Haber Detayı

HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu: Kötülük kurumsallaştı haydutluk devletleşti
Güncel dogruhaber.com.tr
06/03/2026 07:11 (1 saat önce)

HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu: Kötülük kurumsallaştı haydutluk devletleşti

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, küresel siyasette hukukun ve adaletin giderek etkisizleştiğini belirterek dünyanın ciddi bir ahlaki krizden geçtiğini söyledi.

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Şanlıurfa’da partisinin kadın kolları teşkilatıyla bir araya geldi.

Program kapsamında gündeme dair değerlendirmelerde bulunan Yapıcıoğlu, konuşmasının ardından kadın kolları üyeleriyle basına kapalı bir toplantı gerçekleştirdi.

Konuşmasında dünyada yaşanan gelişmelere değinen Yapıcıoğlu, küresel ölçekte ciddi bir ahlaki kriz yaşandığını ifade ederek son dönemde gündeme gelen bazı olayların insanlığı derinden sarstığını söyledi.

Uluslararası ilişkilerde güç dengelerinin belirleyici hale geldiğini beliten Yapıcıoğlu, küresel sistemde hukukun ve adaletin çoğu zaman göz ardı edildiğini belirtti.

Ortadoğu’daki gelişmelere de değinen Yapıcıoğlu, özellikle bölge ülkeleri üzerinde yürütülen stratejilere dikkat çekerek uluslararası siyasette güç merkezlerinin bölgeyi kuşatma politikaları izlediğini ifade etti.

Gazze’de yaşananlara da değinen Yapıcıoğlu, uluslararası hukuk ve insan hakları konusunda ciddi bir sorgulama süreci yaşandığını dile getirdi.

Konuşmasında Türkiye’de yürütülen süreçlere de değinen Yapıcıoğlu, toplumsal barışın güçlendirilmesi ve kardeşlik hukukunun yeniden tesis edilmesi gerektiğini belirtti.

Ümmetin birlik ve dayanışmasının önemine dikkat çeken Yapıcıoğlu, sorunların adalet temelinde çözülmesi gerektiğini ifade etti. “İnsanlık tarihi daha önce böyle bir şey görmedi” Epstein olayının önemine dikkat çeken Yapıcıoğlu, “Şimdi öyle bir dünya ile karşı karşıyayız ki bu Epstein belgelerinin ortaya koyduğu gerçek insanın tüylerini diken diken ediyor.

Dünyanın dört bir tarafından küçücük çocukları, hatta bebekleri toplayıp oraya götürmüşler ve genç kalmak adına o çocukları korkutarak, döverek, işkence ederek kandaki adrenalin seviyesini yükselttikten sonra o çocukların kanlarını çekmişler ve kendi vücutlarına enjekte etmişler.

Bununla genç kalabileceklerini düşünmüşler.

Küçük yaştaki çocukları cinsel yönden istismar etmişler ve daha da vahşicesi o çocukların bir kısmını yemişler.

Yani insanlık tarihinin daha önce belki de hiç görmediği bir şeydir bu kadar farklı vahşetlerin bir arada bir anda ortaya çıkması.

Ve üstelik bunlar dünya elitleri tarafından yapılıyor.

İşte İngiliz Kraliyet Ailesi içerisinde onlarla bağlantılı olanlar çıktı ki tüm unvanlarını ellerinden aldılar.

Şu andaki İngiliz kralının kardeşi bir taraftan, Amerika'nın başındaki kişi öbür taraftan, sanat dünyasından, sinema dünyasından ya da spor dünyasından çok ünlü şahsiyetleri oraya almışlar.

O tuzağın içerisine çekmişler.

Nefisperest insanlar o tuzağa düşmüşler ve bunu da kendi küresel çaptaki emelleri için kullanıyorlar.

Bu zihniyet sahiplerinin uzaktan çocukları bombalamasına aslında şaşırmamak gerekir.

Yani bir çocuğu öldürüp onu yiyebilecek kadar vahşileşen birisi, tanımadığı, hiç görmediği çocuklara uzaktan bir füze ya da uçaktan atılan bir bomba ile onları katletmeleri öteki durumun yanında çok hafif kalıyor.” şeklinde konuştu. “Bunlar uluslararası hukuku takmıyorlar” İran’dan sonra sırada Türkiye’nin olabileceğini ve bunun için bahaneye ihtiyaçları olmadığını vurgulayan Yapıcıoğlu, “Altı çizilmesi gereken hususlardan bir tanesi de şudur: Amerika çok uzun bir süredir bölge ülkelerini, İran ve Türkiye başta olmak üzere çevreleme stratejisi güdüyor.

İran'ın etrafını, dört bir tarafını karadan, denizden kuşatarak pek çok üs inşa etti.

Körfez ülkelerinin hemen hemen hepsinde Amerikan üsleri var.

Son 2-3 yıl içerisinde Kıbrıs'ta, Yunan adalarında, Yunanistan'da Türkiye'nin sınırının hemen yakınlarında yeni yeni güç sevkleri ile Amerika Türkiye'yi kuşatıyor mu diye çok çok soruldu.

Benzer şeyler Türkiye için de var.

Yani o askeri hazırlıklar ve herkes artık şunu söylüyor, diyor ki: 'Eğer İran düşerse sıra Türkiye'dedir.' Hatta Allah gani gani rahmet eylesin, bundan 30-35 sene önce Birinci Körfez Savaşı zamanında rahmetli Erbakan Hoca 'Irak'tan sonra sıra Suriye'de, sonra İran'da, sonra da sıra Türkiye'ye gelecek.' demişti.

Sıralama hiç değişmeden aynı şey adım adım gerçekleşiyor.

Artık israilli bazı siyonist yetkililer de diyorlar ki Türkiye yeni İran'dır.

Bunun için bir bahane bulma ihtiyacında da hissetmiyorlar kendilerini.

Daha önce Irak'a saldırdıklarında, oraya asker göndermeden önce kimyasal silahlar olduğunu, kitle imha silahları olduğunu söylediler.

Bunları elinden almak ya da bunları imha etmek için oraya girdiklerini söylediler.

Şimdi İran'a diyorlar ki 'Nükleer silah geliştirme, atom bombası geliştirme çalışmaları var, biz bunun önüne geçeceğiz.' diyorlar.

Yarın bir gün benzer bir şeyi Türkiye için de söylerler ve ikna etmeleri de ellerinde bulundurdukları basın gücü itibariyle çok zor bir şey değil.

Kaldı ki kimseyi ikna etmeye ihtiyaç da hissetmiyorlar.

Normal şartlarda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararı olmadan bağımsız, egemen bir devlete askeri bir müdahalede bulunmak uluslararası hukuka göre mümkün değil.

Fakat bunlar uluslararası hukuku takmıyorlar.

Aslında Gazze'ye yapılan saldırılar “Uluslararası hukuk var mı, yok mu?” sorusunu sordurdu ve pek çok üniversitede uluslararası hukuk dersleri veren profesörler dediler ki: 'Biz artık öğrencilerimize ne anlatacağız?” ifadelerini kullandı. “Elinde gücü bulunduran istediğini istediğine yapar” Hak, hukuk, adalet ve düzenin olmadığını ifade eden Yapıcıoğu, “Amerika'nın normal şartlarda Amerika'daki kanunlara göre bir ülkeye savaş ilan edebilmesi için Amerikan meclisinden karar çıkması gerekiyor.

Türkiye'de de böyle; savaş ilan etme yetkisi münhasıran meclisin yetkisindedir.

Yani meclis kararı olmaksızın Türkiye'de herhangi bir başka kurum, kuruluş, kişi ya da Meclis haricinde başka bir ülkeye savaş ilan edemez ya da barış amaçlıyor olsalar bile yurt dışına başka bir ülkenin toprağına asker gönderemez ya da yabancı askerleri Türkiye'ye kabul edemez.

Bunun için illa Meclis'in kararı gerekiyor.

Amerika'da da savaş ilanı için kongrenin kararı gerekiyor.

Amerika'da Trump'a muhalif olanlar, demokratlar 'Meclisten, kongreden karar çıkması gerekiyor' diyorlar.

Trump diyor ki 'Benim buna ihtiyacım yok.' En son kongreye bir tasarı sevk ettiler; yeni bir tasarı, kongre kararı olmadan hiçbir ülkeye savaş ilan edilemez, asker gönderilemez diye.

O da 53'e 47 oyla kongreden ret yedi.

Yani dediler ki 'Böyle bir şeye gerek yok.' Yani Trump'ın dediğini bir anlamda meclisin kararıyla da o kanunu baypas etmek suretiyle herhangi bir şeye ihtiyaç yok dediler.

Yani hukuk yok, hak yok, adalet yok, düzen yok, diplomasi yok.

Ne var?

Orman kanunu var.

O orman kanununda da diyor ki gücü olan, elinde gücü bulunduran istediğini istediğine yapar.” diye konuştu. “Kötülük kurumsallaştı haydutluk devletleşti” Ümmetin vahdetinin zaruret olduğunu ve bu zaruretin ertelenmemesi gerektiğini vurgulayan Yapıcıoğlu, “Madem böyle, iş bu noktaya geldi, peki ne olacak?

Dünya nereye gidecek?

Bütün dünya birbirine mi girecek?

Üçüncü dünya savaşı mı çıkacak?

Kimse buna dur demeyecek mi ya da dur dememeli mi?

Bunun üzerine mutlaka devletlerin idarecileri, siyasetçiler, akademisyenler ya da konu ile ilgili olan herkesin mutlaka kafa yorması lazım.

Kötülük kurumsallaştı, haydutluk devletleşti, terörizm acayip bir hal aldı ve neredeyse bütün dünyayı etkisi altına aldı.

Dünyanın en büyük teröristleri ya da en tehlikeli teröristleri, önlerine gelene terörizm damgası yapıştırmak suretiyle onları bertaraf etmeyi de kendilerine bir hak olarak görüyorlar.

Ümmetin vahdeti zarurettir.

Hem de öyle bir zaruret ki artık ertelenmeye tahammülü kalmamıştır.

Bu bağlamda Türkiye'de yürüyen bir süreç var biliyorsunuz.

Hükümetin 'terörsüz Türkiye' dediği, bazılarının farklı isimlerle isimlendirdiği, 'iç cephenin tahkimi' diye isimlendirdiği; bizim de örgütün tasfiyesi ve kardeşlik hukukunun yeniden tesisi demeyi tercih ettiğimiz bir süreç yaşanıyor.

Bu son olaylar da bir kez daha gösterdi ki evet, biz bütün meselelerimizi adalet temelinde çözmek, kardeşler olduğumuzu hatırlamak ve aramızda kardeşliğin edebiyatını yapma aşamasını geçerek kardeşliğin hukukunu fiilen yeniden tesis etmek mecburiyetinde olduğumuzu bir kez daha bize göstermiş oldu.

Allahu Teâlâ bizi kardeşler kılmıştır.

Onun koymuş olduğu ölçüyü değiştirmek hiç kimsenin hakkı ve haddi değildir.

Kim bu hukuku çiğniyorsa o kendine de kötülük yapmıştır, kendi kardeşlerine de kötülük yapmıştır.

İnşallah bu hukukun yeniden tesis edildiği günleri de görürüz.

En azından kapımıza dayanmış olan bu tehlike bu konuda daha hızlı olmamız ve daha kararlı bir şekilde adımlar atmamız gerektiğini bizlere göstermiştir.” ifadelerine yer verdi. “Dünya çok derin bir ahlak krizi yaşıyor” Bu krizin içinden çıkılmadığı taktirde insanlığın kendi sonunu getireceğini söyleyen Yapıcıoğlu, “Bütün bunlar aslında belki bir başlık altında toplanabilir.

Yani hem çevremizde yaşadığımız savaşlar hem Gazze'de ortaya konan o katliam… Ona savaş demek mümkün değil, çünkü ortaya konan bir soykırım.

Dünyanın buna seyirci kalması, özellikle küresel manada Batı'nın buna tamamen seyirci kalması, uluslararası Adalet Divanı'nda açılan davaya rağmen orada bir ilerleme sağlanamıyor olması, Epstein vakasıyla insanın içine düştüğü dereke… İnsan belki esfele safilinin ne olduğunu bu olayları görünce biraz daha iyi anlıyor.

Bütün bunlar bir üst başlıkta toplanabilir ki dünya çok derin bir ahlak krizi yaşıyor.

Yani öyle bir kriz ki eğer bunun içinden çıkamazsa insanlık kendi kendisini bitirecek.

Ailelerin çöküşünden tutun, her türlü sapkınlığın yaygınlaştırılması çalışmalarına kadar, gençlerin içine düşürülmeye çalıştığı uyuşturucu bataklığından tutun merhametsizliğe kadar öyle bir durumdayız ki eğer toparlanıp insanlık fıtratı bir dönüş gerçekleştiremezse korkarım ki önümüzde bu sefer dünyanın belki sonunu getirecek bir üçüncü dünya savaşı patlak verir.

Yani iş o noktaya doğru gidiyor.

Şimdi böyle bir dünyada elbette diğer bütün kurumlar da payını alıyor.

Yani sadece ülkeyi yönetenler, sadece Batı dünyası, Batı dünyasındaki ellerinde bulundurdukları güç ile dünyaya yön verenler değil; bizim memleketimizde de pek çok alanda ahlak krizi yaşıyoruz ve en başta da siyasette ahlak krizi yaşanıyor.

Memleketin bu kadar sorunu varken, dünyanın bu kadar sorunu varken birileri 'Benim komşumun evi yanarsa ben orada omletimi pişireyim ya da orada yemeğimi pişireyim.' derdindeyse çok ciddi bir ahlak bunalımı vardır, bir kriz vardır.

Böyle bir ortamda, böyle bir dünyada ahlaki siyaseti ya da siyaseti ahlaklı yapmayı becermek ve bunu ısrarla talep etmek, bunu sürdürmek maalesef sınırlı sayıda insanların omuzlarındaki bir yükmüş gibi ortalıkta duruyor.

Bizim en önemli yüklerimizden bir tanesi budur.

Yani siyaseti yeniden tarif etmek, siyaseti yeniden ahlaki bir zemine çekmek ve bu minval üzere işi yürütmek bizim belki de başlıca varlık sebeplerimizden bir tanesidir.

Biz, 'Bizden başka hiç kimse ahlaklı siyaset yapmıyor.' iddiasında değiliz, haşa.

Fakat genel manada siyasetin çok büyük bir kısmının menfaat üzerine döndüğü gerçeğini herhalde siyaset dünyasına bakan hemen herkes kabul edecektir.” dedi.

İlgili Sitenin Haberleri