Haber Detayı

Tahammül Sınırlarımız El Verirse…
Neşe doster gercekgundem.com
05/03/2026 06:00 (2 saat önce)

Tahammül Sınırlarımız El Verirse…

İnsan ağzının açık kaldığı açıklamaları duyunca, belleğini zorlayan uygulamalara tanıklık ettikçe ne yapacağını bilemiyor. Sonra da kendi kendine yanıtlar arıyor. Mesela olup bitene hüzünlü bir boşlukla mı baksam diyor, ders gibi mi desem diye yorumluyor, şaka gibi mi desem şeklinde işi espriye boğmaya çalışıyor, ya da “vay be!” mi desem diye kalakalıyor…

Özetle olup biteni görünce, olacakları tahmin edince; millet korkudan, karamsarlıktan, bıkkınlıktan, umutsuzluktan, yokluktan ne yapacağını, ne diyeceğini bilemiyor…Tabii ki toplumda farklı tepkiler verenler var.

Bazen konuşan, bazen dozu artırıp köpüren, bazen yorulan ve bıkan, bazen de 'yetti be' deyip susanlar var.

Bazıları 'hedef ne, niyet ne?' sorusuna yanıt arıyor ve asla bulamıyor.

Bazıları da bunun adı iyi niyet midir, yoksa umurumda değilsiniz demenin farklı tanımları mıdır diye kafa yoruyor…Toplum Çalışmaları Enstitüsü raporuna göre;Kadınlarda geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30.6, erkeklerde yüzde 18’i bulmuş…Özetle kadınların yüzde 42.9’u ev işleri ve bakım sorumlulukları nedeniyle işgücüne dahil değilmiş...5 bin 100 civarında çocuk, hükümlü ya da tutuklu olarak hapishanelerde imiş…Çare nedir derseniz ki demelisiniz!

Öncelikle cumhuriyetin kazanımlarını ve devrimlerin değerini korumak için el ele, arka arkaya, yan yana ödünsüz ve özenle durmak…Özellikle son yıllarda emeğin hep görünmez defterlere, ya da buz üstüne yazıldığını hiç unutmamak…Uzmanların, “Fiziksel şiddet kalıcı bir iz bırakmazsa zaman içinde unutulur, ama psikolojik şiddet ruhsal yaralar oluşturur ve unutulmaz” şeklindeki bilimsel açıklamalarını dikkate almak…Sevgi, saygı, emek, umut, koruma, kollama ne zaman unutuldu, ya da niçin unutuldu diye sorup durmak…Şiddet toplumu olduğumuz ortada iken, ruhsal yaralarımızı kim, nasıl ve ne zaman iyileştirecek sorusu, üzerinde durulması gereken bir soru değil midir diye sormak…Çevremiz sorun kaynıyorken, sorular havada asılı kalıyorken, gençlerimiz işsiz, umutsuz, tedirgin ve arayışta iken, kabullenilmiş çaresizlikler, kuşatılmış yaşamlar, çıkışsız sokaklar, sokaksız hayatlar, kapanan pencereler tavan yapmışken acil çözümler bulunması için baskı grupları oluşturmak…Artan cinayetlerden, özellikle kadın cinayetlerinden, her yaştan intiharlardan, kavgaya hazır toplum olmamızdan, öfke patlamalarından geçilmezken bu sorunlara neden çare bulunmadığını sık sık ilgili ve yetkili zevata hatırlatmak…Örneğin kısacık şubat ayında 20 kadının öldürüldüğünü, 10 şüpheli kadın ölümü gerçekleştiğini, bu acıların gazetelerin ancak son sayfalarında habere değer bulunduğunu unutmamak… Bir yanda mutsuzlar, umutsuzlar, küskünler, kırgınlar, suskunlar varken!

Diğer yanda boşverenler, neme lazımcılar, iki yüzlüler, gevezeler, umursamazlar artarken!

Bir yanda dünya onlara vız gelenler çoğalırken!

Diğer yanda kin ekip, kin tutup, kin biçenler her geçen gün artarken!

Her yanda daha nelerle karşılaşacağız diye merak edenleri, bu ne yaman çelişkidir diye kuşku duyanları görüp, aman sen de diyenlere imrenmek mi?

Yeni başlangıçlara, yeni başlıklara yönelmek mi?

Bu sorunun ucu açık…Not 1: Aklıma geldi kalemime de gelsin.

Yıllar önce gördüğüm halde unutmamışım.

Çizeri Mustafa Bilgin’di.

Küçük bir çocuk konuşuyor; “Abim parasız eğitim istedi diye hapiste, kardeşim okul sütü içti diye hastanede.” O gün bu çizgiler ne çok şey anlatıyordu ve aradan geçen bunca yılda değişen ne oldu?Not 2: Her yazının bir sonu olur, ama bu yazının sonu yok.

Bulamadım bir, daha ne yazabilirim dedim iki…

İlgili Sitenin Haberleri