Haber Detayı

Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
04/03/2026 04:00 (1 saat önce)

Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Medyada ifade edilen “köprü gelirlerinin” belirli bir vadeyle satılacağıdır.

Yeni bir yöntem olmayan gelirlerin satışı, gelirlerin iskonto edilerek elde edilecek bu günkü değerinin satışı (olursa ihaleyle) şeklinde tanımlanabilir.

Satış ile Hazine’ye nakit girişi sağlanacak, Hazine’nin eli rahatlayacak, harcama kapasitesi artacak ama satışın (işletme hakkının devri) vadesi boyunca bir daha nakit girişi sağlanamayacaktır.

Tabii ki işletme (vergi muafiyeti tanınmazsa) gelirinden vergi vermesi gerekecektir. 16’ncı yüzyılın ilkyarısından itibaren Osmanlı Devleti, mali güçlüklerle karşılaşmaya başlamış ve gelir yaratmak için bazı yöntemler uygulamıştır.

Bu yazımızda kısa dönemli çözüm için geliştirilen, bazı “gelirlerin önden satışı” yöntemleri tarihsel bir süreç içinde ele alacağız.

İLTİZAM SİSTEMİ Düzenli vergi toplamak (tımar sistemi) yerine, uygulanan iltizam sisteminde gelir kaynağı olan mukataaların (maden ocağı, tuzla, dalyan, darphane, devlete ait araziler, bugünkü tartışmadaki köprülere ve otoyollara benzetilebilir) “vergilerini toplama hakkı” belirli bir meblağ karşılığında (ihaleyle) iltizama veriliyordu.

Zaman içinde iltizamlar, mültezimleri finanse eden gayri müslim sarrafların eline geçmiştir. 17. yüzyılın sonlarına doğru mukataalar belirli peşinatlar karşılığında ailelerin elinde, mülkiyeti devlette kalacak şekilde onlarca yıl kalmaya başlamıştır.

Toprak kayıpları nedeniyle Osmanlı’nın elinden çıkan bölgelerdeki mukataalar yüzünden sistem yeniden düzenlenmiş ve 1695’de malikâne sistemine geçilmiştir.

GELECEĞİN GELİRİ BUGÜNDEN HARCANIYOR Malikâne sisteminde, mukataanın yıllık vergi miktarı Hazine tarafından tespit edilmekte ve yıllık vergi miktarı sabitlenmiş bulunan mukataanın bir tahvil için değil, kaydıhayat koşuluyla vergilendirme hakkını elde etmenin bedeli olarak ödenmesi gereken ve “muaccele” adı verilen peşin meblağ üzerinde müzayede yapılıyordu.

Müzayedede en yüksek muacceleyi ödeyen malikâneci mukataanın sahipliğini belgeleyen bir sertifika alıyordu.

Malikâneci öldüğünde malikane, tekrar müzayedeye çıkarılıyor ancak en yüksek muaccele teklifini kabul ederse oğlu tercihen malikâneci olabiliyordu.

Malikâneci malikanesini satabiliyor, iltizama verebiliyordu.

Mukataadan elde edilecek olan toplam gelirle, Hazine’ye yapılan ödemeler arasındaki fark ise malikânecinin kârını oluşturuyordu.

Hazine, malikâne yöntemi ile mukataadan uzun dönemde elde edeceği gelirleri, muaccele denilen bedeli ile peşin olarak alıyordu.

Mukataanın gelecekte yaratacağı gelirler bugünden alındığı için, mukaata malikane sahibi ölünceye kadar Hazine’ye başka gelir yaratamıyordu.

Malikâne sisteminde satıştan sonra Hazine’ye nakit girdiğinden dolayı o dönemki harcamalar rahatlamakta ama gelecek yıllardaki Hazine ise gelirsiz kalmaktadır.

Başka bir deyişle gelecek dönemin gelirleri bu günden harcanmaktadır.

Dolayısıyla gelecek dönemleri istismar eden bir yapı olarak değerlendirilmelidir.

Malikâne sistemi yaygınlaştıkça, malikâneciler iltizama vermeye başlamışlar ve böylece kendileri de birer komisyoncu haline geliyorlardı.

İhaleyi alanlar başka birine devr ederek aradaki farktan gelir (bir tür rant) elde ediyorlardı.

ESHAM (PAY) SİSTEMİ Osmanlı-Rus savaşının maliyetlerini ve tazminatlarını karşılamada malikane sistemi yetersiz kalınca 1775 yılında “esham” sistemine geçilmiş ve kâr hacmi büyük olan mukātaalar(gelirler) eshama (paylara) bağlanmıştır.

Esham sistemi, 1860’lı yıllara kadar özünü değiştirmeden devam eden gelen bir tür iç borçlanma sistemidir.

Malikane sisteminden farklı olarak, eshamda borçlanma daha geniş kitlelere (tabana) yayılıyordu.

Devletin bir geliri (mukataanın) paylara (esham) bölünerek sabit bir gelir (faiz) sağlamak üzere çok sayıdaki kişiye, o kişinin ömrü süresince satılıyordu.

Sonraları mirasa konu edilme olanağı sayesinde mülkiyet, esham sahibinin ailesine geçmeye başladı.

Esham sahipleri istediklerinde kasrıyet resmini (işlem vergisi) ödeyerek başkasına satabiliyorlardı.

Böylece ikinci el piyasası/borsası (Dersaadet Tahvilat Borsası, daha sonra Esham ve Tahvilat Borsası adını aldı) da doğmaya başlamıştı.

Esham yöntemiyle adıyla sonsuz vadeyle menkul kıymetleştirme yöntemini geliştirmişti, gelecekteki gelirler menkulkıymetleştirilerek nakde çevrilmiştir.

BENZER BİR UYGULAMA: GELİR ORTAKLIĞI SENEDİ Eshamın bir benzeri ise 1984’ten başlayarak Türkiye’de uygulanmıştır.

Gelir ortaklığı senedi (GOS) olarak tanımlanan ve köprü, baraj, otoyol gibi gelir yaratan kamu yatırımlarının gelirinin (bir tür değişken faiz) bir kısmının tasarruf sahiplerine borçlanma karşılığı satılması şeklinde yapılmıştır.

Bahsi geçen özelleştirmelerin, GOS’lardan muhtemel farkı ise köprü özelleştirilmesinin halka arz şeklinde değil ihaleyle bir şirkete devredilmesi olacaktır.

Özetle, kamunun bir varlığının gelecekteki gelirlerinin bugünden satılması iki temel sorun yaratacaktır.

Birinci olarak gelecek nesillerin gelirlerinin ipotek altına alınmasıdır ki bu o nesillerin istismar edilmesini getirecektir.

İkinci sorun ise mali sorunların çözümü palyatif tedbirlerle değil tasarruf ve daha önceden alınmayan veya vergilendirilmeyen kazançların vergilendirilmesiyle vergi alınmasıyla sağlanabileceğinden uzaklaşılması, sorunların geleceğe aktarılmasıdır. --- KAYNAK: Selim Soydemir, Borç Yiğidin Kamçısı mıdır?

Osmanlı Devleti’nin Borçlanması ve Borçlanma Araçları.

Ekonomi-tek, 8(3), 19-41, (2019).

Dr.

Selim SOYDEMİR

İlgili Sitenin Haberleri

Kim? Yazarlar cumhuriyet.com.tr
1 saat önce

Kim?