Haber Detayı
Gazetecilik ve derin çürüme
Gerçekleri yazdıkları için tutuklanan gazeteciler arasına son olarak Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın da katılması, Türkiye’de düşünceyi ifade etme özgürlüğü ile halkın haber alma hakkının rafa kaldırıldığının yeni bir kanıtı oldu.
Gerçekleri yazdıkları için tutuklanan gazeteciler arasına son olarak Alican Uludağ ve İsmail Arı ’nın da katılması, Türkiye’de düşünceyi ifade etme özgürlüğü ile halkın haber alma hakkının rafa kaldırıldığının yeni bir kanıtı oldu.
Gazetecilik, Türkiye’de uzun yıllardır iktidarların baskı altına almak için her türlü yaptırımı uyguladığı, demokrasi ile uzaktan yakından bağdaşmayacak dayatmalarla etkilemeye çalıştığı ve sonunda büyük ölçüde özünden koparmayı başardığı bir meslek haline geldi. “Özünden koparılan” diyerek ne kastediyorum?
Gazeteci, kim olursa olsun, halk dışında hiçbir gücün sesi olmaz, kalemini ve sesini yalnızca kamunun çıkarı için kullanır; mağdurun, güçsüzün, yoksulun ve “sesini duyuramayanların” sesi olmakla yükümlüdür!
YA İKTİDARIN EMRİNDESİN YA MUHALEFETİN!
Ne var ki ülkemizde hemen her şeyin yozlaştığı bu derin çürüme döneminde, laik Cumhuriyet düşmanı bir partinin 24 yıldır her türlü hukuksuzlukla iktidarı elinde tutması yüzünden toplumda derin bir kutuplaşma oluşmuş, meslek etiğine ihanet ederek iktidara yaranmak amacıyla kendisini yandaşlığa indirgeyen medya mensuplarının sayısı artmış, hiçbir belgeye ve kanıta dayanmadan masum insanları karalayan utanılacak aparatlar sektörde öne çıkmaya ve çıkarılmaya başlamıştır.
Sonuç olarak, bu kesim ile yaşanan adaletsizliği ve halkın gerçeği öğrenme hakkını savunmak için direnenler arasında amansız bir mücadele sürmektedir.
Kısacası gazetecilik, deyim yerindeyse, Türkiye’de çok zorlu bir ring savaşına dönüşmüş durumdadır.
Çünkü ya iktidarın emrindesin ya da muhalefetin denilmektedir!
Oysa bu anlayış, gazeteciliğin özüne ve ruhuna tamamen aykırıdır.
Her durumda her zaman, yalnızca gerçeği ortaya çıkarmakla sorumlu olan gazetecinin birilerinin emrindeymiş gibi görülmesi, mesleğin onuruna, kalemin namusuna en büyük hakarettir!
TEK HEDEF: KAMU YARARI!
Gazeteci, iktidarın ve gücü elinde tutanların duyulmasını istemediği ama halkın bilmesi gereken gerçekleri ortaya çıkarmazsa dürüst olabilir mi?
Dürüst olamıyorsa, halka karşı sorumluluğunu yerine getirdiğini iddia edebilir mi?
Mesele yalnızca iktidarla da sınırlı değildir; gazeteci, tüm güç odaklarına karşı aynı tutumu benimseyerek yalnızca kamunun yararını gözetmek zorundadır.
Öyle durumlar oluyor ki muhalif bir gazetede yazdığımız için muhalefeti de hiçbir koşulda eleştirmememizi bekleyenler oluyor.
Örneğin CHP’yi mi eleştirdiniz, “Şimdi sırası mı?!” diye çıkışanlar, “Siz iktidara çalışıyorsunuz herhalde!” ya da “Gizli AKP’lisiniz!” diyerek yargılayanların sonu gelmiyor.
Oysa yanlışa yanlış diyemiyorsanız, gerçeği yazmanın uygun dönemini bekleyip birtakım konuları erteliyorsanız ya da yalnızca iktidar veya muhalefeti eleştiriyorsanız, o zaman bağımsız gazetecilik değil, belli bir görüş doğrultusunda siyaset yapıyorsunuz demektir.
GAZETECİLERİ SİNDİRME OPERASYONU Alican Uludağ da İsmail Arı da yaptıkları haberlerle halkın doğru bilgilenme hakkını savundukları için cezalandırılmış, özgürlükleri ellerinden alınmıştır.
Haberleriyle ilgili aksi yönde bir iddia varsa ifadeye çağrılmaları yeterdi, her ikisi de gidip ifadelerini verirdi.
Bir gazeteciyi gece yarısı çocuklarının yanında evden almak, bayram tatilinde ailesini ziyaret ederken gözaltına almak, başka bir ilde gözaltına alıp ifade için İstanbul’a getirmek gibi uygulamalar, gazetecileri sindirmek ve onları daha en başta “suçlu” gibi gösterip sindirmek için yapılan uygulamalardır.
Gazeteci gerçekleri yazamıyorsa demokrasi yoktur, faşizm hüküm sürüyor demektir.
Bu durumda adaleti savunmak, susmamak, doğruları haykırmak, her onurlu yurtsevere düşen en büyük görevdir.
Gün gelecek hapse atılan tüm dürüst gazeteciler çıkacak; hepsi aklını, yüreğini, kalemini ve sesini kullanarak halka yine doğruları anlatacaktır.
Hiç kuşkunuz olmasın!