu durum onlarca yerel imalathanenin kapısına kilit vurmasına sebebiyet vermişti.
Bu noktada Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesine (AfCFTA) yönelik geliştirilecek politika araçları ve altyapı yatırımları, kıtaya farklı bir hikâye yazdırabilir.Afcfta: Kıtanın ilacıKüresel ticari düzendeki sarsıntılar, Afrika'nın 2021'de hayata geçirdiği kıta çapındaki serbest ticaret anlaşması AfCFTA'ya olan ilgiyi artırdı.
BM Afrika Ekonomik Komisyonu'nun 2025 Raporu'na göre AfCFTA tam uygulamaya girerse 2035'e kadar ihracatı 560 milyar dolar arttırıp, kıtanın gelirini 450 milyar dolar yükseltebilir.
Anlaşma, 54 ülkede 1,4 milyar kişiyi kapsayan dünyanın en büyük serbest ticaret alanı olma niteliğini taşıyor.
Siyasi desteğin ülkeler arası yeknesaklığı sağlanmalı.
Kıta içi ticaret hâlâ toplam Afrika dış ticaretinin yüzde 15'inin altında seyrediyor.
Bu oran Avrupa'da yüzde 60'ın üzerinde.
Lojistik altyapı ve gümrük standartlarındaki farklılıklar, anlaşmanın önündeki başlıca engeller.
Yıllardır Afrika ile çalışan ve uzmanlığına güvendiğim Saadet Gülmez’e göre; ABD'nin ticari politikaları ve Batı'nın 'Küresel Güney' ile ilişkilerini yeniden tanımlamaya çalışması, AfCFTA'nın ivmelenmesi için bir fırsat penceresi olabilir.
Dışsal baskılar, uzun süredir ertelenen iç reformlar için katalizör işlevi görebilir.Afrika, önümüzdeki yıllarda modern tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar belirleyici bir koza sahip.
Önümüzdeki on yıl içinde kıtanın dünya nüfusundaki payının yüzde 21'e ulaşması bekleniyor.
Bu oran, 1950'de yüzde 9 seviyesindeydi.
Dünyanın geri kalanı hızla yaşlanırken Afrika, işgücünün vazgeçilmez bir kaynağına dönüşecek.
Küresel iş gücüne 2030’dan sonra katılan her iki gençten biri Afrikalı olacak.
Bu fırsat iyi değerlendirilmezse çok ciddi sorunlar da doğurabilir.Kıta şu anda küresel ticaretin yüzde 3'ünü, küresel doğrudan yabancı yatırımların ise yalnızca yüzde 4'ünü oluşturmakta.
Tabloyu değiştirmek için genç nüfus, bakir kaynaklar, kıtasal ticari entegrasyon potansiyeli, rekor şehirleşme hızı gibi önemli fırsatlar var.
Hem kıtasal hem de uluslararası doğru politika tercihleri, bu tabloyu olumlu yönde değiştirebilir.
Alternatif finansman olanaklarının arttırılması, küresel çapta patinaj çeken birçok sektöre yeni fırsatlar doğurabilir.Türkiye ve AfrikaAfrika çalışırken Türkiye’den bahsetmemek haksızlık olur.
Türkiye’nin ekonomik ölçeğine kıyasla kıtada ciddi bir ağırlığı var.
Hem yumuşak güç bağlamında TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı ve sivil inisiyatifleriyle hem de kıtayı kapsayan uçuş ağı, diplomatik temsilcilikleri ve ticari misyonlarıyla ciddi bir manevra alanına sahip.
Özellikle son yıllarda bu unsurlara eklediği askeri iş birlikleriyle konumu daha niş bir boyuta çevirmeye başladı.
Türkiye’nin bu ivmeyi uzun vadede sürdürmesi için büyük güçlerin siyasi yüklerinden uzak, ekonomik açıdan somut ve güvenilir bir alternatif olma konumunu koruması mühim.Afrika ülkelerinin değişken politik yapıları karşısında Türkiye'nin benimsediği "yarı-tarafsız" duruş şimdiye kadar kayda değer bir dirençle karşılaşmamış olsa da büyük güç rekabeti Afrika'da yoğunlaştıkça ve taraf seçme baskısı arttıkça bu dengenin sürdürülmesi güçleşebilir.