Haber Detayı
Bombayı ‘eğlence’ görmek!
Çeşitli bölgelerde kontrollü çatışma ve sınırlı savaşlar dönemi mi, yoksa üçüncü dünya savaşı için o kâbus kapı aralandı mı? Tartışmalar sürüyor...
Çeşitli bölgelerde kontrollü çatışma ve sınırlı savaşlar dönemi mi, yoksa üçüncü dünya savaşı için o kâbus kapı aralandı mı?
Tartışmalar sürüyor...
Yanıt ne yazık ki kontrolsüz liderler döneminde olunduğu gibi anlık, belirsiz.
Eldeki en gerçek, acı veri ise bu ateş hattında sivillerin arada sıkışıp kalışı, krizlerle boğulan, zaten zorlu olan yaşam mücadelelerinin daha da çetinleşmesi.
İsrail ile ABD, İran’ı yoğun ateş altına alırken Lübnan’a yönelik ağır bombardımanlarında da can kaybı artıyor.
Netanyahu yönetiminin hedefi Lübnan’ın güneyinde giriştiği işgali genişleterek Hizbullah’ın etkin olduğu bölgeleri yerle bir etmek gibi görünüyor.
BM raporuna göre, savaş nedeniyle İran’da şu ana kadar yaklaşık 3.2 milyon kişi “geçici” olarak yerinden edildi.
Lübnan’da ise yaklaşık 700 bin kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Geçen hafta bir BM yetkilisi evlerinden olanların sayısının sadece bir günde 100 binden fazla arttığını vurguladı.
İnsani krizin nitelik ve nicelik ağırlığı konusunda Washington liderliğinin ne anladığı konusu ise içi ürperten tuhaflıklarla dolu.
Buna son örneklerden biri, Hark Adası’na yaptığı saldırının adanın büyük bir kısmını “tamamen yerle bir ettiğini” söyleyen Trump ’ın, burayı “sırf eğlence olsun” diye birkaç kez daha vurabileceklerini belirtmesi oldu!
Gerçi bu farklı “eğlence” anlayışının ipuçlarını dehşet hikâyelerinin merkezindeki “ Epstein adası” nda ve Gazze kıyımında da görmüştük...
PEKİN TEMKİNLİ ABD’nin küresel enerji piyasasının can damarı güzergâhlarından Hürmüz Boğazı üzerinden yaşanan gerilimi Asya-Pasifik mücadelesine yansıtma çabası da gözden kaçırılmamalı.
Tahran’ın “Bana saldıranları buradan geçirmem” restine karşı ABD, geçen hafta aralarında Avrupa ülkelerinin yanı sıra Çin’le mücadeledeki Japonya ve Güney Kore’den de bölgeye donanma gücü göndermeleri çağrısında bulundu.
Tam da bu hafta beklenen Japonya başbakanının Beyaz Saray ziyareti öncesinde...
İran’a perde arkasında asıl olarak istihbarat desteği verdiği iddia edilen Çin ise her zamanki gibi temkinli diplomatik dili sürdürüyor.
İşin ilginci ABD ile Çin arasında tarife artışları üzerinden yaşanan ticaret gerilimine yönelik müzakerelerin yeni turuna da başlandı.
Tarafların önceki gün Paris’te bir araya geldikleri belirtildi.
Üstüne üstlük bu ay sonu Trump’ın Çin ziyareti ve Şi ile bir araya gelmesi de bekleniyor.
Savaşın daha da yayılma riski hâlâ güçlü.
Türkiye’nin çatışmanın içine çekilme yönündeki tüm girişimlere karşı uyanık olması gerekiyor.
Çünkü ateş hattının yayılıp kontrolsüzleşmesiyle birlikte bölgede emperyalist çıkar odaklarının kaos senaryolarını harlamaları şaşırtıcı olmaz.
Ortadoğu, Körfez hattı kendi coğrafyasından binlerce kilometre uzakta olan güçlerin oyun sahası haline getirilirken Türkiye’nin dış politikası, sınır güvenliği çelik gibi güçlü olmak zorunda.
BORÇLULAR KERVANI Bölge ateş çemberi, bu doğru.
Savaşın küresel dalgaları ülkemizdeki ekonomik krizi derinleştiriyor.
Ama gerçekçi olalım, bu dalga bizi şimdi bulmadı.
Ekonomik krizin ağırlığı çoktandır yurttaşın belini bükmüş halde.
O nedenle emeklinin, emekçinin gelirindeki erimeyi, şimdiki tablo üzerinden savaşa faturalandırmaya yönelik iktidar söylemlerinin inandırıcılığı pek yok.
İPA’nın geçen hafta yayımlanan raporuna göre, İstanbulluların yüzde 50.5’i kredi kartı borcunun tamamını ödeyemiyor.
Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’ne göre de Ocak 2026 itibarıyla bireysel kredi kullanan kişi sayısı önceki aya kıyasla 206 bin, Ocak 2025’e göre ise 1 milyon 966 bin artışla 43 milyon 848 bine çıktı.
Özetle borçlular kervanı giderek büyüyor.
TUTUKSUZ YARGILAMA Siyaset derseniz geçen hafta Silivri’de tarihi nitelikteki, İmamoğlu merkezli İBB davasının görülmesine yoğun tartışmalar eşliğinde başlandı.
Adil, şeffaf ve tutuksuz yargılama hakkı çağrılarını vurgulamak önemli.
Başta ciddi sağlık sorunlarıyla boğuşanlar olmak üzere tutuksuz yargılanma kararı çıksa, ailelerle bayram sevinci yaşansa güzel olmaz mı...