Haber Detayı
Direnişin babasına elveda…
Ayetullah Ali Hamaney, modern İran tarihinin en belirleyici figürü ve Devrim ile günümüz arasındaki köprüydü.
İleriki yıllarda ülkesinin siyasi ve dini dokusunu şekillendirecek olan Hamaney, 1939’da Meşhet’te doğdu.
Genç yaşta, İslam hukuku ve fıkıh alanında eğitim almak için Kum ve Meşhet’teki medreselerde yetişti.
Dini eğitimin yanında, güçlü hitabet yeteneği ve toplumsal farkındalığıyla kısa sürede devrimci bir figür olarak öne çıktı. 1960’lı ve 70’li yıllarda Şah rejimine karşı yükselen muhalefetin aktif bir üyesi oldu.
Altı kez tutuklandı, işkence gördü ve sürgüne gönderildi.
Bu yıllar, onun devrimci kimliğini kalıcı biçimde şekillendirdi.
Aynı zamanda, İran’daki Şii geleneği ve siyasi hareketlerin birleşiminde merkezi bir rol oynamaya başladı.
DEVRİM VE IRAK SAVAŞI 1979 Devrimi’nin ardından Hamaney, Humeyni’nin yakınındaki güvenilir liderlerden biri olarak ön plana çıktı. 1981’de Cumhurbaşkanı seçildi ve bu dönemde İran-Irak Savaşı’na ön saflarında komuta etti; cephe hatlarını ziyaret etti, komutanlarla birlikte stratejik kararlar aldı.
Aynı zamanda, ülke içinde düzeni sağlamak ve devrimi korumak için Savunma Konseyi’nde görev yaptı.
Hamaney’in hayatı, suikast girişimlerinden de nasibini aldı. 27 Haziran 1981’de Tahran’daki bir camide patlayan bomba ağır yaralanmasına yol açtı ve sağ kolu kalıcı olarak felç oldu. 1985’te Tahran Üniversitesi’nde bir intihar saldırısında, patlamadan üç dakika sonra kürsüye dönerek vaazına devam etti; bu olay, onun kararlılığını ve halkına bağlılığını simgeledi.
KESİNTİSİZ BAĞIMSIZ ÇİZGİ 1989’da İmam Humeyni’nin vefatının ardından, 88 üyeli Uzmanlar Meclisi tarafından Yüce Lider olarak seçildi.
Liderliği döneminde İran’ın hem iç politikası hem de uluslararası duruşu onun rehberliğinde şekillendi.
Nükleer silah üretimini İslam’a aykırı ilan eden 2000’li yıllardaki fetvası, Batılı güçlerin baskı ve suçlamalarına rağmen ülkenin bağımsız çizgisini vurguladı. ‘KALBİMDE YAŞAYACAKSIN’ Hamaney’in son yıllarında liderlik dili daha çok halkın birliğini ve vatan sevgisini öne çıkardı.
Geçen sene Tahran’daki Aşura töreninde mersiyehan aracılığıyla ilettiği sözler, duygusal ve tarihi mirasının özünü yansıtıyordu: “Ey vatan… Ruhumda ve kalbimde yaşayacaksın.” Ayetullah son konuşmalarından birinde İran için “kendini feda etmeye hazır olduğunu” söylemişti.
Nitekim Laricani, Hamaney’in sığınağa girmeyi reddettiğini açıkladı.
Şehadetinin ardından İran’da yas ve kararlılık iç içe geçti.
Tahran, Meşhet, Kum ve Tebriz’de milyonlarca kişi sokaklara döküldü; Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Laricani intikamın meşru olduğunu vurguladı.
Devrim Muhafızları, “tarihin en acımasız saldırı operasyonlarını” planladıklarını açıkladı.
Hamaney, sadece bir lider değil; modern İran tarihinin yaşayan simgesi ve direnişin sembolüydü.
Onun mirası, halkın kararlılığında, sokaklardaki birliğinde ve bölgesel mücadelenin devamında yaşamaya devam ediyor.
Yeni dönem, Hamaney’in idealleriyle geleceği şekillendiren bir İran’ı temsil ediyor.
İRAN SAVAŞI PİYASA CEPHESİNE TAŞIYOR: İsrail’den Suudi Arabistan’a yangın İran savaşta pazartesi günü Donald Trump’ın da kabul etmek zorunda kaldığı gibi bütün askeri tahminleri tersine çevirdi.
Çatışmanın İsrail-ABD donanması ile İran arasında sınırlı bir askeri karşılaşma olarak kalması bekleniyordu.
Ancak Tahran klasik savaş senaryosunu reddederek çatışmayı doğrudan küresel enerji sistemine taşıdı.
İlk gün İsrail ve Batı Asya’daki ABD üsleri hedef alındı.
Fakat pazar gününden itibaren savaşın ekseni değişti.
İran artık sadece askeri hedefleri değil, Körfez’den Akdeniz’e uzanan petrol ve gaz damarını vuruyor.
Tankerlerin isabet alması, limanlarda bekleyen LNG gemilerinin hedef haline gelmesi, kapatılan gaz sahaları, rafinerilerin devre dışı kalması ve üretimin aksamasıyla birlikte çatışma askeri bir kriz olmaktan çıkıp enerji savaşına dönüştü.
Kısacası İran, savaşın ekonomi bombasını devreye sokmuş durumda.
BİRİNCİ STRATEJİK DÜĞÜM Bu stratejinin merkezi ise dünyanın en kritik boğazlarından biri olan Hürmüz Boğazı.
Günlük yaklaşık 20 milyon varil petrolün geçtiği bu dar su yolu küresel enerji sisteminin kalbi sayılıyor.
İran Devrim Muhafızları fiilen geçişi durdurmuş durumda.
Bölgede yüzlerce ham petrol ve LNG tankeri demirledi, sigorta maliyetleri fırladı, sevkiyat zinciri kırıldı.
Körfez ülkeleri teorik olarak Hürmüz’e alternatif güzergâhlara sahip olsa da kapasite gerçeği farklı bir tablo ortaya koyuyor.
Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı boru hattı Körfez petrolünü Kızıldeniz’deki Yanbu terminaline taşıyabiliyor ancak mevcut yedek kapasite yalnızca yaklaşık 2,4 milyon varil seviyesinde.
Üstelik Yanbu limanı Yemen’deki Husilerin füze ve İHA menzili içinde bulunuyor.
Bir başka ifadeyle bypass hattı güvenli değil.
Birleşik Arap Emirlikleri ihracatının yaklaşık yarısını Fuceyre üzerinden Hürmüz’ü atlayarak gönderebilir durumda.
Ancak günlük yaklaşık 1 milyon varil petrol yine Körfez’de sıkışmış kalıyor.
Küresel piyasa açısından bu bile başlı başına arz şoku anlamına geliyor.
İKİNCİ STRATEJİK DÜĞÜM Asıl kırılma ise enerji altyapısının doğrudan hedef alınmasıyla başladı.
Suudi Arabistan’daki dünyanın en büyük tesislerinden biri olan ve günlük 500 bin varilden fazla kapasiteye sahip Ras Tanura rafinerisi vurularak geçici olarak devre dışı kaldı.
Kuveyt’teki Ahmedi rafinerisi hasar aldı, üretim geçici olarak duruldu.
Katar’da iki, BAE açıklarında bir enerji sahası hedef alındı.
Bahreyn limanında ABD bayraklı bir tanker vuruldu ve daha birçok benzer saldırı düzenlendi.
Bu arada İsrail de Doğu Akdeniz’deki Leviathan gaz sahasını kapattı, savaşın ilk günü Bazan petrol rafinerisinin üretimini de askıya almıştı.
Suudi Arabistan, İran, Irak, BAE, Kuveyt ve Katar’dan oluşan Körfez üretim havzası dünya petrolünün yaklaşık yüzde 25’ini, yani günde 20 milyon varilden fazlasını sağlıyor.
Bu üretim merkezlerinin ateş altında kalması artık piyasa değil sistem riski yaratıyor.
Dolayısıyla mesele petrol fiyatının artması değil, enerji akışının güvenilirliğinin çökmesi.
ZİNCİRLEME KRİZ TAMLAMASI Analistler Brent petrolün kısa sürede 100 doların üzerine çıkabileceğini, Körfez ihracatının ciddi biçimde kesilmesi halinde fiyatların 120 hatta 130 dolar bandına tırmanabileceğini belirtiyor.
Bu seviyeler modern küresel ekonomi için yalnızca pahalı enerji anlamına gelmiyor, zincirleme ekonomik şok demek.
Enerji fiyatlarındaki sıçrama doğrudan dünya çapında benzin ve elektrik maliyetlerini artıracak.
Petrol ithalatçısı ekonomilerde enflasyon yeniden kontrolden çıkabilir.
Büyük tüketici ülkelerin stratejik petrol rezervlerini piyasaya sürmesi gündeme gelebilir.
Ancak rezerv kullanımı kriz çözmez, yalnızca zaman satın alır.
TRUMP İÇİN KABUS SENARYOSU Savaşın siyasi etkileri ise en az ekonomik sonuçları kadar ağır görünüyor.
Petrolün 120 dolar seviyesine yükselmesi Donald Trump açısından tam anlamıyla bir kabus senaryosu anlamına geliyor.
ABD’nin 2026 ekonomik planlaması yaklaşık 60 dolar petrol varsayımı üzerine kurulu.
Petrol pazartesi açılışta varil başına 83 doları gördü.
Fiyatların iki katına çıkması ise Washington’ı Stratejik Petrol Rezervi’ni açmaya zorlayabilir.
Bu da ara seçim atmosferine giren ABD’de ekonomik güven anlatısını zedeleyebilir ve Kongre dengelerini değiştirebilecek bir siyasi risk yaratabilir.
AVRUPA YİNE İKİ BİR ATTI Avrupa cephesinde tablo daha da karmaşık.
Rus enerji sisteminden koparıldıktan sonra Avrupa petrol ve gazda ABD, Norveç ve Kazakistan’a daha bağımlı hale geldi.
Suudi Arabistan ve Irak ise tamamlayıcı tedarikçi konumunda.
Körfez arzının kesintiye uğraması Avrupa’da enflasyonu yeniden yükseltebilir, büyümeyi daha da yavaşlatabilir ve Washington merkezli enerji bağımlılığının ucu tamamen kaçabilir.
EŞİK YAKLAŞIYOR İran’ın yaptığı hamlenin stratejik anlamı burada ortaya çıkıyor: Tahran savaşın maliyetini küreselleştiriyor.
Enerji akışını hedef alarak çatışmayı bölgesel bir askeri krizden küresel ekonomik krize dönüştürüyor.
Başka bir ifadeyle İran, savaş alanını cepheden piyasaya taşıdı.
Petrol arzı düşerse ya da akışı kesilirse savaş yalnızca cephede değil, dünyanın her başkentinde hissedilir.
Şu anda Batı Asya’da yaşanan tam olarak bu eşiğe yaklaşmış görünüyor.
Askeri çatışma artık petrol rejimlerini sarsan, finans piyasalarını kilitleyen ve küresel ekonomik felç riskini büyüten yeni bir aşamaya girmiş durumda.
WASHİNGTON’DAN SERT GERİ VİTES: İRAN’DA REJİM DEĞİŞİKLİĞİ Mİ, O DA NE?
ABD, İran’a karşı giriştiği savaşta beklemediği bir stratejik tabloyla karşı karşıya kaldı.
Washington’ın planı çatışmayı İran ile İsrail-ABD askeri gücü arasında sınırlı bir cepheye hapsetmekti.
Ancak Tahran bu çerçeveyi reddetti.
Savaşı Batı Asya’daki Amerikan üslerinden Körfez’in enerji damarlarına kadar genişletti.
Bu hamle askeri denklemi olduğu kadar siyasi hedefleri de sarstı.
Asıl kırılma burada yaşanıyor: Washington’ın örtük biçimde dillendirdiği “rejim değişikliği” senaryosu fiilen rafa kalktı.
KARŞI DEVRİMCİLER VE GEÇİCİ KONSEY Washington’ın geri adımı pazartesi ve salı günü gelen üç üst düzey açıklamayla netleşti.
Trump pazartesi akşamı savaşın hedeflerini sıralarken gazetecilerin sabırsızlıkla beklediği “rejim değişikliği” ifadesini bilinçli biçimde kullanmadı.
Bunun yerine balistik füze ve nükleer program gibi askeri hedeflerden bahsetti ve hükümet değişikliği için topu İran halkına attı.
Bu söylem değişimi, operasyonun siyasi çerçevesinin daraltıldığını gösterdi.
ABD ve İsrail hattı, İran Lideri Ayetullah Hamaney ile üst düzey askeri isimlere yönelik suikastların ülke içinde karşı devrimci bir dalga yaratmasını bekliyordu.
Hesap şuydu: Liderlik boşluğu oluşacak, sokak yeniden hareketlenecek ve sistem içeriden çözülecekti.
Ancak tablo tersine döndü.
İran’da her gece meydanlar doldu.
Sokak, dağılmak yerine konsolide oldu.
Tahran’da ise hızla Geçici Liderlik Konseyi kuruldu ve bir yol haritası açıklandı.
Konsey bu yol haritasının “bizzat Yüce Lider tarafından oluşturulduğunu” ilan ederek devlet devamlılığı mesajı verdi.
TEREYAĞINDAN KIL ÇEKEMEDİ Trump’ın pazar akşamı yaptığı açıklama ise ayrı bir itiraf niteliğindeydi.
İran’ın Batı Asya’daki Amerikan müttefiklerine saldırmasının kendisini şaşırttığını söyledi ve daha fazla askeri kayıp verileceğini kabul etti.
ABD Merkez Komutanlığı CENTCOM pazartesi günkü güncellemesinde çatışmanın başından bu yana altı Amerikan askerinin hayatını kaybettiğini, 18 askerin durumunun ağır olduğunu duyurdu.
Ayrıca Kuveyt’te üç F-15 savaş uçağının kaybedildiği açıklandı.
Bu kayıplar, operasyonun planlandığı gibi “cerrahi” ilerlemediğini ortaya koydu.
İran Devrim Muhafızları pazar günü ABD’ye ait uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ün bulunduğu bölgeye dört balistik füze fırlatıldığını açıkladı.
Bildiriye göre gemi görev sahasını terk etmek zorunda kaldı ve Hint Okyanusu’na yöneldi.
Washington saldırıyı doğruladı ancak füzelerin uçak gemisine isabet etmediğini açıkladı.
USS Lincoln’ün Hint Okyanusu’na çekildiği iddiasını ise ne doğruladı ne de yalanladı.
Bu sessizlik, Amerikan deniz gücünün geri çekilmek zorunda kaldığı savını kuvvetlendirerek stratejik algıyı bozan diğer bir unsur oldu.
DARALAN HEDEFLER Dışişleri Bakanı Rubio, Trump’tan birkaç saat sonra yaptığı açıklamada askeri önceliğin “rejimi devirmek” değil “tehdidi imha etmek” olduğunu vurguladı.
İran’da rejim değişikliğinin operasyonun parçası olup olmadığı sorulduğunda, ABD’nin İran halkının hükümeti devirmesini “görmeyi çok isteyeceğini” ancak bunun mevcut harekatın resmi hedefi olmadığını söyledi.
Rubio açık bir teknik çerçeve çizdi: “Görevimiz ve odak noktamız füzelerin, üretim tesislerinin ve deniz yeteneklerinin imhasıdır.” Bu ifade, siyasi mühendislikten askeri sınırlamaya geçiş anlamına geliyor.
DAHA KÖTÜ BİR DÜNYA MÜMKÜN Savaş Bakanı Hegseth ise daha da ileri giderek “Bu bir rejim değişikliği savaşı değil.” dedi.
Hamaney suikastıyla “rejimin zaten değiştiğini” savundu ve bu sözde değişikliğin “dünyayı daha iyi bir yer haline getirdiğini” iddia etti.
Ancak bu söylem sahadaki gerçeklikle örtüşmedi.
Çünkü aynı saatlerde Batı Asya’da enerji altyapısı vuruluyor, petrol ve doğal gaz fiyatları sert yükseliyor, küresel piyasalarda panik dalgası büyüyordu.
KAOS BÜYÜYECEK: “BURALARI TERK EDİN” Bu bağlamda en çarpıcı gelişme ise ABD Dışişleri Bakanlığının tahliye çağrısı oldu.
Bakanlık, İran’la yaşanan çatışmaların bölgesel kaosa dönüşmesi üzerine Türkiye hariç Batı Asya’nın tamamındaki Amerikan vatandaşlarına “derhal bölgeyi terk edin” çağrısında bulundu.
İran’ın misilleme saldırılarının doğrudan hedefi olmayan Mısır’ın da listeye eklenmesi dikkat çekti.
Bu karar, Washington’ın çatışmanın coğrafi olarak daha da genişleyebileceğini ve tırmanışın süreceğini öngördüğünü gösteriyor.
Daha önce Katar, Ürdün, Irak, Bahreyn ve Kuveyt’te görev yapan “acil olmayan” Amerikan personelinin ve ailelerinin tahliyesi emredilmişti.
Bu adımlar askeri operasyonun sınırlı tutulacağına dair resmi söylemle çelişiyor.
KONTROLLÜ HASAR STRATEJİSİ Ortaya çıkan tablo, Washington’ın savaşı siyasi olarak daraltmaya çalışsa da askeri ve bölgesel gerçekliğin genişlediğini gösteriyor.
İran çatışmayı cepheden enerji sistemine, deniz hatlarına ve Amerikan müttefik ağlarına yayarak maliyeti küreselleştiriyor.
ABD ise hedef küçültüyor, söylemi geri çekiyor ve kriz yönetimine odaklanıyor.
Bu da savaşın ilk büyük stratejik sonucunu ortaya koyuyor: Rejim değişikliği hedefi yerini hasar kontrolüne bırakmış görünüyor.
Ancak enerji piyasalarının sarsıldığı, Amerikan askeri kayıplarının arttığı ve tahliye çağrılarının yapıldığı bir ortamda hasar kontrolünün ne kadar mümkün olduğu sorusu hâlâ masada duruyor