Haber Detayı

Bayramı zehir eden adamlar
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
19/03/2026 04:00 (1 saat önce)

Bayramı zehir eden adamlar

Bayram aslında bahane...

Bayram aslında bahane...

Elbette hâlâ gelenekleri sürdürüyorsanız büyükleri arayacak, kapılarını çalacak, ellerini öpeceksiniz.

Asıl olan ise insanın geçmişiyle, yaşamıyla ve elbette toprağıyla kurduğu bağ.

Uzatılan el, köklerle tutunmanın aracı sadece.

Oysa biz telefonu çaldırırken ziyaret evine doğru yürürken millete bayram sabahlarını zehir edenler var.

Rantın peşinde koşarken insanı ayaklar altına alan müteahhitlerden, madencilerden, onların bürokratlarından söz ediyorum.

Bir bayram sabahına hazırlanırken size 5 yıldır toprağını bekleyen Akbelen köylülerinden bahsetmek istedim.

Haberlerde fotoğrafını görüyor, seslerini duyuyor, sloganlarını okuyorsunuz.

Oysa daha fazlası, hepsinin teker teker bir hikâyesi var.

İnsan hikâyelerinden yola çıkarak planlama yapan MUPA’dan Tansu Özcan yardımcı oldu.

Onları dinleyip toprağa tutunma öykülerini not aldım.

NEJLA IŞIK’IN MUHTARLIK YOLU Annesi Milas Sekköy, babası Karaağaçlı.

Bu iki köy de kömür madenleriyle yok olmuş.

Aileler bu yüzden dağılmış.

Farklı şehirlere savrulmuşlar.

Nejla ’nın ailesi İkizköy’e yerleşmiş.

Nejla Işık da burada doğmuş.

Babası kimi çobanlık yapar kimi tarlada çalışırmış.

Bölgeye termik santral kurulunca babası işçi yazılmış.

Yoksulluklarında ise hiçbir değişim olmamış.

Zeytin sadece sofra katığı değil onlar için.

Aile bir zamanlar tütün ekerek geçinirmiş.

Sonra devlet politikalarıyla tütün bitirilince zeytin dikmişler.

Zeytin ağaçlarından dökülenle yaşamlarını yaratmışlar.

Nejla’nın babası çocuklarına zeytinin huyunu suyunu öğretmiş.

Nejla da böyle çiftçi olmuş.

Çocukluğunun oyuncakla değil; tütün kırarak, keletir taşıyarak, orakla mahsul biçerek, zeytin toplayarak geçtiğini anlatıyor.

Nejla ve eşi Ali ; evlerini, ahırlarını kendi elleriyle kurmuş.

Nejla’nın eşi Ali de termik santralda çalışmış. 2014’te özelleştirilince birçok köylü gibi işsiz kalmış.

Aile özelleştirmeye karşı mücadele ederek eylem yapmayı öğrenmiş.

Karı-koca öğrendiklerini Akbelen’de toprak mücadelesiyle devam ettirmiş.

Nejla’ya soruşturmalar açılmış, para cezaları kesilmiş.

Köylü, şirket yanlısı muhtarı 2024’te indirmiş.

Yerine orman kesilirken en önde koşan Nejla’yı İkizköy muhtarı seçmiş.

Günümüz politikacılarının aksine bir köy muhtarı olan Nejla, şirketlerin parayla mücadelesini satın alma tekliflerini elinin tersiyle itmiş.

İKİ KEZ EVSİZ KALAN AYTAÇ Aytaç Yakar doğma büyüme İkizköylü.

Ailesi köyün en fakirlerinden.

Maden, Işıkdere Mahallesi’ne dayandığında Aytaç toprağını, evini terk etmiş.

Kaymakamla, muhtarla iş tutan şirketin “ Dokunmayacağız” dediği Ova Mahallesi’ne ev yapmış.

Ailesinden kalan tarlaya ev kurmadan önce sormuş: “Maden buraya gelecek mi?” Şirket, harita açıp göstermiş: “Hayır, yapabilirsin.” Borç harç bulup kredi çekip evini elleriyle yapmış.

Taşındıktan 6 ay sonra...

Eline postadan ihtarname gelmiş.

Evini yapmak için çektiği kredinin borcunu öderken ikinci kez “çık” demişler.

Bugün yine evsiz kalmakla karşı karşıya.

Aytaç bölgenin manilerini, türkülerini, ağıtlarını biliyor.

En iyi sloganları o buluyor. “ Limak sana bu toprakları vermeyeceğiz, aklını başına devşir” diyor konuşurken.

DİNAMİT SESİYLE UYANAN AİLE Demir ailesi, Akbelen’de madene en yakın evlerden birinde yaşıyor.

Bu yüzden dinamit sesini ve iş makinelerini çok iyi tanıyor.

Toz ve titreşim yaşamlarının adeta parçası.

Ailenin 4 çocuğu var.

İki çocuklarını ormandan topladıkları çıntarlarla, tilkişenlerle, şifalı otlarla okutmuşlar.

Şimdi o orman yerinde yok.

Halil İbrahim Demir , atadan kalma toprakta zeytincilik yapıyor.

Bodrum’daki otellerde sezonluk işçi olarak çalışıyor. “Bütün çabam dört çocuğumun geleceği için” diyor.

Hayattaki tek güvenceleri evleri ve toprakları.

Elbette bu dönemde kabul edemedikleri var.

Mesela 5 yıl önce ormanı korumak için nöbet tutan anne İlkay Demir’in jandarma tarafından darp edilmesini.

Dinamit patlamalarıyla her yanı çatlamış bir evde çocuklarını büyütürken “Sıra bize ne zaman gelecek” diye bekliyorlar.

MADENLE KURDU MADENLE YIKILIYOR Necati Ova hem işçi emeklisi hem de çocukluğundan beri çiftçi.

En büyük derdi, nefes almayı haram eden KOAH.

Bir zamanlar yine yerinden edilmiş olan eşi Sekköylü Havana Ova’yla birlikte toprağı için mücadele ederek yaşıyor. “Çobanlık yaptım, tarlada çalıştım, madene girdim, kömüre ömrümü ve alınterimi verdim” diye özetliyor yaşamını.

Yıllarca gün yüzü görmeden oradan oraya sürüklenip madenlerde çalıştığını söylüyor.

Bugünse ekmeğini zeytinden çıkarıyor.

İkizköy’de 300-400 ağacı var.

Madende çalışırken 10 aylık maaşından biriktirdiğiyle yüzlerce yıllık bir zeytin ağacı alıp dikecek kadar bağlı zeytine.

Şimdi teker teker isim verdiği ağaçların maden sahasında olduğunu anlatıyor.

Onun hikâyesi, bu topraklarda emeğin emekle sınanmasının hikâyesi.

Şu soruyu soruyor: Bir işçi, madende biriken emeğini toprağa yatırarak kurduğu hayatı yine madenle kaybetmek zorunda mı?

BİR ŞEHRİN HİKÂYESİ Bir insanın hikâyesi değil, bir şehrin, bir ülkenin, milyonların hikâyesi...

Sürekli genişleyen termik santrallar ve kömür madenleri günden güne Muğla’yı Muğla olmaktan çıkarıyor.

Bugün 57 köy madencilik faaliyetlerinden etkilenirken, 25 köy tamamen maden sahası içinde kalıyor.

Bu süreçten 47 bin 279 yurttaş doğrudan etkileniyor.

Bölgede bulunan 5 bin 670 bina artık riskli alan kategorisinde.

Toplam 42 bin 550 dönüm zeytinlik alan, yaklaşık 820 bin zeytin ağacı yok olacak. 187 bin 620 dönüm orman alanı ve 104 bin 900 dönüm tarım alanı kaybolacak. 12 bin 980 dönüm doğal sit alanı tahrip olacak.

Sadece 10 Ocak tarihli cumhurbaşkanı kararıyla; Milas’ın altı mahallesinde, yüzde 94’ü tarım arazisi yüzde 5’i zeytinlik olan 6.2 milyon metrekare alan için kamulaştırma kararı verildi.

Bölgedeki 4 bin yıllık zeytincilik kültürü 30-40 yıllık kömür rezervine terk edilecek.

Muğla’nın su havzaları maden sahasında kalırken 205 bin kişi temiz suya erişimini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.

Muğla’daki 3 termik santral şehrin toplam karbon emisyonunun yüzde 63’üne kaynaklık ederek havayı zehirliyor.

Kısacası Akbelen’deki köylüler sadece kendi toprağını değil, hepimizin havasını, suyunu, hayatını savunuyor.

Elini öpmeye gittiğimiz toprağından sökülmüşse bayram diyeceğimiz ne kalır?

İlgili Sitenin Haberleri