Haber Detayı
Medeni Kanun’a bakış... - Mehmet Emin Elmacı
Türk Medeni Kanunu’nun 100. yılındayız.
Türk Medeni Kanunu’nun 100. yılındayız.
İsviçre’de parçalanmış kantonların hukuki birliğini sağlayan İsviçre Medeni Kanunu’ndan, Osmanlı’daki “çokhukukluluk” kavramı üzerinden Türkiye’de hukuki birliği sağlayan Türk Medeni Kanunu’na mutlaka tarihsel süreçte bakılmak zorunda.
En baştan bir tarihçi hükmümü koyalım; İsviçre Medeni Kanunu, Türkiye için bu anlamda en doğru örnekti. 1291 yılından itibaren konfederasyon olan İsviçre, yüzyıllara dayanan bir süreç sonucunda kantonlarını birleştirerek çağdaş federal devleti oluşturma sürecine girmiş ve 1848 yılında nihayet “birleşme mantıklı” bir federal devlet haline gelinmesi için de bir anayasa kabul etmişti.
Ancak bu siyasal birleşmeye karşın önlerindeki en önemli sorun, her kantonun kendi hukuk sistemlerinin olmasıydı.
Kantonlar, özellikle medeni kanun noktasında; bazıları Alman bazıları da Fransız modelini almıştı.
HUKUKUN TEKLEŞMESİ İşte bu farklılık hem toplumsal hem de ticari anlamda sıkıntılar doğurmakta ve aynı zamanda birliğin sağlanmasını zorlaştırmaktaydı.
İsviçre’de birliğin sağlanması için “hukukun tekleşmesi” şarttı.
Aynı durum; çokuluslu ve çok hukuklu bir imparatorluktan gelen ve eşitliğin sağlanması amacıyla farklılıkların kaldırılması gerektiğinin düşünülmeye başlandığı Tanzimat’tan beri Osmanlı Devleti için de geçerliydi.
Ülkede Müslümanların ve gayrimüslimlerin ve aynı zamanda da yıllara dayalı verilen kapitüler tavizlerle yabancıların ayrı hukuku bulunmaktaydı.
İsviçre; ülkede hukukun parçalanmış olduğu bu süreçte hukukun tekleşmesinin şart olduğunu anlamıştı.
Nitekim bu amaçla 1884 yılında tüm kantonlarda yürürlükte olan medeni kanunların her açıdan araştırılması kararı alınmış ve 8 yıl sonra 1892’de de İsviçre Federal Meclisi tarafından bu iş, önemli hukukçulardan Eugene Huber’e verilerek projelendirilmişti.
Federal meclisin tek amacı vardı kantonların farklı hukuklarını birleştirmek...
İsviçre için her şey; parçalı medeni hukukun birleştirilmesinin yararlı olduğunu ve hatta zorunlu olduğunu göstermekteydi.
Huber’in uzun yıllara dayanan çalışması sonucu her kantondaki farklı uygulamaların sentezlenmesinden oluşturulan İsviçre Medeni Kanunu taslağı, 10 Aralık 1907’de İsviçre Parlamento’su tarafından resmen kabul edilmişti.
Yine aradan geçen beş yılın sonunda da 1 Ocak 1912’de 28 yıl önce hazırlığı başlayan İsviçre Medeni Kanunu, tüm kantonlarında resmen yürürlüğe girmişti.
Bu kanunun yürürlüğe girmesiyle İsviçre artık hukuki anlamda da tam bir birlik haline gelmiş oldu.
ULUS EGEMENLİĞİ Diğer tarafta Atatürk de Osmanlı’dan gelen çok hukukluluğun nelere yol açtığının farkındaydı ve bu konuda en liyakatli kişi de en yakınında bulunmaktaydı.
Bu öyle bir liyakat idi ki bu kişi devlet tarafından İsviçre’ye hukuk öğrenimi için gönderilen ve 1912’de İsviçre Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girişinde orada bir hukuk öğrencisi olan Mahmut Esat Bey (Bozkurt) idi.
Mahmut Esat Bey; 1924 Anayasa tasarısı görüşmelerinde cumhurbaşkanına ait bazı yetkilerin, ulus egemenliğine karşı olması yönündeki hukuki görüşleriyle de Atatürk’ün dikkatini çekmiş ve 22 Ekim 1924’te de Adliye Vekilliği’ne getirilmişti.
İşte 1930 yılına kadar çalıştığı bu vekillik sırasında, memleketin her köşesindeki herkesin eşit olduğunu anlayacağı ve bu noktada yine herkesin bir diğerinden farklı olmadığını göreceği bir medeni kanun hazırlamıştı.
Ona göre, bu medeni kanun herkese eşit yaklaşmalıydı ve bu nedenle de din temelli olmaktan çok (laik), evrensel, devletler arasında ortak kanun maddeleriyle oluşturulmalıydı.
TÜRK HUKUK DEVRİMİ Türk hukuk devriminin mimarı Mahmut Esat Bozkurt, İsviçre Medeni Kanunu’nu yakından tanıyan ve aynı zamanda 1917’de girdiği doktora programında kapitülasyonların adli boyutunu da tez olarak inceleyerek başarılı olmuştu.
Mahmut Esat Bozkurt, farklı hukuk yapılarıyla baş başa kalan Türkiye’de hukukun tekleşmesi ve Türkiye’nin çağdaşlaşması adına, laik ve çağdaş bir hukuk sistemini ortaya çıkarmıştır.
Böylece İsviçre Medeni Kanunu’nun; dünyada evrensel anlamda en yeni ve kadın-erkek eşitliğine dayalı yapısıyla Türkiye’ye uyarlanmasında en kilit noktayı oynamıştır.
İsviçre Medeni Kanunu, çağdaş hukuk tarihinin en özgün ve etkileyici eserlerinden biri olarak kabul edilir.
İsviçre Medeni Kanunu, sadeliği, demokratik ruhu ve hâkime tanıdığı yetkiler nedeniyle birçok ülke tarafından da örnek alınmıştır.
Türkiye ile birlikte Polonya, Bulgaristan, Peru, Çin, Japonya, Tayland, Yunanistan ve Arnavutluk gibi devletler bir şekilde İsviçre Medeni Kanunu’nu örnek almışlardı.
Özellikle çağdaş, sade ve esnek yapısı sayesinde birçok ülke için “ideal model” haline gelen İsviçre Medeni Kanunu, aşırı ayrıntıya inmeyen ve evrensel yapısıyla da farklı din ve kültürlere ortak olarak uyarlanabilir bir karakter içermekteydi.
Baştan beri yazdığım nedenler ile de yeni genç Türkiye Cumhuriyet’inin de çağdaşlaşma hedefleriyle tam uyum sağlamıştır.
PROF.
DR.
MEHMET EMİN ELMACI DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ