Haber Detayı

Talat Paşa anmalarında gözlerden kaçtı. Alman General Schellendorf’un kayıp makalesi... Engellenen tanık o günleri anlattı
Analiz odatv.com
21/03/2026 12:54 (1 saat önce)

Talat Paşa anmalarında gözlerden kaçtı. Alman General Schellendorf’un kayıp makalesi... Engellenen tanık o günleri anlattı

Geçen hafta, Talat Paşa’nın şehit edilişinin 105. yıldönümü üzerine çok sayıda yazı yayımlandı. Paşa’nın Hürriyet Devrimi ve İttihat ve Terakki içindeki rolü ayrıntılarıyla tekraren yazıldı. Fakat önemli bir belge yine gözlerden kaçtı. İşte Alman General Schellendorf'un 'engellenen' tanıklığı...

Talat Paşa 15 Mart 1921 yılında şehit edildi.

Saldırıdan bir ay önceye gidelim: 27 Şubat 1921.

Berlin kar altında...

Hürriyet kahramanı soğuğa ve eşi Hayriye Hanım’ın itirâzlarına rağmen, evden çıkmak için 'Memleketten belki yeni bir haber' ümidini ileri sürerek Turgut Bleda’dan aldığı botları giyer. (Bleda soy ismi İttihatçıları bilenlerin dikkatini çekmiştir.

Turgut, İttihat ve Terakki’nin Genel Sekreterliğini yapan Mithat Şükrü Bleda’nın oğlu. 1978 yılında vefat etti.

Talat Paşa’nın son günlerinde hep yanındaydı.

Paşa’nın hatıralarını not alan kişidir.) Talat Paşa tam kapıdan çıkacakken dostu Alman General Schellendorf çıkagelir.

Paşa’yı dışarı çıkmaya hazır görünce Hayriye Hanım’a döner; “Hanımefendi… Paşa Hazretleri yine tek başına sokağa çıkıyor.

Nasıl müsaade ediyorsunuz?” diyerek sitem eder.

Talat Paşa bu olayı daha sonra şöyle not ediyor; “Son zamanlarda sıklaştırdığı Ermenilerin bana suikast tertibi haberi bu sefer daha ciddi idi ki, öncekileri yavaş sesle ve baş başa kaldığımız zamanda açıkladığı halde bu sefer refikama hitap etti…”General Schellendorf, Birinci Dünya Savaşı sürecinde Enver Paşa'nın Kurmay Başkanı yani Osmanlı Genelkurmay Başkanı’ydı. 1917’de Almanya’ya döndü.

Enver, Talat ve Cemal Paşa’nın Almanya’ya kaçmasında yardımcı oldu.

Talat Paşa’yla yakın dosttu.

Onu korumaya çalıştı ama saldırıyı engelleyemedi.

Katil Tehliryan, 15 Mart 1921’de Talat Paşa’ya arkasından korkakça yaklaşır ve bir ‘yanardağ gibi yaşayan’ büyük Türk vatanseverini şehit eder.

Talat Paşa’nın yakın dostu Alman General Schellendorf katilin yargılandığı sözde mahkemeye başvurmasına rağmen duruşmaya çağırılmaz ve tanık olarak dinlenmesi engellenir.

Schellendorf bunun üzerine 21 Temmuz 1921’de Deutsche Allgemeine Zeitung’a Talat Paşa’yı savunan bir makale yazar.

Bu önemli makale Talat Paşa araştırmalarında veya anmalarında yer bulmadı.

Gazeteci Kerem Çalışkan, Alman Cihadı ve Ermeni Sürgünü kitabını hazırlarken makalenin tamamını Deutsche Allgemeine Zeitung’da buldu.

Tarihi önemi sebebiyle aynen yayımlıyoruz:"Talat Paşa İçin Şahitlik Emekli Korgeneral Bronsart von Schellendorf.Tehliryan davasında, konu üzerinde bilgisi ve yetkisi olmayanlar ile hikayeleri sadece duymuş olan tanıkların ifadeleri alınmıştır.

Olayı yaşayan görgü tanıkları davaya çağrılmamışlardır.

Neden Ermeni olayları olduğunda, bu dava için son derece önemli bir rol oynayan, olayların mekânlarında resmi olarak görev yapmış Alman subaylarının ifadeleri alınmıyor?Bu kişilerin adları mahkemeye sunulmuş ve bazılarının ise mahkeme tarafından görgü tanığı olarak ifade vermeleri için hazırlanmaları talep edilmiştir.

Ancak netice itibariyle hiçbiri mahkeme karşısına çıkartılmamışlardır.

Böylece, elimde olmayan nedenlerden dolayı kaçırdığım, bu tanıklık görevimi yerine getirip, hakikatlerin su yüzüne çıkarılmasında yardımcı oluyorum.

Bunun bu kadar geç gerçekleşmesinin nedeni malzemeyi ancak teker teker toparlayabilmemden kaynaklanmaktadır.Bir suikasta kurban gitmiş ve baş vezirin üstüne yıkılmış olan sözde Ermeni soykırımın anlamak için geçmişe dönmek lazım.

Ermeni vahşetlerinin kökleri çok eskiye dayanır.

Ermeniler ve Kürtler Rusya, İran ve Türkiye sınır bölgesinde yan yana ve iç içe bir şekilde yaşamaya başladıklarından beri bölge halkı üzerinde sürekli bir Ermeni baskısı olmuştur.Kürt göçebe ve hayvan sahibi iken Ermeni çiftçi, zanaatçı veya tüccardır.

Kürt okul eğitimi almamıştır, paranın kullanımını tam olarak bilmemektedir ayrıca faizin yasak olduğuna inanmaktadır.

Ermeni, tüccar olarak Kürt'ün bu deneyimsizliğinden vicdansız bir şekilde yararlanıp avantajlı bir konum elde etmektedir.

Kürt aldatıldığını anlayarak Ermeniye karşı güveni sarsılır- ve işte size Ermeni vahşeti!

Dini farklılığın bu olaylarda asla bir neden teşkil etmediklerini özellikle vurgulamak gerekir.Ermeniler, büyük savaş sırasında Türkiye'nin doğu sınır bölgelerinde tehlikeli bir ayaklanma başlattıklarında bu eski anlaşmazlık tekrar alevlenmiştir, bahsi geçen ayaklanma için belli bir neden yoktur zira (Batılı) "Güçlerin" Türkiye'den yapmasını istedikleri reformlar işe yaramaya başlamışlardı.

Ermeniler parlamentoda koltuk, seçme hakkı ve hatta bir ara Dışişleri Bakanı pozisyonuna sahiptiler.

Devletin bütün diğer halkları gibi, onlar da eşit sosyal ve siyasi haklara sahiptiler.

Yaşadıkları coğrafyadaki huzur Fransız Generali Baumann tarafından eğitilmiş jandarma ile sağlanıyordu.Ermenilerin yaşadığı bütün bölgelerde ele geçirilen basılmış ilânlar, kışkırtıcı broşürler, silahlar, cephane, patlayıcılar v.b. toplam ayaklanmanın üçüncü bir taraftan hazırlandığını kanıtlamaktaydı; Rusya'nın bu ayaklanmayı kışkırttığı, desteklediği ve finanse ettiği apaçık ortadaydı.

İstanbul'da, yüksek derecedeki subay ve devlet memurlarına yönelik bir kumpas o dönemde ortaya çıkartılmıştı.Silah altına alınabilinecek Müslümanlar zaten Türk ordusunda oldukları için, Ermeniler kendilerini savunamayan toplum arasında korkunç bir katliama girişmekte zorlanmadılar.

Çünkü sadece Rusya Cephesi ile doğudaki Türk ordusunun arkasından ve yanından saldırmakla kalmayıp o bölgelerdeki Müslüman toplulukların da köklerini kurutmuşlardır.

Bir görgü tanığı olarak ben, Ermenilerin yaptıkları vahşetin boyutunun Türklerin sonradan suçlandığı sözde Ermeni vahşetinden kat kat beter olduğunu belirtmek istiyorum.Cephe arkasındaki bağlantılarının zarar görmemesi için ilk olarak doğudaki Türk ordusu olaya müdahale etmiştir.

Ama bütün gücünü cephedeki Rus üstünlüğüne saklaması gerektiğinden ve isyan, imparatorluğun uzak köşelerine de yayıldığından, başkaldırıyı bastırmak için jandarmaya başvurulmuştur.Her düzenli devlette olduğu gibi jandarma İçişleri Bakanlığına bağlıydı ve zamanın bakanı Talat olduğundan, gerekli talimatları o vermeliydi.

Müslüman Halk Kaçıyor, Cephe Gerisi Boşalıyordu.Acele edilmesi gerekiyordu, çünkü ordunun cephe arkasındaki hassas bağlantıları büyük tehdit altındaydı ve Müslüman halktan binlercesi Ermenilerin vahşetleri karşısında umutsuzluğa kapılmış olarak kaçıyordu.

Bu kritik durumda Bakanlar Kurulu Ermenilerin devlet için bir tehlike arz ettiklerini açıklayıp, onları ilk olarak sınır bölgelerinden uzaklaştırmaya yönelik zor bir karara vardı.

Savaştan uzak, nüfus yoğunluğu az ve verimli toprakları olan Kuzey Mezopotamya’ya yerleştirileceklerdi.

İçişleri Bakanlığı ve ona bağlı Fransız General Baumann tarafından meslekleri için özel olarak yetiştirilmiş jandarmanın tek görevi bu kararın yerine getirilmesini sağlamaktı.Talat dengesiz ve intikam peşinde olan bir katil değil, uzun vadeli düşünen bir devlet adamıydı.

Onun gözünde Anadolu'daki Ermeniler, her ne kadar şimdiki durumlarında Rus ve Rus Ermenileri tarafından galeyana getirilmiş olsalar da barış zamanlarında son derece yararlı vatandaşlar idi.

Rus etkisi ve Kürt anlaşmazlıklarından uzak, bu yeni, verimli ve gelecek vaat eden topraklara, çalışkanlıkları ve zekâları sayesinde yeniden hayat vereceklerini umuyordu.Talat, ayrıca dış basının Ermenilerin sınır dışı edilişini Türklere karşı sözde bir "Hıristiyan-Avı" propagandası için kullanacaklarını önceden görmüştür ve bundan dolayı her türlü şiddetten uzak durmak istemiştir.

Haklıydı!

Talat'ın korktuğu başına gelmişti.

Propaganda devreye girdi ve gerçekten de yurtdışında bu aptallığa inanılması sağlandı!

Düşünülmeli ki bu olaylar Hiristiyan devletleri ile yakın müttefik olan, ordu bünyesinde çok sayıda Hiristiyan subay ve asker barındıran bir ülkede oluyor güya.Şimdi tehcir olayına değinmek istiyorum.

Türk imparatorluğunda, büyüklüğünden kaynaklanan ve yetersiz altyapısı yüzünden, vilayetler merkezden bir nevi bağımsızlardır.

Örneğin Osmanlı valileri bizim başkanlardan daha fazla yetkiye sahiptirler.

Buna dayanarak kendi bölgelerinde gelişen olayları İstanbul'a nazaran daha iyi değerlendirebildiklerini savunurlar.

Onun için bazen İçişleri Bakanlığının emirleri istenildiği gibi yerine getirilmiyordu.Binlerce Müslüman mülteci dışında aynı sayıdaki Ermenileri, iskân bölgesine ulaştırıp, onları beslemek, onlara barınak sağlamak gibi alışılmadık ve zor olan bu görevi yerine getirmek, az sayıdaki eğitimsiz memurların güçlerini aşıyordu.

İşte burada Talat büyük bir özveri ve her türlü imkânları kullanarak olaya el attı.

Onun tarafından valilere ve jandarmaya gönderilen emirler hâlâ mevcut olmalıdır.

İçişleri Bakanlığı'nın Savaş Bakanlığı'na yolladığı birçok yazışmada, ki ben görevim gereği bunların varlığından haberdardım, ordudan acil yardım isteniyordu.

Askeri durum elverdikçe bu çağrıya kulak verildi.

Ordu, kendisinin bile eksikliğini hissettiği gıda, taşıt, barınak, doktor ve tıbbi teçhizatları yardıma sunmuştur.

Ne yazık ki bütün çabalara rağmen binlerce Müslüman göçmen ve tehcir edilen Ermeniler yürüyüşün zorluklarına dayanamayıp ölmüşlerdir.Burada böyle durumları önceden tahmin edip, tehcire gidilmemesi kararına varılabilinir miydi sorusu akla geliyor.

Türk göçmenlerin Ermeni vahşeti karşısındaki haklı korkuları yüzünden, kendilerinin durdurulmasına izin vermeyecekleri zaten bir gerçekti.

Ayrıca Ermenilerin ayaklandıkları bölgelerde devlet tarafından uzaklaştırılmaları gereğini onaylamak lazım!

Ayrıca bunun da sonuçlarına katlanmak gerekiyordu!Şimdi, günümüz Almanya'sının durumunu ele alalım.

Eğer şu talimatları verebilecek yetkiye sahip bir bakanlık olsaydı ve, "Bütün Polonyalı isyancılar Oberschlesien'den uzaklaştırılıp tutsak kamplarına götürülecekler!" Ya da: "Bütün şiddet yanlısı Komünistler gemi yolu ile Sovyet-Rusya kıyılarına bırakılacaklar!" şeklindeki emirler çıkarsaydı, bütün Almanya’dan mutluluk çığlıkları yükselmez miydi?Belki Tehliryan davasındaki yargıçlar kendilerine bu soruları iyice sorarlar.

İşte o zaman Ermeni isyanındaki sert tedbirlere yeni bir bakış açısından bakabileceklerdir.

Talat, askeri kanat tarafından dile getirilen Akdeniz'deki bütün Yunanlıların (Rumların) sınır dışı edilmesini içeren isteğe karşı direnmiştir çünkü orada "sadece casusluk" yapılıyordu.

Ermenistan'daki gibi tehlikeli bir ayaklanma akla yatkın olmasına rağmen gerçekleşmedi.

Talat bir devlet adamıydı, bir katil değil!Şimdi Ermeni Olaylarını AnlatalımKürtler ile başlıyorum.

Kürtler, bu ender hatta belki de asla yine tekrarlanmayacak fırsatı değerlendirip nefret ettikleri ve Müslümanlara karşı o kadar vahşet olaylarına girişmiş olan Ermenileri, yürüyüşleri sırasında soyup, gerektiğinde de öldürmüşlerdir.

Ermenilerin çile yolculuğu birçok gün ve hafta boyunca Kürt yerleşim bölgelerinden geçiyordu!

Mezopotamya'ya başka bir yol yoktu!Ermeni topluluklara, bölük halinde eskort eden Türk jandarmalarının davranışları hakkındaki duyumlar bir birinden değişiktir.

Bazen Ermenileri Kürt çetelere karşı kahramanca savunmuşlardır.

Bazen de onları bırakıp kaçtıkları söyleniyor.

Ayrıca ya Kürtler ile işbirliği yapıp ya da kendi başlarına Ermenileri öldürüp soydukları birçok kez iddia ediliyor, yüksek mevkilerdeki emirler doğrultusunda böyle hareket ettiklerine dair bir kanıt gösterilememiştir.

Talat bu olaylar için sorumlu tutulamaz; bu gelişmeler kendisinden 2000 km uzaklıkta gerçekleşti ve daha önce değinildiği gibi jandarma savaş başlayana kadar sadece Fransızlar tarafından bir eğitim görmüşlerdir.Türk subayların Ermenilerden yararlandıkları da inkâr edilemez ama üstler böyle vakalardan haberdar edilince hemen sert cezalara başvurulmuştur.

Diyelim Doğu ordusunun kumandanı Vehip Paşa bu nedenlerden dolayı iki subayı, askeri bir mahkemede yargıladıktan sonra kurşuna dizdirtmiştir.

Enver Paşa Ermenilerden yararlanan Halep valisi bir Türk generali anında görevden alarak, uzun bir hapis cezasına çaptırarak cezalandırmıştır.

Bu örneklerin Ermeni olaylarının istenilmediğini kanıtlayacağını düşünüyorum.

Ama savaş vardı ve gelenekler vahşileşmişti.

Fransızların bizim tutsaklara ve yaralılara yaptıkları vahşilikleri anımsatmak isterim.Duyduğuma göre öldürülmüş büyük vezir dışında, Enver Paşa da Alman mahkemesi tarafından saldırıya uğramış.

Enver, anavatanını tüm kalbi ile sevmektedir.O yetenekli ve çok defalar şahit olduğum örneği görülmemiş cesarete sahip onurlu bir askerdir.

Onun sayesinde Türk ordusunun yeniden yapılanması mümkün oldu ve ezici üstün bir güç ile onun ruhunu içinde barındırmıştır -bugün bile hâlâ vatanı için savaşıyor bu ordu.1914 yılından 1917 yılına kadar Türk ordusunun Genelkurmay rütbesinde görevi gereği bu iki adam ile ilişkisi olmuş olan benim dışımdaki hiçbir başka Alman subayı onun ve arkadaşı Talat Paşa hakkında bir karara varmaya yetkili değildir.Talat Paşa vatan sevgisinin kurbanı olmuştur!

Umarım zamanı geldiğinde Enver Paşa vatanını yeni bir güce getirmekte başarılı olur!Bu iki adamın zor zamanlarda bana tüm güvenlerini, diyebilirim ki arkadaşlıklarını, hediye etmeleri benim için onurlu bir anıdır." Deutsche Allgemeine Zeitung, No: 342, 24. 07. 1921, Sabah eki

İlgili Sitenin Haberleri