Haber Detayı

MMO Başkanı Yüksel, Türkiye’nin madende ithalat cenneti olduğunu söyledi ve uyardı: Bugün ucuza verenler yarın pahalıya satacak
Türkiye cumhuriyet.com.tr
23/03/2026 04:00 (4 saat önce)

MMO Başkanı Yüksel, Türkiye’nin madende ithalat cenneti olduğunu söyledi ve uyardı: Bugün ucuza verenler yarın pahalıya satacak

Maden Mühendisleri Odası Başkanı Ayhan Yüksel, Türkiye’nin öncelikli sorunlarından birinin sömürge madenciliği olduğunu söylüyor. Devletin madenlerden çekilmesiyle ülkenin “ithalat cenneti”ne döndüğünü vurgulayan Yüksel, “Demir ithalatında yüzde 100’e doğru gidiyoruz” uyarısında bulundu.

Maden Mühendisleri Odası (MMO) Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Yüksel, Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. - Türkiye’nin çevresi savaş alanı.

Bu savaşları en önemli nedenlerinden birinin de nadir elementler olduğu söyleniyor.

Nedir bu nadir elementler?

Doğada element tablosundaki tüm elementler mevcut.

Ama bunların elde edilmesi gelişen teknolojiyle değişiyor.

Madenlerin şöyle bir özelliği var: bugün maden olmayan bir şey teknolojinin gelişimiyle yarın maden olabilir ya da bugün maden olan yarın maden olmaktan çıkar.

Örneğin cıva geçmişte çok kıymetliydi ama insan sağlığına zararı tespit edilince yerine ikame ürün bulundu ve kullanım alanı kalmadı.

Amatis de aynı biçimde.

Bir zamanlar elmas muamelesi görüyordu ama Brezilya’da 5 milyar tonluk ametis yatakları bulununca nadirliği ortadan kayboldu.

İnsanoğlu petrolün de bir gün biteceğini bildiği için yerine yeni enerji kaynakları arıyor.

Nadir toprak elementleri de tam burada gündeme geldi.

Enerjide en önemli sorun depolama.

Nadir toprak elementleri enerjinin depolanması için bataryalarda ve daha pek çok teknolojik alanda kullanılıyor.

Bu da enerjide yeni bir çığır açıyor. - Neden “nadir” diyoruz, az mı, elde etmek mi zor?

Doğada çok az ve düşük tenörlerde olduğu için nadir diyoruz.

Bu nedenle başta aranması, işletilmesi ve zenginleştirilmesi de zor oluyor.

Bir ekmek yaparken hamura tuz atarsınız ya, o tuzu sonradan o ekmeğin içinden tane tane aldığınızı düşünün.

Nadir toprak elementi de buna benzer.

Çok üst düzey bir teknoloji ister.

Bunun madencilik aşamasındaki sorunlar ve çözümleri çözülmüştür.

Aranır ve bulunur.

Ama aynı ekmekten tuzu çıkarmak gibi o toprağın içinden o nadir elementi elde etmek zordur.

Çünkü maden yeri kazdığınız anda homojen olarak karşınıza çıkmaz, karışım haldedir.

İçerisinde ekonomik olmayan pek çok mineral bulunur.

Yerin altından çıkardıkdan sonra kırar, parçalar, öğütür, kimyasal ve fiziksel işlemlerden geçirir ve konsantre hale getirirsiniz daha sonra diğer mühendislik bilimleri bunu saflaştırır.

Saflaştırılan bu ürün endüstride hammadde olarak kullanılır. - Peki nadir toprak elementleri ülkeler için savaş nedeni midir?

Nadir toprak elementleri enerjinin depolanmasında etkili olduğu gibi . radyoaktiflerde de önemlidir.

Bu nedenle savaş sebebi olabilir.

Bugün kapitalist ülkeler, gelişmekte olan ülkelere önce “Burayı bize verin, biz işletelim, size de pay verelim” der ve yönetimlerle ilişki kurmaya çalışır.

Bu kabul edilmezse de “demokrasi” benzeri bir bahane bulup girer.

Ya da Rusya/Ukrayna Savaşı’nda olduğu gibi koruma şartı olarak öne sürebilir.

ABD Ukrayna’yı korumak için Ukrayna’nın yer altı zenginliklerini istedi.

Özetle önce kibarca istiyorlar, verilemezse de zorla alıyorlar.

Dünyanın en büyük ikinci petrol rezervinin bulunduğu Venezuela’da bunu gördük.

Bugün İran’da mesele rejim değiştirmek değil, radyoaktif çalışma yapılması.

Radyoaktif çalışma için uranyum, toryum gibi radyoaktif maddeler gerek.

Belki de İran’da nadir elementler var ve bunlarla geliştirme çalışmaları yapılıyor ama biz bilmiyoruz. - Türkiye’de Beylikova’dan sıkça söz ediliyor.

Nedir oradaki durum?

MTA kayıtlarında Sivas, Malatya ve Burdur’da olduğu söyleniyor.

Ama bunlar içinde Beylikova sahasının fizibilitesi yapıldı, hatta orada Eti Maden ile bir pilot tesis kuruldu ve nadir toprak elementlerinin nasıl elde edileceğiyle ilgili araştırma yapılıyor.

Kayıtlara göre 695 milyon ton olduğu açıklandı.

Yalnız bu rezerv mi kaynak mı belli değil. - Nedir aradaki fark?

Bir maden bulunduğunda tümü kaynaktır.

Rezerv olması için bu kaynağın ne kadarının işletilebileceği belirlenmeli.

Bunun için iki parametre var.

Bir; öncelikle rezerv olarak “cut of grade” yani ekonomik değer belirleniyor.

Bunun altına bakılmıyor bu oran Beylikova da yüzde 1 olarak kabul edilmiş yüzde 1’in üstü alınıyor, altına bakılmıyor.

İki; jeolojik nedenlerle bulunan maden çıkartılamayabiliyor.

Yani ekonomik ve teknolojik nedenlerle alınamayanlar bir kenara bırakıldığında ortada kalan rezerv oluyor. ‘HAYAL Mİ SATIYORLAR’ - Beylikova için açıklanan miktar oldukça iyi değil mi?

Burada önemli olan bunun kaynak mı yoksa rezerv mi olduğu ama şeffaf değiller.

Çünkü veriler açıklanmadı.

Bu da insanın aklına hayal satılıyor olabileceğini getiriyor. - Her seçim öncesi petrol bulunması gibi mi?

Seçim öncesi “Gabar’da petrol bulundu, Karadeniz’de gaz bulundu” deniyor.

Ben bunun tuttuğuna da direkt şahidim.

İnsanlar petrol bulunduğunda benzinin bedava olacağını sanıyor.

Belli ülkelerde petrol sudan ucuz evet ama Türkiye’de varsa bile ne kadar ekonomik olduğu önemli. ‘BİZDE TEKNOLOJİ YOK’ - Bizim nadir elementleri işleme kapasitemiz nedir?

Beylikova’da barit, florit, toryum, uranyum bir de beş adet karışım olan nadir element var.

Orada kurulan pilot tesis şu anda bir laboratuvar görevi görüyor, deneyler yapılıyor.

Bu deneylerin sonucunda nadir toprak elementleri ayrıştırılacak, Bugün Türkiye’deki teknolojiyle barit, florit ve nadir toprak elementleri ile karışı halde bulunan toryum ve uransım konsantre (karışım halde) üretilebiliyor ama asıl üretilmesi gereken 5 nadir toprak elementinin ayrıştırılıp üretilmesi.

Bizde bu teknoloji yok. - Kimde var?

Çin’de var.

Çin ile Beylikova için görüşmeler yapıldığını duyuyoruz ama sonucu nedir bilmiyoruz.

Şu an bir netlik yok.

Burada bizim sorunumuz teknoloji üretememek. ‘ÖNCELİKLİ SORUN: SÖMÜRGE MADENCİLİĞİ’ - Biz bu sorunu ne zaman aşabiliriz, bu teknolojiye nasıl sahip olabiliriz?

Bizdeki öncelikli sorun; Türkiye’deki madenciliğin sömürge madenciliği olması.

Biz madenciler olarak madeni aradık, bulduk, çıkardık, kısmi olarak zenginleşletirdik ama madeni sanayiye ham madde yapamadık.

Çünkü öyle bir sanayimiz yok.

Cumhuriyetin ilk yıllarında yatırım yapılırken madenler bulunmuş, fabrikalar açılmış, demir, krom, kömür için tesisler kurulmuş.

Özetle biz kromu elde ettik ama paslanmaz çelik üretemedik.

Paslanmaz çelik üretemeyince de otomobil, beyaz eşya yapamadık.

KRİTİK VE STRATEJİK AMA İTHAL - Bir zamanlar uçak fabrikası dahi vardı, kapandı.

Biz mi yapamıyoruz, yoksa yaptırmıyorlar mı?

Hem yapamıyoruz hem de yaptırmıyorlar.

Özellikle 80’den sonra devlet madenden çekildi.

Ağır sanayi riskli olduğu için özel sektör de yapmıyor.

Türkiye’deki üniversitelerde çalışılsa ben Çin’in nadir element teknolojisinin elde edileceğine, paslanmaz çelikten otomobil, uçak yapılacağına inanıyorum.

Ama önemli olan madencilik, sanayi ve enerji politikalarının olması.

Şu anda Türkiye’de hiçbiri yok.

O nedenle sanayi de gelişemiyor.

Devletin kritik madenler raporunda yerli ve milli olan kömür ve demir için “stratejik ve kritik” deniyor ama kömür de demir de ithal ediliyor. ‘KARŞI KOYMANIN YOLU ÜRETİM’ - Neden ithalata ihtiyaç duyuluyor?

Dışarıdan almak çıkarmaktan daha ucuza geldiği için ithal ediliyor.

Zamanında devlet buraları özelleştirdi, bugün de özel sektör rekabet edemediği için kapatıyor.

Madencilikte ne kadar çok üretim yapılırsa birim maliyetleri o kadar düşer.

Avusturalya, Brezilya, demirde, kromda İsveç, Kazakistan gibi dünya devleri var.

Başka ülkeler ucuz verince Türkiye madencilikte ithalat cenneti oldu.

Örneğin demirin yüzde 40’ını kendimiz karşılıyoruz, yüzde 60’ı ithal, bu oran yüzde 100’e doğru gidiyor ve tehlike başlıyor.

Buna doğru politika ile üreterek karşı koyabiliriz. - Biz neden ucuza çıkartamıyoruz?

Madenin bulunduğu yer maliyete direkt etki ediyor ve bizde madenin jeolojik yapısı buna izin vermiyor.

Tarımdan örnek vereyim; domatesin, etin fiyatı yükselince dışarıdan alındı ve üretim azaldı.

İthalatta önce ucuz verip pazarınızı ele geçiriyorlar, siz ucuz diye üretimi bırakıp dışarıya muhtaç olduğunuzda pahalıya vermeye başlıyorlar.

Ucuz olsun, enflasyon düşsün diye hükümet bunu bir politika yaptı.

Eti ithal etti, et ucuzladı, çiftçi hayvancılığı bıraktı, şimdi et de pahalı geliyor.

Maden için de aynısı geçerli.

Madende üretimi bırakırsak bir süre sonra bugün ucuz diye aldığımız demiri, çeliği, kömürü daha pahalıya alacağız. - O zaman çözüm nedir, pahalı da olsa üretime devam etmek mi?

Her şeye rağmen üretim olmaz.

Planlı ekonomi, planlı üretim yapılmalı.

Ucuza alıyoruz diye üretim bitirilirse gün gelir muhtaç oluruz.

Şu anda ithalat ekonomilerinde birçok yandaş firma zengin oluyor.

Ama 100 yıl önce açılmış demir, kömür, krom madenleri bir bir kapanıyor.

Bizim özelleştirmelere karşı çıkışımızın nedeni bu noktanın geleceğini görmemizdi.

Türkiye’de özelleştirme faciası yaşanıyor.

Örneğin Soma’daki santralin devlete 450 milyon dolar borcu var, işçiyi işten attı. “Divriği Kalkınacak” denerek özelleştirildi ama kapanıyor.

Özelleştirmeler ne üretimi arttırdı ne de teknolojiyi geliştirdi.

Sonuç, düşük ücretli işçi, fazla çalışma, taşeronlaşma ve işsizlik oldu. ‘İSTENİRSE ÇÖZÜM VAR’ - Madem özel sektör devlete yaptığı borçla sektörden çıkıyor, buralar devletleştirilip üretim sürdürülemez mi?

Özel sektörün kapattığı işletmeleri devlet alıp çalıştırabilir.

Böylece üretim durmaz, insanlar işsiz kalmaz.

Zaten çoğunun devlete borcu var.

Ancak bugünkü siyasi iktidar kamuya geçmesini tercih etmiyor.

Ama yapılması gereken özel sektör kapatmadan devletin buraları tekrar alıp işletmeye devam ettirmesi.

Bir diğer seçenek de şu: Bizim kömür maliyetimiz 140 dolar, ithalatın maliyeti 105 dolar.

ABD’nin Çin’e koyduğu gibi Türkiye’de ithalat yapılan ülkelere gümrük vergisi koyup maliyeti dengeleyebilir.

O zaman özel sektör de çalışmaya devam eder.

Örneğin bu formül mermer için uygulandı ama kömür ve demirde yok.

İstenirse mutlaka bir çözüm bulunur ve denge sağlanır. ‘ELİMİZDEKİ KAYNAĞI KULLANMALIYIZ’ - Kömürün kullanımında Türkiye’nin karşısına Paris İklim Anlaşması çıkıyor.

Diğer yandan enerjide dışarı bağımlıyız.

Enerji bağımlılığını azaltmak için kömürün daha yoğun kullanılması gerektiği yönündeki yorumlara katılır mısınız?

Biz önümüze getirilene imza atıyoruz. “Kömürden çıkacağız” dedik ama yerine ne konacağıyla ilgili bir planlama yok.

Şu anda Türkiye’de yeterince termik santral var.

Elimizdeki kaynağı ülke çıkarları için kullanmalıyız.

Dünyada fosil yakıtlara karşı bir tepki var, bazı ülkeler terk ettiğini söylüyor ama örneğin Almanya, Polonya sınırındaki santrallerden alıyor.

Bizde petrol, doğal gaz yok, mecburen ithal ediyoruz.

Yenilenebilir enerjiyi de henüz geliştirebilmiş değiliz.

Bizim yerli ve milli kaynağımız kömür.

Petrol, doğal gaz ithal edip elektrik üreteceğimize kömürümüzü değerlendirelim.

Kömür ocakları bulunmuş, termik santraller kurulmuş.

Kömür kaynağımız bitine kadar kullanalım.

Bu süre içinde de bittiğinde yerine ne koyacağımızı ve bu alanda çalışanları nasıl yönlendireceğimizi planlayalım. ‘NÜKLEER ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMIYOR’ - Gelecek için planlamalarda nükleer ne kadar yer almalı?

Dünyada petrolün 50 yıl sonra biteceğinden söz ediliyor.

İşte o zaman nükleerden, güneş, rüzgar, hidroelektrik gibi yenilenebilir enerjiden daha çok yararlanılacak.

Nükleer de ayrı bir tartışma konusu.

Hem daha güvenli hem de daha zararlı olduğu yönünde iki ayrı görüş tartışılıyor.

Çernobil örneği de önümüzde duruyor.

Evet, nükleerin riskleri var ama bilim yeni bir şey yaparken riskleri de elimine ediyor.

Şu an ülkemizde nükleer kültürünün olmadığı ve tehlike yaratacağı yönünde kaygılar mevcut.

Bu kaygıları dikkate almak lazım.

Öte yandan nükleerde, işletmeci yabancı, hammadde yabancı, teknoloji yabancı.

Yani enerji arz güvenliğini sağlamıyor.

Ayrıca yapılan sözleşmeye göre enerjiyi çok pahalıya alıyoruz ve yönetim irademiz de yok.

Her kış “Putin vanaları kapatacak” sözü dolaşır, bunun gibi.

Yani iki ucu keskin bıçak.

Türkiye’de bir tane yapılıyor ki bu da bize yeter de artar ama bu da olmamalıydı.

Çünkü yanında HES’ler ve güneş, rüzgar gibi yenilenebilir enerji de olacak.

Ama biz diyoruz ki nükleer yapılana kadar kömür kullanılmalı.

PORTRE 1969’da Sivas’ta doğdu.

İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı.

ODTÜ Maden Mühendisliği bölümünden mezun oldu.

Yüksek lisans eğitimini Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü İşçi Sağlığı ve İş Güveliği anabilim dalında yaptı.

TMMOB Maden Mühendisleri Odası’ında yönetim kurulu üyeliği, genel sekreterlik, denetleme ve onur kurulu üyeliklerinde bulunan Yüksel, halen odanın yönetim kurulu başkanlığı görevini yürütüyor.

İlgili Sitenin Haberleri