Haber Detayı
Orhan Bursalı: “Kitabım ‘Ulus-ulus devlet artık yoktur’ zırvalarına karşı yurtsever bir politik tepki!”
Usta gazeteci ve yazar Orhan Bursalı’nın dokuz ana bölümden oluşan, ilk baskısı 2010, ikinci baskısı 2012’de Ulus Yıkıcılığı Zamanları adlı incelemesi yenilenmiş, genişletilmiş üçüncü baskısıyla kısa süre önce Cumhuriyet Kitapları tarafından yayımlandı. Orhan Bursalı ile “Ulus-ulus devlet artık yoktur zırvalarına karşı bir yurtsever politik tepki olarak ve gerçeği savunma sorumluluğunu duyarak” yazdığını belirttiği ve ulusal kimlik bilincinin toplumdaki yeri/düzeyi, “Türkiye’nin yarım kalmış ‘ulus inşası’”na dikkat çektiği Ulus Yıkıcılığı Zamanları adlı kitabını konuştuk.
Usta gazeteci ve yazar Orhan Bursalı’nın dokuz ana bölümden oluşan, ilk baskısı 2010, ikinci baskısı 2012’de Ulus Yıkıcılığı Zamanları adlı incelemesi yenilenmiş, genişletilmiş üçüncü baskısıyla kısa süre önce Cumhuriyet Kitapları tarafından yayımlandı.
Ulus-ulus devlet artık yoktur zırvalarına karşı bir yurtsever politik tepki olarak ve gerçeği savunma sorumluluğunu duyarak yazdığını belirttiği kitabında ulusal kimlik bilincinin toplumdaki yeri/düzeyi, “Türkiye’nin yarım kalmış ‘ulus inşası’”na dikkat çekiyor öncelikle Bursalı.
Pek çok sosyalistin, ulus devlet ve ulusalcılık ile sınavını; solda ayrışmayı süratle tetiklemiş ulusalcı ve ulusalcılık kavramlarının hangi eşikte “postmodern zırvalarla” “tu kaka” kılındığını ortaya koyuyor.
Ulus yıkıcılığının, ulusu çözme girişimlerinin nasıl büyük bir tepki çektiğini ve bu faaliyetin ters yönde akımı körüklediğinin altını çiziyor.
Kitapta “Kürt Sorunu” gibi etnisite konularını kapsam dışında olsa da diğer yandan “Bugünlerde ise Kürt meselesinin çözümü temelinde Osmanlıcı genişleme politikası daha sert ve ciddi olarak gündeme gelince, Türk-KürtArap ittifakından resmi olarak bahsedilince (Suriye kastediliyor tabii), piyasada uzun süredir bulunmayan kitabın güncellenerek üçüncü baskısının yapılması şart oldu.” diye yazıyor.
Sonra üçüncü baskının önsözünü ve katkı bölümünü tamamen Trump ile birlikte yaşanan yeniden ulusal devletin çıkarları gerçeğine güçlü geri dönüşe ayırıyor Bursalı. “Dünya durmadan yeniden kurulurken”, vurguladığı gibi küreselleşme ve uluslararası bağların, tek başına, ulusal devletlerin sonunu getiremediği ortadayken konuyu ülkemiz özelinde nasıl değerlendirdiğini de öğreniyoruz.
Ve Ulus Yıkıcılığı Zamanları’nı ilk yazdığı 2010 yılından bu yana gelinen noktada şu anki duruma yorumunu ve ulusalcılığın aydın kesimdeki ağırlığını koruyup korumadığını da.
Orhan Bursalı ile İlhan Selçuk’un anısına adadığı anıt kitabı Ulus Yıkıcılığı Zamanları’nı konuştuk.
DAVUTOĞLU İLE HESAPLAŞMA! - Kitap, birinci ve ikinci baskıları olduğu gibi koruyor.
İlk olarak dokuz ana bölümden oluşan Ulus Yıkıcılığı Zamanları’nın izleğini, bölümler ile eklerin nasıl yapılandığını anlatır mısınız?
Türkiye’de ve dünyada politik ortamı çözümlerken yoğun fikri takip sürecinde değerlendirme sürecinizi de sormak istiyorum.
Nasıl yazıyorsunuz?
Bu kitabı ilk 2010’da yazdım, küreselleşme çağında “Ulus-ulus devlet artık yoktur” zırvalarına karşı bir yurtsever politik tepki olarak ve gerçeği savunma sorumluluğunu duyarak.
Ahmet Davutoğlu’nun aynı teranelere katılarak “Evet yeni Osmanlılarız, ulusçulukla hesaplaşma zamanı geldi” açıklaması üzerine bir Davutoğlu ile hesaplaşma bölümü ekledim ikinci baskıya.
Derken aradan 13 yıl geçti.
Bu kez Türkiye’nin ulusal devlet kimliğini Ortadoğu ile birleştirerek Türk-KürtArap ortak kimliği ile yeni bir devlet, ülke inşa edilmesi gereğini ileri süren ve laikliği işlemez hale getiren iktidar uygulamaları sonucu ulus devlet ile hesaplaşmaların sürdüğünü görünce yeni gelişmeleri de konu alan 50 sayfa kadar bir ek ile üçüncü baskıyı hazırladım.
Prof.
Dr.
Ersin Kalaycıoğlu 3. baskıya bir önsöz ile katkıda bulundu.
Özellikle geniş kitlelerin bu konudaki tartışmaları rahatça anlayabilmesi ve ulus devletine sahip çıkmasını kolaylaştırmak, halkı aydınlatmak amacını taşır. ‘ULUSALCILIK İÇİN YENİ BİR MANİFESTO DENEMESİ’ Üç baskının bir bütünlüğü var.
Çünkü üç baskıdaki eklemelerin hepsi birbirini güçlendiriyor.
Ulus ve ulusal devlet gerçeği o kadar güçlü ki yaşadığımız tüm olaylar buna vurgu yapıyor.
İlk baskıdaki giriş / önsöz yazımın başlığı “Ulusalcı ve Ulusalcılık: Yeni Bir Manifesto Denemesi”.
Yazıldığı dönemdeki ulusalcılara yönelik saldırıları da konu alan ve kendimin ne olduğunu da açıklayan bir bölüm.
Bence hâlâ çok güncel.
Birinci, ikinci ve üçüncü baskılardaki tüm önsöz ve sunuşları girişte topladım, okura bir perspektif versin diye, “Ben neyim” soruna yanıt kitapta.
Arkasından, üçüncü baskıya eklediğim ana yazı geliyor “Türkiye Ulus Devlet Olmaktan Uzaklaşıyor Mu?” ana başlığı altında. “Dünya ulus devletler arasında siyasal ve ekonomik çarpışma arenasıdır”, “Kaba Güç Politikası Dönemi”, Kapitalizm Ulus Devletsiz Yaşayamaz”, “Fetihçilik ile oy avcılığı”, “Hayali Birliktelikler: Türk- Kürt- Arap”, “Öcalan mı Demirtaş mı: AKP-MHP-DEM ittifakı ve geleceği”, “Atatürk’ün ulus devletine düşman”, “Ameliyat masasında bir ülke” ara başlıklarıyla, üçüncü bölüme katkı bitiyor.
Arkasından ikinci baskıya katkı olan “Yeni Osmanlılık ve Ulusçulukla Hesaplaşma Girişimi” bölümünü okuyacak okurlar.
Yani Davutoğlu’nun anti bilimsel tezlerini...
İLHAN SELÇUK’UN ANISINA... - İlhan ağabeyimizin anısına adalı kitabınız...
Olgulara dayanan, bilimsel niteliği beni son derece tatmin eden bir kitaptır ve “İlhan Selçuk’un Anısına” sözü her üç baskıda da durur.
Kitap akademik düzen ve kuralların biraz dışında, özellikle geniş kitlelerin bu konudaki tartışmaları rahatça anlayabilmesi ve ulus devletine sahip çıkmasını kolaylaştırmak için popüler bir dille yazılmıştır.
Amaç, halkı aydınlatmaktır.
Fotoğraf: VEDAT ARIK ‘SOLDA AYRILIKLARI TARTIŞARAK SİPERLERDEN ATEŞ ETMEYİ AMAÇLAMADIM’ - Solda ayrışmayı süratle tetiklemiş ulusalcı ve ulusalcılık kavramları hangi eşikte çok yerinde deyişinizle “postmodern zırvalarla” “tu kaka” kılındı?
Anlamı nasıl bozunuma uğratıldı, neye dönüştü?
Çatı nasıl çatladı?
Aslında kitapta bu konuya “solcular arasındaki tartışma” açısından pek girmedim.
Ulusalcılık kavramını şeffaflaştırarak ve kavramın Türkiye’de bugüne kadar bu kapsamda incelenmediğinden yola çıkarak, yeni bir üst bilinç ve bilgilenme yaratmayı ve bu kapsamda birleştirici olmayı hedefledim.
Ayrılıkları tartışarak “siperlerden ateş etmek” amacım olmadı. ‘KURTULUŞ VE KURULUŞ’A SAHİP ÇIKARAK GELECEĞE BAKMAYA VE BİRLEŞTİRİCİ OLMAYA ÇALIŞTIM’ Birleştirici bir zemin arayışıdır kitabın içeriği ve üslubu aslında.
Bu nedenle “ulusalcılık için yeni bir manifesto denemesi” görüşünü tartışmaya açtım.
Dünya gerçeklerini öne çıkartarak ve tarihsel süreçlere ve güncel olgulara sadık kalarak, ulusalcılık konusunda yanlış algıları ve tezleri yıkma denemesine kalkıştım.
Bunları yaparken de genellikle uç noktadaki bazı yetmez ama evetçi veya iktidar yanlısı paylaşımları dipnot olarak kullandım.
Yurtseverlik temelinde, Kurtuluş ve kuruluşa sahip çıkarak geleceğe bakmayı ve birleştirici olmayı yeğlemeye çalıştım.
Ne kadar başarılı oldum bilemem, takdir okurun. ‘ATATÜRK, DEMOKRASİYE HEMEN GEÇMEK İSTEDİ, AMA BAKTI Kİ OSMANLICILIK VE HİLAFET YAŞIYOR, ÜLKEYE ZAMAN TANIDI’ Ama madem sordun ve bu konuyu gündeme getirdin konuya kısaca gireyim.
Solda ulus devleti kuruluşundan itibaren tu kaka eden eğilimler vardı ve hâlâ varlıklarını sürdürüyorlar.
Ama bu konuda şampiyonluğu iktidara ve yandaşlarına kaptırmış durumdalar!
Bunlar kurucuya, yani Atatürk’e “faşist” diyerek reddiyeciliklerini temellendirdiler.
Neymiş?
Tek adammış.
Neden hemen demokrasiye geçmemişmiş.
Neden iki parti kurdurmuş ama hemen hepsini kapattırmış.
Çoğulculuğa geçmemiş... 15 yılda, eğitim, aydınlanma, kadın hakları, milli egemenlik kayıtsız şartsız milletindir yani Cumhuriyet, bilim ve bağımsız ekonomi temelinde yeni bir devlet, ülke, ulus ve toplamda bir Türkiye yarattı, silah ve fikir arkadaşlarıyla birlikte.
Dünya çapında örnek bir büyük olayı, “Vay neden hemen demokrasiye geçmedi” diye eleştirmek aklı olanın savunacağı bir şey değil. ‘AKIL YÜRÜTME KONUSUNDA ATATÜRK’E YAKLAŞAMIYORLAR BİLE’ Evet, demokrasiye geçmek istedi ama baktı ki Osmanlıcılık ve hilafet yaşıyor, ülkeye zaman tanıdı.
Akıl yürütme konusunda Atatürk’e yaklaşamıyorlar bile.
O dönemin yüzde 11 okuma yazma oranıyla (yine de salt okuma yazma bilmek ümmilikten insanı kurtarmıyor) demokrasi mi kurulur, zerresini tartışmıyorlar.
Aslında biliyorlar ama amaçları bağcıyı dövmek.
Bugün bile hâlâ demokrasinin kurulamadığı ve halk aydınlanmasının gerektiği açıkken...
Kurucu lideri gözden düşürmek için “Kurtuluş Savaşı’nda kan dökülmedi” demeye getiren ve Büyük Zafer’i “resmi tarihin palavrası” olarak nitelendiren sol kılıklı paçavra görüşler ileri sürüldü.
Bunlardan tarihçi kılıklı biriyle Atatürk zamanındaki gelişmeler üzerine yaptığı tahrifatlarla ilgili sert polemiklerim oldu. ‘OSMANLICILIK BUGÜNKÜ REJİMİN ADETA MARKASI!’ - Bu yolda neye dönüştüler, nelere büründüler?
Ulus devlet ve Atatürk reddiyeciliğinde kol kola hangi taktiklerle ilerlediler / ilerliyorlar?
Osmanlı’nın son döneminde iyice gelişen ve ulus kavramına ve Türkçeye meydan okuyan, Arap ümmetçiliği ve dilini kutsayan hilafetçi akımla bir anlamda yıkıcı birliktelik görünümüne girdiler -ki bugün bu anlayış İskilipli üzerinden AKP sayesinde devlet düzeyine taşınmış durumda-.
Atatürk’e ve kuruluşa karşı çıkış, özellikle AKP ve FETÖ döneminde tırmandı ve bunun üzerine Osmanlıcılık inşa edildi.
Osmanlıcılık bugünkü rejimin adeta markası olmuş durumda.
AKP rejimi, bazı solcular arasındaki ulus devlet ve Atatürk konusundaki derin ayrılığın üzerine çıktı. ‘ATATÜRK REDDİYECİLİĞİNDE YETMEZ AMA EVETÇİLERİN ELİNE KİMSE SU DÖKEMEZ!’ Burada ulus devlet ve Atatürk reddiyeciliğinde yetmez ama evetçilerin eline de diğer gruplardan kimsenin su dökebileceğini sanmıyorum.
Tüm bunlara yanıtı aslında halk veriyor.
Milletin çok büyük çoğunluğunun geçmişe, Atatürk’e, ülkeye nasıl sahip çıktığını, Büyük Zafer, 19 Mayıs, 10 Kasım günlerindeki coşku ve yasında çok iyi görüyoruz.
İktidar bile devletin kimliğinden Atatürk resimlerini yok edemedi, görünüş olarak tutarken arkadan Cumhuriyetin kuyusunu kazıyor.
Fotoğraf: VEDAT ARIK ‘BUGÜN İKTİDARIN GÖRÜŞLERİNE YENİ BİR ORTAK ÇIKTI: MİLLİYETÇİ SİYASİ KÜRT HAREKETİ!’ - Dediğiniz gibi ulus yıkıcılığı, ulusu çözme girişimleri büyük tepki çektiği bir gerçek ve kitabınızda bu faaliyetin ters yönde akımı körüklediğinin altını da çiziyorsunuz.
Buradan hareketle güncel ve tarihsel bir hesaplaşma niteliğindeki Ulus Yıkıcılığı Zamanları’nda etnik temelli karşı tezi nasıl yüreklendirdi?
Bugün iktidarın görüşlerine yeni bir ortak çıktı: Milliyetçi siyasi Kürt hareketi.
Resmi partisinden (DEM) İmralı’ya ve PKK’ye kadar ortak bir görüş etrafında birleştiler: 1924 Anayasası’nı reddediyorlar, Lozan’ı reddediyorlar, ulus devletin kuruluşuna karşı savaş açan Şeyh Sait’i savunuyorlar.
Bugünkü tezleri, bu kez Türk- Kürt resmi birlikteliği temelinde Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni bir anayasa ile yeniden kuruluşudur.
Postmodern entelektüellerin yanı sıra Türk solcularından bir grup da bu tezin arkasında kümelenmiş durumda.
Buna karşılık mesela TKP’nin, Sol Parti’nin Kurtuluş ve kuruluş dönemine yönelik görüşlerinin gerçeğe sadakat temelinde geliştiğini söyleyebiliriz.
OSMANLICILIKTA SON NOKTA: TÜRK-KÜRT-ARAP İTTİFAKI VE BİRLİĞİ! - “Bugünlerde Kürt meselesinin çözümü temelinde Osmanlıcı genişleme politikası daha sert ve ciddi olarak gündeme gelince, Türk-Kürt-Arap ittifakından resmi olarak bahsedilince (Suriye kastediliyor tabii), piyasada uzun süredir bulunmayan kitabın güncellenerek üçüncü baskısının yapılması şart oldu” diye yazıyorsunuz.
Yukarıda kısaca giriş yaptım bu konuya.
Bir kısım liberalin ulusçuluğu reddetmesinden daha tehlikeli bir durum ortaya çıktı bugün.
İktidarın Osmanlıcılığı bu kez Türk-Kürt-Arap ittifakı ve birliğinden söz ederek ülke sınırlarının genişleyeceği düşüncesini kapsadı.
AKP özellikle 2028 seçim sürecinde, iktidarını sürdürebilmek için Kürt milliyetçi hareketi ile ittifak arayışına girdi.
Kürt milliyetçi siyasi hareketi bundan da güç aldı ve tezlerini büyüterek Türkiye’nin Türk-Kürt Cumhuriyeti temelinde yeniden kuruluşunu gündeme getirdi.
Bu tabii ki mümkün değil.
İktidar istese bile bunu başaramaz. ‘TÜRKİYE ETNİK TEMELDE KURULMADI.
ATATÜRK TARİHİ GERÇEKLERDEN YOLA ÇIKARAK TÜRK ULUSU DEDİ’ Türkiye etnik temelde kurulmadı.
Milleti bir kavram temelinde adlandırmak zorunluluğu vardır.
Tıpkı, Fransız, İngiliz, Alman gibi...
Türk ve Türkiye, Anadolu ve hatta Osmanlı’yı nitelendirmek için Avrupalılar tarafından 500 yıldan beri kullanılmıştır.
İmparatorluğu Türk kökenli görmüşler ve Anadolu’ya da Türkiye gözüyle bakmışlar.
Bu tarihsel gerçeklere uygundur.
Mesela “Eyvah Türkler geliyor” sözleri İtalya’nın kültüründe yer etmiştir.
Anadolu Türk kavimlerinin egemenliği altında bugüne ulaştı.
Osmanlı tüm bu Türk boylarını birleştirdi.
Türkçe hep yaşadı ve kullanıldı Anadolu’da.
Osmanlı sarayında da Türkçe konuşulurdu.
Bu tarihi gerçeklerden yola çıkarak Atatürk, “Türk ulusu” dedi, Türk kavramının bir etnik kimliği kapsamadığını söyledi, Türkiye’de yaşayan her etnisite için bir üst kimlik olarak tanımladı.
Tıpkı yine Fransa ve içlerinde farklı etnik kimlikleri barındıran diğer ülkelerdeki gibi.
Fransa içinde yaşayan herkes üst kimlik olarak Fransızdır.
Ulusal devletler için bu bir zorunluluktur.
Üst kimliği farklı etnik kökenlilerin ortaklığı olarak ayrıştırmak, zamanla ülkeyi de ayrıştırmaya götürür.
Dünya bir güçlüler-ulus devletler mücadelesi içindedir.
Güçlüler, sorunlu ve özellikle ekonomik gelişmelerini tamamlayamamış ülkeler üzerinde istedikleri karıştırıcılığı ve bölücülüğü yapabiliyorlar.
Bu yeni siyasi durum ve olguları da kapsayacak bir şekilde Ulus Yıkıcılığı Zamanları kitabımın yeniden baskısı şart oldu. ‘UZAY DEVLETİ VE GİDEREK BİRLEŞECEK BİR DÜNYA BUGÜN BİR HAYALDİR!’ - Ve “Uluslar, dünyanın bugünkü koşullarına uygun olarak ve yeniden inşa ediliyorlar!
Çünkü kapitalizm ve emperyalizm çağında, yani uluslar çağında yaşıyoruz, hâlâ!” diye yazıyorsunuz.
Uzay devletlerinin konuşulduğu günümüzde de dünyada (Türkiye’nin aksine) direnci, gücü, adeta kozmik ivmesiyle ulus devletin öneminin azalmamasını, sayısının artmasını, vurguladığınız gibi güçlenerek yoluna devam etmesini nelere bağlıyorsunuz?
Trump ile birlikte yeniden ulusal devletin çıkarları gerçeğine güçlü bir geri dönüşü görüyoruz.
Üçüncü baskının önsözünü ve katkı bölümünü tamamen bu konuya ayırdım.
Ulus devletlerin sayısı da artıp duruyor.
Bugün ulusal çıkarlardan çok daha fazla bahsediliyor.
Ülkeler çıkarlarını ençoklaştırmak savaşı içindeler.
Uzay devleti ve giderek birleşecek bir dünya bugün bir hayaldir.
Ancak bilinmeyen bir gelecek ütopyası olarak yazılıp çizilebilir.
Meselenin kökeni, kapitalizm içinde yaşıyor olmamızda yatıyor.
Kapitalizm sömürü ve dahası genişlemiş emperyalist baskı ve sömürü temelinde yaşıyor ve yükseliyor.
Dünyada eşitsizlikler durmadan artarken demokrasilerin de gelişerek ilerlediğini göremiyoruz.
Bugünkü olgulardan yola çıkarak daha yaşanabilir dünya hayallerini kurmaya ihtiyacımız var.
Dünyanın etkin ve saygın düşünürlerine ve gelecek aktivistlerine çok iş düşüyor.
Kapitalizmin neye nasıl evrileceği konusunda düşünceler çok zayıf.
GAMZE AKDEMİR, ORHAN BURSALI / Fotoğraf: VEDAT ARIK ‘AKP iktidarının ülkeye yaptığı tahribatın ulusal devlet kimliğine de zarar vermesi, üstesinden gelinemeyecek yeni tahribatlara yol açmasından endişeliyim.’ - “Şüphesiz, bütün ulusların çıkarlarının kesiştiği konular var.
Örneğin iklim, atmosfer, denizler, okyanuslar, canlılar...
Yerkürenin her anlamda sürdürülebilirliğini sağlayacak ulusları ortak çıkarlar çerçevesinde birleştirecek belki de tek ana konudur!
Ama her ülke, bütün araçları, ülkenin yararına kullanmanın yollarını arıyor!” diye yazıyorsunuz.
Ulusal devletlerin sürdüğü gerçeği ortadayken konuyu ülkemiz özelinde değerlendirirseniz neler söylersiniz?
ABD “Ulusu inşa ediyoruz” diyor.
Yani ABD’nin dünya egemenliğini kaybetme sürecine girdiğini görerek neler yapılması gerektiğinin arayışı içinde.
Türkiye’nin özellikle ulus devleti, ülkeyi inşa konusunda çok eksiği var.
Atatürk’ün ülke inşasına ve iradesine tamamen sahip olduğu ve yüzde 9 büyümelere ulaştığı zamandan, 1950’lerden sonra inşa iradesini yabancı ülkelere terk etmiş ve iradesini kaybetmiş bir ülkeye evrildik. 1950’den sonra 19 kez ekonomik iflas ve İMF boyunduruğuna giren ve bugün de 500 milyar dolar borca yine milyarlarca dolar faiz ödeyen bir ülke konumuna indirgendik.
Türkiye’nin yurtseverleri, ülkeyi geliştirme ve kalkınma iradesini yeniden ele almak zorundalar.
AKP iktidarı ülkeye çok tahribat yaptı ve içine girdiği ekonomik kriz sarmalından bir türlü çıkamıyoruz, bu iktidar zamanında çıkmamız zor. ‘YURTSEVERLİK KAVRAMINI ULUS DEVLET KİMLİĞİNİN AYRILMAZ BİR PARÇASI GÖRÜRÜM’ - Kitabınızda da belirtiğiniz gibi kendinizi hiçbir zaman ulusalcı olarak nitelemediniz, her zaman yurtsever / vatansever nitelemesini tercih ettiniz.
Neden?
Yurtseverlik, vatanseverlik insanı ulusa yakınlaştıran kavramlardır.
Kendini ulusalcı diyen ama buna ırkçılık temelinde duygular vurgular ekleyen ve herkesi düşman olarak gören akımlar var.
Yurtseverlik kavramını ulus devlet kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak görürüm.
Solculuğum, daha eşitlikçi bir toplum ve dünya anlayışım, daha özgürlükçü ve aydınlanmış - eleştirel düşünebilen birey, doğayı çevreyi insan dışındaki tüm varlığı insan kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak görmek.
Tüm bunları en iyi hepsini yurtseverlik politik kavramı ile daha iyi ifade edebiliyorum. - Pek çok sosyalistin, ulus devlet ve ulusalcılık ile sınavı... “Sosyalist olmakla ulusçuluğu inşa etmek ve savunmak, birbirinin karşıtı gibi gözüküyor.” Evet, tüm kitabın içeriği aslında sosyalist olmakla ulusçuluğu inşa etmek ve savunmanın birlikteliğini de kanıtlamaya çalışıyor. - Ulus Yıkıcılığı Zamanları’nı ilk yazdığınız 2010 yılından bu yana gelinen noktada şu anki duruma yorumunuz nedir?
Ulusalcılık aydın kesimdeki ağırlığını koruyor mu?
Bir “sürü aydını” gevezeliği var.
Bir kısmı AKP’nin Osmanlıcılığı ve laikliği yıkma çalışmaları karşısında şaşkın ama son çıkan laiklik bildirisi girişiminde bulunanlar ve imza atanlar ve çok daha büyük çoğunluğun aynı görüşü savunması, aslında yıkıcılığa ve tahribatlara karşı ülkeyi savunmanın ta kendisidir.
Bu ortak bir cephedir ve geride kalanlar ise teferruattır.
Ulus Yıkıcılığı Zamanları / Orhan Bursalı / Cumhuriyet Kitapları / 295 s. / 2026 (genişletilmiş üçüncü baskı).