Haber Detayı
Veliler genelgeyi yorumladı: ‘Laiklik ilkesinin yürütme gücüyle fiilen ilgası!’
Laiklik Meclisi üyesi veliler, Ramazan Genelgesi’nin yürütmesinin durdurulması ve iptali için Danıştay’da Milli Eğitim Bakanlığı’na dava açtı. Veliler dilekçelerinde; söz konusu genelgenin anayasanın başlangıç kısmı ile 6 maddesine ve “Milli Eğitim Temel Kanunu”nda sayılan ulusal eğitimin temel ilkelerine aykırı olduğunu belirtti. Dilekçede “Türkiye Cumhuriyeti’nin devamı ve gelişen dünyada üreten, barışçıl bireyler olarak var olabilmemiz için evrensel-çağdaş değerler ile Atatürk devrim ve ilkelerini esas alarak düzenlenecek ve yürütülecek bir eğitim sistemi ile mümkündür” denildi.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Ramazan Genelgesi eğitimdeki gericileşmeyi artırdı.
Söz konusu genelgeye yönelik başta eğitimciler ve siyasi parti ile demokratik kitle örgütleri (DKÖ) olmak üzere toplumdan tepkiler gelmeye devam ediyor.
Bu kapsamda Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Laiklik Meclisi, SOL Parti ve Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Bakan Yusuf Tekin hakkında “laiklik karşıtı karar ve uygulamaları” gerekçesiyle ayrı ayrı suç duyurusunda bulundu.
DKÖ'ler ve siyasi partilerin suç duyurularına ilişkin şu ana kadar bir işlem yapılmazken, eğitimin önemli paydaşlarından veliler de harekete geçti.
LAİKLİK MECLİSİ ÜYESİ VELİLER DANIŞTAY’A DAVA AÇTI Laiklik Meclisi üyeleri N.T. ve U.T. adlı veliler dün yürütmenin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’da bakanlığa dava açtı.
Veliler; bakanlığın Ramazan Genelgesi’nin yetki, şekil, neden, konu, amaç yönünden hukuka, anayasaya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ile Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) içtihatlarına, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararına, “Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi”ne, “Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi”ne ve “1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu”na aykırı olduğunu belirtti. ‘DAVA DEMOKRATİK, LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİMİ SAVUNMAK İÇİN AÇILDI’ Veliler; söz konusu genelge kapsamında tasarlanan etkinliklerin inanç ve ibadet alanına ilişkin faaliyetler içermesi nedeniyle anayasanın 2. maddesindeki “laik devlet” ilkesine aykırı olduğunu bildirdi.
Veliler açıtıkları davanın “hiç kimsenin bireysel inanç ve ibadet özgürlüğünü yerine getirmemesine yönelik bir talep içermediğini” vurguladı.
Veliler davanın; devletin inanç ve ibadet alanında tarafsız kalması, kamusal hizmetlerin sağlanmasında ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin yürütülmesinde devletin tüm inanç gruplarına karşı eşit mesafede (tarafsız) durması ve eğitimin demokratik, laik ve bilimsel temellerden uzaklaştırılmaması gerekliliğine ilişkin olduğunu kaydetti.
DEVLETİN ‘İSTİSMARDAN KORUMA’ GÖREVİ GÖZ ARDI EDİLDİ!
Dilekçede; Çocuk Hakları Komitesi’nin kamusal ve özel alanda çocuğu ilgilendiren tüm eylem ve/veya kararlarda “çocuğun en iyi çıkarının dikkate alınması” hakkını verdiği anımsatıldı.
Söz konusu genelgenin ise “çocuk haklarını ihlal ettiği” vurgulanarak; genelgeyle devletin “çocuğu her türlü istismara karşı koruma” görevinin göz ardı edildiği kaydedildi.
Dilekçede; genelgenin yasal dayanak ve yetki unsuru yönünden sakat olduğu, anayasa ve yasalara uygunluğu kapsamında normlar hiyerarşisine uygunluk göstermediği belirtildi. ‘MİLLİ DEĞERLER ULUSLAŞMA ŞEKLİNDE OLUŞUR’ Genelgede “Atatürkçülük” ve “laiklik” ilkelerinin dışarıda tutularak milli ve manevi değerlerin sadece tek bir dinsel mezhebin ibadetlerine göre tarif edildiğinin belirtildiği dilekçede; “Oysa milli değerler farklı dini inanç gruplarına ve hatta dinsel inanç taşımama hakkına eşit yaklaşarak milletleşme/uluslaşma şeklinde oluşur.
Söz konusu genelge bu yönüyle eşit davranma ilkesini bozmakta, anayasal laiklik ilkesini yürütme gücüyle fiilen ilga etmektedir.
Dolayısıyla idare; yönetsel düzenlemelerinde dini kuralları değil, yalnızca anayasa ve yasalarda belirtilen hukuki kural ve esasları temel alabilecektir.
İdari usul hukukunun özü de budur” denildi.
VELİLER, TEKİN’E ANAYASA ÖĞRETTİ!
Veliler de dilekçelerinde Bakan Tekin’in suç duyurusunda dayanak yaptığı anayasanın 5. maddesindeki “insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi” geçerliliğine değinerek; anayasanın 24. maddesindeki “Kimse ne suretle olursa olsun dini ya da din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz” geçerliliğini anımsattı.
Bu kapsamda dilekçede; “Türkiye Cumhuriyeti’nin devamı ve gelişen dünyada üreten, barışçıl bireyler olarak var olabilmemiz için evrensel-çağdaş değerler ile Atatürk devrim ve ilkelerini esas alarak düzenlenecek ve yürütülecek bir eğitim sistemi ile mümkündür” ifadeleri kullanıldı.
ANAYASANIN 6 MADDESİNE AYKIRI Dilekçede; Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarda “devletin, ebeveynlerin çocuklarına kendi inançlarına uygun dinsel ve ahlaki eğitim verme hakkına saygı göstermekle yükümlü olduğu” geçerliliğinin yer aldığı anımsatıldı.
Bu kapsamda dilekçede; genelgenin anayasanın başlangıç geçerliliklerine, “Cumhuriyet’in Nitelikleri” başlıklı 2. maddesine, “Devletin Amaç ve Görevli” başlıklı 5. maddesine, “Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılmaması” başlıklı 14. maddesine, “Din ve Vicdan Hürriyeti” başlıklı 24. maddesine, “Eğitim ve Öğrenim Hakkı ve Ödevi” başlıklı 42. maddesine ve “Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma” başlıklı 90. maddesine aykırı olduğu kaydedildi.
ULUSAL EĞİTİMİN TEMEL İLKELERİNE DE AYKIRI Ayrıca söz konusu genelgenin “1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu”na ve söz konusu yasanın maddeleri arasında sayılan “Genellik ve eşitlik”, “Ferdin ve toplumun ihtiyaçları”, “Eğitim hakkı”, “Fırsat ve imkan eşitliği”, “Atatürk İnkılap ve İlkeleri”, “Laiklik”, “Bilimsellik” gibi ulusal eğitimin temel ilkelerine aykırı olduğu da bildirildi.
Dileçede laiklik ilkesinin “egemenliğin dünyevileşmesi”, “devlet ve görevlilerinin inançlar karşısında tarafsızlığı” ve “yurtaşların din ve inanç özgürlüğü korunması” olarak nitelendirilecek 3 görevinin olduğu vurgulanarak; şu ifadeler kullanıldı: “Eğitimin bir dini perspektifin dünya görüşünü ve inançlarını empoze etmek üzere kurgulanmaması gereklidir.
Böyle bir kurgu, devlet eliyle dayatılan inancı benimsememiş olup olmadıklarına bakılmaksızın yapılacak zorunlu eğitime tabi olan kişilerin inanç ve kanaat özgürlüğünün ihlali anlamına gelecektir.”