Haber Detayı
Dürüstlük sınavımız
PROF. DR. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI... Günlük hayatta pek çok yerde bir ’aldatma’ tuzağı var. Bu atmosferde, Ramazan ayı bize adeta bir can simidi gibi uzandı. Bu mübarek ay, sadece mideyi aç ve susuz bırakmak deği,l vicdanları dürüstlük cilasıyla parlatma zamanıdır Hemen her gün bir şekilde aldatılma,...
PROF.
DR.
TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
Günlük hayatta pek çok yerde bir 'aldatma' tuzağı var.
Bu atmosferde, Ramazan ayı bize adeta bir can simidi gibi uzandı.
Bu mübarek ay, sadece mideyi aç ve susuz bırakmak deği,l vicdanları dürüstlük cilasıyla parlatma zamanıdır Hemen her gün bir şekilde aldatılma, kandırılma veya benzeri bir sahtekârlık teşebbüsüyle ya da bir acı tecrübesiyle yüz yüze geliyoruz.
Sabah haberlerinden sosyal medya akışımıza, çarşı pazar alışverişinden telefonumuza düşen meçhul mesajlara kadar her yer bir 'aldatma' tuzağına dönüşmüş durumda.
Sahi, ne oldu bize?
Eskiler, maharetli hırsızlar için 'gözden sürmeyi çalar' derlerdi; bu ifade bir bakıma şaşkınlık karışımı bir zekâ atfı içerirdi.
Ancak bugün geldiğimiz noktada -pek çok güzel gelişmeye ve ilerlemeye rağmensahtecilik, o eski deyimlerdeki 'kurnazlığı' çoktan aştı; arsızlık, yüzsüzlük level atladı, toplumsal bir çürüme noktasına doğru hızla ilerlemekte.
Güvenin yerini şüphenin, dürüstlüğün yerini 'işini yürütme' kurnazlığının aldığı bu puslu atmosferde, Ramazan ayı bize adeta bir can simidi gibi uzandı.
Bu mübarek ay, sadece mideyi aç ve susuz bırakmak değil, pas tutmuş vicdanları dürüstlük cilasıyla parlatma zamanıdır.
NEREYE GİDİYORUZ?
Günlük hayatımızda bu tür olaylarla hep karşılaşırız.
Belki bizim de başımızdan benzeri hâdiseler geçmiştir.
Çok zaman olayı önemsemez, üzerinde durma gereği duymayız. 'Devir böyle' deyip geçmek, aslında o çürümeye ortak olmaktır.
Olağan bir durum olarak gördüğümüz her sahtekârlık, yarın çocuklarımızın yaşayacağı toplumun temelinden bir tuğla daha çekmektedir.
Halbuki içinde yaşadığımız toplumda karşılaşmakta olduğumuz bu tür yozlaşmış davranışların önemsenmesi gerektiğini, her şeyden önce 'insan' olarak düşünmeli, sonra da bir 'Müslüman' olarak derin bir muhasabe yapmalıyız.
Müslüman; elinden ve dilinden emin olunan kimsedir.
Başkasının hakkını üzerine geçirmemeli, haksızlık yapmamalıdır.
Zira Yüce Allah, Kur'ânı Kerim'in Hud sûresinin 112. âyetinde bizleri sarsan o emri verir: 'Emrolunduğun gibi dosdoğru ol, sana uyanlar da öyle olsunlar.
Aşırı gitmeyin.
Çünkü Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.' 'ALLAH GÖRÜYOR' BİLİNCİ Şimdi bu âyetin sonunda ihtar edildiği gibi; Allah bütün yaptıklarımızı gördüğüne göre, bunu bilen bir Müslüman, Yüce Rabbimizin her an şahit olduğunu bile bile nasıl haksızlık yapabilir?
Nasıl olur da malın kusurunu gizler, nasıl olur da tartıda hileye sapar?
Doğal olarak yapmamalıdır.
Ancak pratiğe baktığımızda, teorideki iman ile pratikteki ahlak arasında derin bir uçurum görmekteyiz.
Hemen bir sonraki âyette ise Rabbimiz uyarır: 'Haksızlık yapanlara güvenmeyin.' İşte düğüm noktası burasıdır.
Bir toplumda haksızlık yapanlar, 'gözden sürmeyi çalan' sahtekârlar çoğalır ve bunlar toplum nezdinde 'becerikli' kabul edilirse, orada devasa bir güven bunalımı başlar.
Güvensizlik bu topluma hâkim olursa, haksızlıklar alır başını gider; kimse kimsenin sözüne, senedine, tartısına inanmaz hale gelir.
Ramazan, işte bu yıkılan güven köprülerini yeniden inşa etmek için bir fırsattır.
Sevgili Peygamberimiz (sav) de bir hadis-i şerifinde insanları bu konuda uyararak, doğru sözlülüğün insanı iyiliğe, yalancılığın da kötülüğe götürdüğüne dikkat çekmiş ve şöyle demiştir: 'Doğru sözlülük iyiliğe götürür; iyilik Cennet'e götürür.
Adam doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîklar (doğru söyleyici ve dürüst davrananlar) mertebesine yükselir.
Yalan söylemek fenâlığa, fenâlık da Cehenneme götürür.
İnsan yalan söyler durursa, sonunda Allah katında yalancı diye yazılır.' (Riyâzüs's-Sâlihin, I,86).
Bugün 'strateji' veya 'pazarlama tekniği' adı altında ambalajlanan yalanların, aslında bizi hangi uçuruma sürüklediğini bu hadis ne kadar net açıklıyor.
Peygamber Efendimiz, ticaretin ve günlük hayatın kalbindeki dürüstlüğü şu örnekle de perçinler: 'Satan ve alan kimseler, söz kesip birbirlerinden ayrılmadıkça alış verişlerini bozup bozmama hususunda muhayyerdirler.
Eğer doğru söyler, satılık eşya ve paranın durumunu açıklarlarsa, alış verişlerinde bereket bulunur.
SU-İ ZANDAN HÜSN-İ ZANNA Eğer saklarlarsa veya yalan söylerlerse alış verişlerinin bereketi gider.' (Riyâzüs's-Sâlihin, I,90).
Soralım şimdi kendimize; bugün sofralarımızda, kazancımızda o eski bereketleri neden bulamıyoruz?
Acaba 'açıklamamız gereken' kusurları sakladığımız, 'dürüstlük ve helal' yerine yalanı kalkan yaptığımız için olabilir mi?
Dürüstlük sınavımız sadece maddiyatla da sınırlı değil.
Sahteciliğin arttığı bir toplumda, insanlar birbirine karşı 'su-i zan' beslemeye başlar.
Herkese 'acaba beni de mi kandıracaklar?' gözüyle bakmak, ruhu yoran bir hastalıktır.
Bazen başımızdan geçen bir olumsuz olayda hemen karşımızdakini suçlarız.
Oysa Yüce Allah, Hucurât sûresinin 12. âyetinde şöyle buyurur: 'Ey inananlar, zandan çok sakının.
Çünkü zannın bir kısmı günahtır.
Birbirinizin ayıplarını araştırmayın.
Birbirinizin arkasından hoşlanmayacağı sözler söylemeyin.' Eğer bir hata yaptıysak, karşıdaki kişinin dürüstlüğünü peşinen mahkûm ettiysek, tıpkı o örnekteki arkadaşımız gibi hatamızı fark edip özür dilemesini bilmeliyiz.
Helâlleşerek, kalbimizi de o kötü zan kirinden arındırmalıyız.
ÖRNEKLERİ ÇOĞALTMAK Bu dünyada dürüst kalanları, 'gözden sürmeyi çalmayanları', hakkı olmayana el uzatmayanları ödüllendirebilsek, onları baş tacı edebilsek; dürüstlüğü yeniden 'yükselen değer' haline getirebiliriz.
Diğer insanları da haksızlıktan ve başkaları hakkında kötü zan beslemekten kaçınmaya teşvik etmiş oluruz.
Ramazan, bizi 'dosdoğru' olmaya çağıran bir iklim sunar.
Gelin bu ayda, sahteciliğin o karanlık noktasına doğru giden gidişata engel olalım.
Dilimiz oruçluyken yalan söylemesin, elimiz oruçluyken hileye uzanmasın, kalbimiz oruçluyken kimse hakkında kötü zan beslemesin.
İnsanca yaşamanın, Müslümanca duruşun ve 'dosdoğru' olmanın huzuruyla, güven dolu yarınlara...