Haber Detayı
'Kamu, yapısal dönüşümde yol gösterici rol üstlenmeli'
TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, ilk gazete röportajını EKONOMİ'ye verdi. Diren, küresel gerilimlerin ve korumacılık eğilimlerinin arttığı yeni dönemde sektörlerin yapısal dönüşümü için en önemli ihtiyacın kamunun rehberliği olduğunu söyledi. Diren, Çin ve Hindistan gibi ekonomilerle ilişkilerin de net tanımlanması gerektiğini belirtti.
HANDAN SEMA CEYLAN Küresel ekonomide jeopolitik gerilimlerin arttığı, ticaret akımlarının yeniden şekillendiği ve ülkelerin ekonomik güvenlik ile yatırım çekme arasında denge kurmaya çalıştığı bir dönemde Türkiye iş dünyası da yeni bir yol arıyor.
TÜSİAD Başkanı Ozan Diren’e göre bu yeni dönemde en kritik başlık yapısal dönüşüm ve politika rehberliği olacak.
Türkiye için karmaşık küresel ortamın doğru politikalarla fırsata dönüştürülebileceğini ifade eden Diren, makroekonomik istikrar, uluslararası ilişkilerde güçlü diplomasi ve iş dünyasının dönüşümünün birlikte yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Doğası gereği TÜSİAD’ın ve Türkiye’nin hedeflerinin aynı doğrultuda olduğunu belirten Diren, şunları söyledi: “Yapısal dönüşüm dediğimizde aslında önemli başlıklardan biri rehberlik ihtiyacı.
İş dünyasının önümüzdeki 5-10-15 yıl içinde hangi sektörlerin öne çıkacağını görmeye ihtiyacı var.
Kamunun yol gösterici olması önemli.
Özellikle Çin ve Hindistan gibi ülkelerle ekonomik ilişkimizin geleceği konusunda da net bir çerçeveye ihtiyaç var.
Çin’i dışarıda tutmak mümkün değil.
Sadece ucuz üretim yapan bir ülke değil; teknoloji, tedarik zinciri ve birçok alanda güçlü bir oyuncu.
Ayrıca buradan turist çekmemiz de çok önemli.” TÜSİAD çalışmalarını üç ana eksende yapacak “Doğru makroekonomi politikaları, doğru uluslararası ilişkiler ve iş dünyasının rekabetçilik odaklı dönüşümü çerçevesinde, dengeler yerine oturduğunda Türkiye’nin pozitif ayrışmaması için bir neden yok” diyen Diren, TÜSİAD’ın yeni dönemde çalışmalarını üç ana eksende şekillendirdiğini anlattı: Uluslararası ilişkiler, yapısal dönüşüm ve rekabetçilik...
Diren, bu çalışmaları büyük bir titizlikle yürüttüklerini kaydederek, “TÜSİAD’ın 6 yuvarlak masa içinde 30’a yakın çalışma grubu var. 4 bin 500 üye şirketimizden 3 bin gönüllü ekibimize ek olarak politikaların hayat bulması için çalışıyor” dedi.
Jeopolitik gelişmeler için artık şirketlerin CGO’su var Diren, dünyada jeopolitiğin artık ekonominin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini belirterek, uluslararası şirketlerin bu alana özel birimler kurduğunu söyledi. “Artık şirketler, Chief Geopolitical Officer (CGO) yani jeopolitik işlerden sorumlu üst yönetici pozisyonları oluşturuyor.
Birçok uluslararası şirketin jeopolitik ofisleri var” diyen Diren, iş dünyasının karar süreçlerinde jeopolitik gelişmelerin belirleyici hale geldiğine dikkat çekti.
Made In Europe’ta sisteme dahiliz ama yükümlülüklerimiz var Diren’e göre Türkiye açısından en kritik dış ekonomik başlıklardan biri Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler.
En büyük ticaret ortağımız AB’nin son dönemde gündeme getirdiği Made in Europe’a dikkat çeken Diren, şunları söyledi: “Aslında bu korumacılık.
TÜSİAD olarak bu konuya geçtiğimiz temmuzda odaklandık.
O zaman başkan yardımcısıydım.
Brüksel'de süreci tam anlamak için girişimlerde bulunduk.
Değişik isimler verdiler ama temelde bunun genel adı ‘European Preference’ yani AB’de kamu alımlarında ve devlet teşviklerinde AB menşeli ürünlere öncelik verilmesi.
AB, Amerika ve Çin’le tedarik rekabetinde, Rusya ile enerji alımı ilişkilerinde baskı altında.
Her ülke gibi korumacılık tarafını güçlendirmek istedi.
Önce AB şemsiyesi altında yapmaya çalıştı, sonra güvenilir ortaklarla birleştirdi.
Bazı şartları sağlayanları alacağını söyledi.
Fakat burada tabii Türkiye Ankara Anlaşması çerçevesinde alınan Ortaklık Konseyi kararıyla AB ile Gümrük Birliğine sahip.
İkincisi aday ülke.
Dolayısıyla herhangi başka bir ülkeyle karşılaştırılabilir değil.
AB bir Gümrük Birliği ülkesi olarak Türkiye'yi sisteme dahil ediyor.
Ancak yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerimiz de bulunuyor.” Diren, sürecin yasalaşması için AB Komisyonu tarafından hazırlanan tasarının Avrupa Parlamentosu’nun onayından geçmesi gerektiğini bunun da bir buçuk-iki senelik bir süreç olduğunu belirterek, Türkiye’nin şu anda sürecin içinde olduğunu, kapsamla ilgili uygulama koşullarının yasama sürecinde netleşeceğini belirtti.
Diren, “Son İlerleme Raporunda ekonomik işbirliği alanlarında pragmatik adımların öne çıktığını görüyorum.
Stratejik bir yaklaşımla ele alınırsa bu adımlar AB sürecini yeniden canlandırabilir.
Burada bizim üzerimize düşen şeyler var.
Örneğin AB'nin dekarbonizasyon hedefleriyle uyumlu, 2053 net sıfır vizyonumuzu destekleyen bir sanayi dönüşümü gibi.
Bunun dışında emisyon ticaret sistemi… Kamu alımlarında karşılıklılık ilkesi gereği adımlar da gündemdedir” dedi.
Bu süreçte Türkiye’nin AB tedarik zincirlerinin içinde kalmasının yalnızca kamu alımları açısından değil, Ar-Ge ve teşvik mekanizmaları açısından da kritik olduğunu vurgulayan Diren, bu nedenle AB ile entegrasyonun güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ ve Genel Koordinatör Vahap Munyar ile birlikte sorularımızı yanıtladı.
Rekabet Gücü Endeksi Haziran’dan itibaren sektör bazında açıklanacak TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi’ni (TÜSİAD-RGE) her çeyrek açıkladıklarını kaydeden Ozan Diren, “Bu endeks hem Türkiye’de hem de ihracattaki rakiplerimizde dört önemli maliyet kalemine bakıyor: İşçilik, enerji, ara malı ve finansman” dedi.
Diren, “Rekabet gücü endeksine baktığımızda Türkiye’nin rekabetçilik kaybı yaşadığını net görüyoruz.
Son iki çeyrekte bir miktar toparlanma eğilimi var ama geçmiş döneme kıyasla rekabet gücümüzde kayıp söz konusudur” dedi.
Diren, hazırlanan endeksin Türkiye’nin ihracat yaptığı pazarlarda rakip ülkelerle karşılaştırmalı bir tablo sunduğunu anlattı.
Endeks kapsamında Türkiye’nin ihracatta güçlü olduğu sektörlerde, aynı pazarda faaliyet gösteren rakip ülkelerle rekabet gücünün nasıl değiştiği analiz ediliyor.
Diren, “Bu çalışmada 2017 yılını sıfır noktası kabul ederek bugüne kadar olan değişimi ölçüyoruz.
Türkiye’nin ihracat yaptığı pazarlarda hangi ülkelerle rekabet ettiğini ve zaman içinde bu rekabet gücünün nasıl değiştiğini ortaya koyuyoruz” diyen Diren, analizde toplam 27 ülkenin yer aldığını ifade etti.
Diren, endeksin Haziran ayından itibaren sektör bazında detaylandıracağını da söyledi.
Diren, “Türkiye dış finansmanla büyüyen bir ekonomi.
Temel konu, öngörülebilirlik, makro ekonomik istikrar, regülasyonların sık değişmemesi.
İş yine dönüp dolaşıp yapısal dönüşüme geliyor.
Endüstri bazında, bölge bazında ve şirketler düzeyinde dönüşüm gerekiyor.
Şirketlerin yeşil ve dijital dönüşümü gerçekleştirmesi, verimlilik ve rekabetçilik açısından kritiktir” dedi.
Diren’e göre ihracatta sürdürülebilir başarı için inovasyon, Ar-Ge, teknoloji ve enerji verimliliği gibi alanların daha fazla öne çıkması gerekiyor.
Diren, “İhracat tarafındaki dönüşümde marka, teknoloji, inovasyon ve enerji verimliliği gibi başlıkların daha fazla öne çıkması gerekiyor.
Tüm mekanizmaların da bu çerçevede odaklanması önemlidir.” Diren’den satır başları JEOPOLİTİK DE ANLATACAĞIZ Dünya yeni bir denge arayışı döneminde.
Geçmişte krizler yaşanır, ardından bir normalleşme olurdu.
Şimdi tablo farklı.
Ama kesin olan bir şey var: Ülkeler kritik tercihler yapıyor.
Bloklaşma artıyor, korumacılık güçleniyor ve ticaret akımları yeniden şekilleniyor.
Öngörmek zor, planlamak zor.
Ama doğru makro politikalar, güçlü uluslararası ilişkiler ve iş dünyasının dönüşümü çerçevesinde Türkiye için fırsatlar da var.
Biz de TÜSİAD olarak üyelerimize ekonomi anlattığımız kadar jeopolitik de anlatacağız.
ENFLASYONLA MÜCADELEDE YAPISAL DÖNÜŞÜM ŞART Enflasyonla mücadelede para ve maliye politikası gerek şart ama yeter şart değil.
Biliyorsunuz enflasyonda önemli bir düşüş sağlandı.
Asıl kalıcı çözüm yapısal dönüşümden geçiyor.
Örneğin tarım bunun en önemli alanlarından biri.
Türkiye tarımda çok daha verimli olabilir.
Katma değeri yüksek ürünler üretilebilir, teknoloji daha fazla kullanılabilir ve sanayi ile tarım daha güçlü entegre edilebilir.
Aynı şekilde gıda israfı da önemli bir sorundur.
Nakliyede, markette ve tüketimde ciddi kayıplar var.
Bunların azaltılması hem verimlilik hem de enflasyon açısından önemlidir.
MERKEZ BANKASI VE SPK SAVAŞ İÇİN HIZLI ADIM ATTI İran - ABD - İsrail savaşı başlar başlamaz, gerek Merkez Bankası’ndan gerek SPK’dan çok hızlı adımlar geldi.
Bu önlemler ekonomiye zaman kazandırdı.
Bizim yıl sonu için öngörülerimiz vardı, büyüme %4,3 olur, enflasyon %24’e düşer şeklinde.
Şimdi savaş etkisiyle bu makro verileri de yeniden çalışacağız.
Yeni dönemin mottosu: Tam saha pres Türkiye’nin küresel ekonomik ağlarını güçlendirmesi gerek.
Dünyanın dört bir yanındaki Türk profesyoneller ve girişimcilerle potansiyelimizi ayağa kaldırmalıyız.
TÜSİAD’ın Ankara ofisi var biliyorsunuz.
Brüksel’de AB Ofisimiz.
Washington DC, Berlin ve Paris’te ofislerimiz var.
Ayrıca Silikon Vadisi, New York, Londra, Körfez ve Çin’de networklerimiz var.
Avrupa iş dünyasının en güçlü örgütlerinden BusinessEurope’un üyesiyiz.
TİSK’le birlikte burada AB üyesi olmayan az sayıdaki ülkeden biri olarak Türkiye’yi temsil ediyoruz.
Özetle Amerika, Çin, Avrupa, Körfez her yerde ‘tam saha pres’ çalışacağız.
Hem uluslararası ağlarımızı aktif kullanacağız hem de Avrupa’nın 6 büyük ekonomisini yerinde ziyaret edeceğiz.
Dünyada yeni bir denge arayışı var.
Türkiye’nin bu tabloda doğru konumda olması çok önemlidir.
TÜSİAD’ın yeni dönem öncelikleri - Uluslararası ilişkiler ve AB- Ekonomik ve sosyal alanda yapısal dönüşüm politikaları- Dijital ve yeşil dönüşüm BABA DOSTU DAVET ETTİ 20 YILDIR TÜSİAD’LI Ozan Diren, 1974 Tokat doğumlu.
İTÜ Endüstri Mühendisliği’nden lisansını, ABD’de University of Hartford’tan pazarlama master'ını aldı.
Türkiye’nin ilk yerli sermayeli meyve suyu markası DİMES’i kuran Mustafa Vasfi Diren’in torunu olan Ozan Diren, firmanın 3. kuşak temsilcisi. 20 yıl önce Uludağ Gazozları’nın sahibi baba dostu Mehmet Erbak tarafından TÜSİAD’a davet edildi.
Diren 2006'dan bu yana TÜSİAD’lı.
Bir önceki dönem başkan yardımcısı olan Diren, 15 Ocak 2026'da başkan seçildi .