Haber Detayı

Altemperyalizm üzerine
Alp altınörs artigercek.com
07/03/2026 00:00 (5 saat önce)

Altemperyalizm üzerine

Türk altemperyalizmi, 1990’lardan bu yana adım adım gelişti ama 15–20 Temmuz darbeleşmesiyle birlikte atılım yaptı. (...) Her ne kadar sosyalist sol gözünü kapatsa da Türk altemperyalizmi gün be gün gelişiyor

Altemperyalizm kavramını Brezilyalı sosyolog Ruy Mauro Marini, ülkesindeki askeri diktatörlüğün karakterini incelerken ortaya koymuştur.

Ona göre altemperyalizm, “bağımlı kapitalizmin tekeller ve mali sermaye aşamasına erişmesiyle aldığı biçim”dir.¹ Marini’ye göre, 1964 askeri darbesiyle ordu, ekonomik-sosyal rejime büyük sermaye lehine müdahale ederek, işçi sınıfının süper-sömürüsünden elde edilen kaynakları bölgesel yayılmacılığa yöneltmiştir.

Brezilya, ABD’nin Latin Amerika üzerindeki hegemonyasını kabul edip onun aktif savunuculuğunu yapıyor ama bölge üzerinde kendi nüfuzunu da ABD’ye kabul ettiriyordu. (Bu yolla, örneğin Paraguay neredeyse bir Brezilya yarı-sömürgesine dönüştürüldü.) Altemperyalizm, bağımlı kapitalizmin tekeller aşamasına ulaşmasıyla doğan yayılmacı güdülerin genel emperyalist dünya paylaşımına değil, bölgesel güç paylaşımına itiraz olarak ortaya çıkmasıdır.

Tekel, milliyetinden bağımsız olarak yayılmacıdır.

Emperyalizm, orta ve ortaüst seviyedeki kapitalist ülkelerde bu dürtüyü tümüyle yok edemez ama onu bölgesel düzlemde sınırlayarak kontrol altına alabilir.

Böylece Romanya’nın Moldava, Arnavutluk’un Kosova, Suudi Arabistan’ın Yemen, Mısır’ın Libya vb. üzerindeki yayılmacı politikalarını görüyoruz.

Bağımlı kapitalist ülkelerin de kendilerine özgü, emperyalizmden görece özerk yayılmacı politikalarının varlığı açık, yadsınamaz bir olgudur.

Kapitalizmin genel krizi pastayı küçülttükçe, bölgesel yayılmacılık da keskinleşiyor.

Bağımlı kapitalizm, emperyalist tekellere terk etmek durumunda kaldığı artıdeğer payını – ki her bir bağımlı ülkede üretilen artıdeğerin aslan payına denk düşüyor – bölgesel yayılmacılıkla ödünlenmeye çalışıyor.

Bazısı bunu yapabiliyor, bazısı yapamıyor.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Güney Yemen’de kendisine bağlı bir uydu devlet kurma çabasının Suudi Arabistan’ın gücüyle ezilmesi, altemperyalist paylaşım rekabetinin en son örneklerinden birisi oldu.

Keza İsrail’in Somaliland’ı tanıması, Yemen ve Somali üzerindeki altemperyalist rekabetle ilgiliydi.

Türk altemperyalizmi, 1990’lardan bu yana adım adım gelişti ama 15–20 Temmuz darbeleşmesiyle birlikte atılım yaptı.

Altemperyalizm, ülke nüfusunun engin çoğunluğunun süper-sömürü altında yarı açlığa mahkûm edilmesiyle elde edilen kaynakların, bölgesel yayılmacılığın maddi zeminini oluşturacak “yerli ve millî” bir savaş sanayiine aktarılmasında temelini buluyor.

Militarizm çok yönlü bir ekonomik model olarak sermaye birikiminin yeni biçimini oluşturuyor.

Reel ücretler gerilerken savaş sanayii kâr rekorları kırıyor.

Altemperyalizm somut görünümlerini ise Libya, Somali, Sudan ve Suriye’nin birer Türk yarı-sömürgesi ya da vassal devleti hâline getirilmesinde; TİKA–MİT–Diyanet üçlüsünün özellikle eski Osmanlı coğrafyasında yoğunlaşan faaliyetlerinde; Kuzey Kıbrıs’ta “iki devletli çözüm” adı altında yürütülen fiilî ilhak siyasetinde; Doğu Akdeniz’de yürütülen doğalgaz rekabetinde; Sudan’dan Sevakin Adası’nın alınması için yapılan anlaşmada; Somali’de kurulan (yurt dışındaki ilk) Türk askerî üssünde vb. gözlemleyebiliyoruz.

Her ne kadar sosyalist sol gözünü kapatsa da Türk altemperyalizmi gün be gün gelişiyor.

Herhâlde Aralık 2024 karşı-devrimiyle, Suriye’nin bir vassal devlet hâline getirilmesi ve Ocak 2026 Paris Anlaşması’yla bu durumun emperyalizm tarafından da kabul edilmesi ile birlikte artık bu yeni olgu görmezden gelinemeyecek bir nitelik düzey kazanmış oldu.

Sosyal bilimlerde yerleşik paradigmaya aykırı görünen, bu yüzden de belki başlarda düzendışı, istisnai sayılarak görmezden gelinen olgular vardır.

Ancak gelişme belli bir noktada paradigmanın kendisini sorgulatacak bir noktaya ulaşır.

Buna tersinmezlik momenti diyebiliriz.

Paris Anlaşması ile Suriye’nin ABD’nin gözetiminde Türk ve İsrail altemperyalizmleri arasında nüfuz alanlarına göre paylaşılması, işte bu türden bir tersinmezlik momentidir.

Türkiye, hâlen emperyalizme ekonomik-mali bağımlılık altında olmakla birlikte Türk tekelleri bölgesel yayılmacılık yoluyla bunu nispeten telafi edecek bir mekanizma kurmaya çalışıyor.

Türk altemperyalizminin gelişimi yeni tekellerin oluşumu ile el ele gidiyor.

Özellikle savaş sanayii, inşaat, madencilik ve enerji alanlarında yoğunlaşan bu yeni tekeller doğrudan altemperyalizmden besleniyorlar.

Bu, onları geleneksel İstanbul sermayesi-tekelleri (TÜSİAD) karşısında avantajlı kılıyor.

Geleneksel tekeller de altemperyalizmden kendi payını alıyor elbette.

Ama onların gönlü başka bir politikada: Avrupa Birliği’ne üyelik, sanayide yenilenme, emek üretkenliğinin yükseltilmesi, emperyalist tekellere kaptırılan artıdeğer porsiyonunun (askerî yayılmacılıktan ziyade) bu yolla azaltılması.

Bu politikayı ise CHP temsil ediyor.

Ancak elbette CHP de altemperyalizmin karşısında değil.

Özellikle savaş sanayiinin doludizgin geliştirilmesi yönünden AKP’yi sadece yavaş kalmakla eleştiriyor.

Altemperyalizm elbette sadece ekonomik-askerî alanda kalmıyor.

Bunun siyasi üst yapıya da dönüştürücü etkisi var.

Ki bu da cumhuriyetten imparatorluğa doğru bir gidişte ifadesini buluyor.

Ulusal cumhuriyet, sömürgeler elde etmek ve farklı ulusları boyunduruk altına almak için elverişli bir siyasal biçim değildir.

Krallık ya da imparatorluk buna daha elverişlidir.

Türk Cumhuriyeti yerine Türk imparatorluğunun geçirilmesi ve tercihen de Türk halifeliğinin yeniden tesis edilmesi yayılmacı politikaya daha uygundur.

Zira pan-Türkizm güneye doğru yayılmaya uygun değildir; o yönde Arap ve Kürt halkları mevcuttur. “Türk–Kürt–Arap” söylemi de bu tabana oturmaktadır. ¹ Brazilian Subimperialism, Monthly Review, 1 Feb. 1972, sayı 9, c. 23, ss. 14–24, s. 15.

İlgili Sitenin Haberleri