Haber Detayı
İşyerleri mezar olmaya devam ediyor: Facialar ders olmadı
Kozlu maden faciasında yaşamını yitiren emekçiler anısına “İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü” ilan edilen 3 Mart’ta STK’ların mesajı, “İş yerleri hâlâ mezar oluyor. Bu, kader değil siyasal tercihlerin sonucudur” oldu.
Zonguldak Kozlu’daki kömür ocağında 3 Mart 1992’de meydana gelen ve 263 madencinin yaşamını yitirdiği grizu patlamasının üzerinden 34 yıl geçti.
Ancak işçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki ihmaller sürüyor. 3 Mart “İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Gününde meslek örgütleri ve emek örgütleri, aradan geçen yıllara rağmen işyerlerinin emekçiler için “mezar” olmaya devam ettiğini vurguladı.
Türkiye Mimar ve Mühendisler Odası Birliği (TMMOB) tarafından 2013’te 3 Mart “İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü” ilan edilmişti.
TMMOB Başkanı Emin Koramaz, AKP iktidarı döneminde en az 32 bin emekçinin, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana ise en az 20 bin emekçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğini söyledi.
Koramaz, “Mühendisliğin gelişimine rağmen madenler, inşaatlar, tersaneler, fabrikalar ve şantiyeler emekçilerin mezarı olmaya devam etmekte dedi.
Bu tablonun kader değil siyasal tercihlerin sonucu olduğunu savunarak şunlara dikkat çekti: Düzenlemeler işverenlerin çıkarları doğrultusunda esnek ve kuralsız çalışmayı, taşeronlaştırmayı yasal hale getiren düzenlemelerdir.
İşçi sağlığı ve güvenliğinin Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri adıyla faaliyet gösteren şirketlere devredilmesi, kamusal yükümlülüğü terketmektir.
İSİG Meclisi ise son 13 yılda maden ocaklarında 1267 iş cinayeti kaydedildiğini açıkladı.
İşçi aleyhine koşullarının temeli olarak ifade ettiği neoliberal politikaların AKP'li yıllarda derinleştiğinin, Türkiye’de tarihsel olarak iş cinayetlerinin madencilik işkolu ile özdeşleştiğinin altını çizen İSİG Meclisi madencilik politikalarına dair şunlara dikkat çekti: AKP’li yıllarda madencilik sektörünün GSYH içindeki ve ihracattaki payı artarken, madencilik alanındaki sermaye birikim stratejisi daha agresif ve talancı hale geldi.
Gelinen noktada Anadolu coğrafyası yerli ve yabancı şirketlerin istilası altında küresel maden ocağına dönüştürülürken emekçiler düşük ücret, aşırı çalışma, güvencesizlik, önlemsiz çalıştırılma, yetersiz beslenme, göçe mecbur edilme, iş cinayetleri, ağır yaralanma ve meslek hastalıkları cenderesi altında DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu ise işçiye yaklaşım değişmediği sürece ölümlerin süreceğini belirterek ilgili bakanlıkları denetim ve yaptırım gücünü kullanmamakla eleştirdi.
Ülkeyi yönetenler iş cinayetlerine ‘kader, fıtrat’ diyerek, işçilerin güvensiz davranışlarından bahsederek konuyu kapatmayı uygun görüyor” diyerek tepki gösteren Çerkezoğlu, tüm emek örgütlerinin, sendikaların, meslek örgütlerinin, yerel yönetimlerin ve üniversitelerin asli unsur olduğu denetim mekanizmalarının şart olduğunu vurguladı ve ekledi: “İşçiyi, işçinin sağlığını maliyet olarak gören düzen değişmedi.
Hiçbir denetim örgütlü işçilerin denetiminden etkin olamaz, sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması şart KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ise günümüz Türkiyesinde en büyük sorunun “MESEM uygulamaları ile ağır işler dahil çocuk işçiliğinin meşrulaştırılması” olduğunu belirtti.
Artık işçi sağlığı ve güvenliğinin yalnızca sanayi ve madenlerde değil, kamusal hizmet alanlarında da tehdit altında olduğuna dikkat çeken Koçak, öğrencisi tarafından bıçaklanan öğretmen Fatma Nur Çelik’i hatırlattı, şiddet sarmalında ve güvensiz çalışma hayatında politikaların payı olduğunu şu sözlerle savundu: “Depremde kamu binalarının yıkılması nedeniyle onlarca emekçi, uğradığı şiddet ve saldırılar sonucu onlarca sağlık emekçisi yaşamını yitirdi.
Uygulanan ekonomi politikaları sonucunda emeğin değersizleştirilmesi ile beraber artan işsizlik oranları gençleri çetelerin tuzaklarına düşürmektedir.
Uygulanan kutuplaştırıcı politikaların da etkisiyle toplumsal çürüme olarak da tanımlanan çeteci mafyavari şiddet sarmalının toplumsal hayata yansımaları her geçen gün artmaktadır.
Çocuklarımızın bulunduğu en güvenli yer olması gereken okullarda dahi zaman zaman akran zorbalığı biçiminde, zaman zaman da öğretmenlere yönelik şiddet şeklinde kendini göstermektedir.
Bu durum iktidarın yıllardır uyguladığı siyasi, ekonomik ve kültürel/sosyal politikalardan bağımsız değildir.
Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi ne ilktir ne de istisnai bir durumdur.
Çalışma alanlarımız artık güvenli değildir.
Kâra, daha fazla sömürüye, rekabete, güvencesizliğe, şiddete dayalı bu düzeni değiştirmek için mücadeleyi daha fazla büyütmeye kararlıyız.”