Haber Detayı
Venedik Bienali'nde devlet etkisi: Sanat mı, siyaset mi?
Rusya’nın dışlandığı, İsrail’in ise korunduğu 2026 Venedik Bienali, mayısta kapılarını çelişkilerin gölgesinde açacak. Güney Afrika’nın Filistinli şair Hiba Abu Nada için yakılan ağıtı “ayrıştırıcı” bularak yasaklaması ve ABD’nin sanatçı seçimini tamamen ideolojik bir süzgece bağlaması, sanatın bağımsızlığını yeniden tartışmaya açıyor.
Venedik Bienali, sanatın politikayla yüzleştiği en önemli küresel sanat etkinliklerinin başında geliyor.
Bu yıl 9 Mayıs-22 Kasım arasında yapılacak 61. edisyon, Kamerun doğumlu küratör Koyo Kouoh’un imzasını taşıyor.
Kouoh, zamansız ölümünden hemen önce temayı “Minör Tonlar” olarak belirlemişti: Cazdan esin alan, egemen anlatıların gölgesinde kalan direniş biçimlerine, bakıma ve yavaşlığa odaklanan bir çerçeve.
Ekibi tarafından sürdürülen bu vizyon, bu yıl Güney Afrika’nın bienalden çekilmesi haberiyle birlikte yepyeni bir boyut kazandı.
Bienaldeki çekilme, sansür gibi haberler yeni değil elbette, aslında bienalin açıldığı 1895 yılından beri süregelen, sanat üzerinden tezahür eden örüntünün bir parçası.
YASAKLANAN YAS Sanatçı Gabrielle Goliath, aralık ayında bağımsız bir jüri tarafından oybirliğiyle Güney Afrika temsilcisi seçildi.
Eserin adı “Elegy” (Ağıt) olarak belirlenmişti.
Goliath’ın 10 yıldır sürdürdüğü performans dizisi, Güney Afrika’daki kadın cinayetlerini, LGBTİ+ bireylere yönelik cinayetleri ve Namibya’daki Alman sömürge soykırımını ele alıyor.
Venedik sürümü ise yeni bir bölüm içeriyordu: Ekim 2023’te İsrail hava saldırısında yaşamını yitiren Filistinli şair Hiba Abu Nada için bir ağıt.
Ancak Güney Afrika’nın Spor, Sanat ve Kültür Bakanı Gayton McKenzie bu bölümü “ayrıştırıcı” bularak kaldırılmasını istedi.
Goliath, sağ görüşlü Vatansever İttifak lideri ve açık bir İsrail destekçisi olan McKenzie’ye karşı çıktı.
Bunun üzerine bakan, son başvuru tarihine sekiz gün kala projeyi iptal etti.
Goliath kararı mahkemeye taşıdı, McKenzie’nin böyle bir veto yetkisi olmadığını savundu.
Mahkeme başvuruyu gerekçe göstermeden reddetti ve bakanlık, 20 Şubat’ta pavyonun bu yıl boş kalacağını duyurdu.
Çelişki çarpıcı: Güney Afrika, İsrail’i Uluslararası Adalet Divanı’na taşıyan bir devlet; resmi tutumu Filistin dayanışmasıyla örtüşüyor ama aynı devletin bakanı, bu tutumla uyumlu bir sanat eserini sansürlüyor.
Kimin yasının görünür olacağı artık sanatsal değil, siyasal bir karar.
AYNI İLKE FARKLI UYGULAMA Rusya, 2022’de Ukrayna’yı işgal ettiğinde, Rus pavyonunun sanatçı ve küratörleri istifa etti ve bienal yönetimi Rusya’yı resmi etkinliklerden dışladı. “Savaş yürüten devlet sanatta temsil edilemez” düşüncesi savunuldu.
Ancak 2024’te İsrail’e yönelik tepkiler farklıydı.
Pavyonda, sanatçının kendi kararıyla kapıya astığı, pavilyonun ateşkese kadar açılmayacağı notu yer alıyordu.
On binlerce sanatçı İsrail’in bienalden çıkarılması için imza toplamış olsa da yönetim sessiz kaldı.
Bu yıl ise İsrail, bu kez sözleşmeye eklenen özel bir maddeyle geri dönecek: Pavyon, protestolar ne seviyede olursa olsun kapatılamayacak.
Benzer siyasal krizlere karşı olan tutum konusundaki fark ise açıklanmadı.
ABD’NİN DÖNÜŞÜMÜ Trump yönetimi bu yıl sanatçı seçim kriterlerini yeniden yazdı.
Başvuru formundan “dezavantajlı toplulukları destekleme” ifadesi çıkarıldı ve yerine “Amerikan değerlerini temsil etmek ve tanıtmak” eklendi.
Çeşitlilik programlarına katılmış adaylar değerlendirme dışı bırakıldı.
Normalde 18 ay süren süreç sekiz aya indirildi.
Ulusal Sanat Vakfı süreçten çekildi, seçim tamamen Dışişleri Bakanlığı’na devredildi.
Başta seçilen sanatçı Robert Lazzarini ise finansman anlaşmazlığı nedeniyle bienale katılmama kararı aldı.
Kasım 2025’te ise bu kez heykeltıraş Alma Allen seçildi.
Dışişlerinin açıklaması, serginin “Trump yönetiminin Amerikan mükemmeliyetini ön plana çıkarma odağını ilerletecek” biçimde tasarlandığını duyuruyordu.
Öte yandan Allen’ı temsil eden iki galeri kararın ardından sanatçıyla yollarını ayırdı. “Minör tonlar” artık yalnız bir sergi teması değil.
Pavyonlar boş kalırken yaslar “ayrıştırıcı” sayılırken ve ölçütler yeniden yazılırken geriye kalan notalar çok şey söylüyor.
Venedik Bienali, bugün hem sanatçıların devletlere karşın var olmaya çalıştığı bir alan hem de devletlerin sanata müdahale ettiği bir platform.
Bu gerilim, bienali hem kritik hem kırılgan kılıyor: Rusya dışlanıyor, İsrail içeride tutuluyor; Güney Afrika kendi yasını sansürlüyor, ABD sanatı ideolojik bir süzgeçten geçiriyor.
Kararlar farklı, sonuç ortak: Duyulmayanın sesine kulak vermek gerekiyor.