Haber Detayı

‘Tarihi başarı’ denildi, patronlar tebrik edildi... Fatura bakın nasıl işçiye kesildi
Ekonomi odatv.com
27/03/2026 06:20 (9 saat önce)

‘Tarihi başarı’ denildi, patronlar tebrik edildi... Fatura bakın nasıl işçiye kesildi

"İhracatta rekor" haberleri sık sık basına yansıyor. Son olarak "2025 yılında ihracat rekoru kırıldığı" ve gelinen noktanın "tarihi başarı" olduğu açıklandı. Ancak emekçileri "yoksullaştıran sistem" resmi verilere yansıdı.

Türkiye’de geniş halk kesimlerinin “büyüyen sömürü” sarmalında verdiği yaşam mücadelesi, resmi verilerde de giderek daha görünür hale geliyor.

Daha önceki iki analizimizde milli gelirden emeğin aldığı payı, döviz kurundaki değişimler, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin etkileri, sendikal yapıda yaşanan dönüşüm ve pandemi döneminin sonuçları çerçevesinde incelemiştik.

Bu kez odak noktamız imalat sanayii ve ihracat...Türkiye'nin küresel belirsizliklerin damga vurduğu 2025 yılında Cumhuriyet tarihinin en yüksek ihracat seviyesine ulaştığı duyuruldu.

Yıl sonunda mal ve hizmet ihracatı 396,5 milyar dolar ile resmî hedefin üzerine çıkarak rekor kırdığını bildirilirken, söz konusu "başarıya" ilişkin değerlendirmelerde bu rekorun gerçek mimarlarının ihracatçılar olduğunu vurgulandı.Oysa imalat sanayiindeki üretim ve ihracat kompozisyonundaki çarpıcı dönüşüm patronları zenginleştirirken, çalışanı her geçen gün daha da fakirleştirdi.

Meseleyi daha anlatabilme için 2020-2023 dönemine mercek tutalım...

Bu dönemde sermaye yoğun bazı sektörlerde ihracat patlaması yaşanmıştı.(2002–2025 dönemine ait verilere göre emek payı 2002 yılında yüzde 40,04 seviyesindeyken 2025 yılında yüzde 36,9’a geriledi. 2023 seçimleri sonrasında yapılan yüksek oranlı asgari ücret artışları, 2024 yılında emek payını yüzde 37 seviyesine taşıyarak sıçrama yaratsa da kalıcı olmadı.)2021 yılı sonlarında uygulamaya konulan ve 2023 genel seçimlerine kadar ana ekonomi stratejisi olarak sürdürülen "Yeni Ekonomi Modeli" ile birlikte oluşan düşük faiz ve yüksek kur avantajı özellikle demir-çelik, çimento ve kimya gibi sermaye yoğun sektörlerde devasa bir ihracat dalgası oluşturdu.

Ancak bu "başarı hikayesinin" ardında, katma değerin bölüşümünde emek aleyhine işleyen bir mekanizma kendini gösterdi.

Şirketler kâr rekorları kırarken, işgücü ödemeleri bu devasa büyümenin gölgesinde kaldı.'BÜYÜYEN PASTADA KÜÇÜLEN DİLİM' PARADOKSUDöviz bazlı artan ihracat gelirlerine karşın, TL bazlı kalan emek maliyetleri, sanayici için kâr marjını tarihin en yüksek seviyelerine taşıdı.

Üretim yapısı kâr payını ücret payından çok daha hızlı büyüterek gelir adaletsizliğinde büyük bir kırılma yarattı.Özellikle 2021 yılının ikinci yarısından itibaren belirginleşen, 2022 ve 2023 yıllarını kapsayan dönemde Savunma ve Havacılıkta sıçrama yaşandı. 2021’de küresel çip krizi ve tedarik zinciri kopuşları nedeniyle üretimde ciddi aksamalar yaşandı. 2022 sonundan 2023 başına kadarki dönemde çip krizinin etkilerinin hafiflemesiyle üretim bantları yeniden hızlandı.

Ancak bu sefer de AB pazarındaki daralma (resesyon riski ve yüksek faizler) talebi baskıladı. 2023 yılı, otomotiv sektörü için hem iç piyasada hem ihracatta yeniden "vites yükseltilen" bir yıl oldu.Bu yıllarda, imalat sanayiindeki üretim artışı beraberinde istihdamı (Çalışma çağındaki bireylerin bir iş veya görevde, ücret karşılığında aktif olarak çalıştırılması ve üretim sürecine katılması) artırdı...

Dolayısıyla patronlarn el koyduğu atı değer de büyümüş oldu.İstihdamın artması demek işçi sayısındaki artış olduğundan; kaçınılmaz olarak sömürülen işçi sayısı arttı.

Sömürü alanı; mühendis, operatörler, teknisyen, kalifiye işçi gibi "nitelikli iş gücü" olarak tanımlanan grupları da içine alacak şekilde genişledi.

Eğitim, vasıf, nitelik farkı önemsizleşti.

Türkiye kapitalizmi bir yandan yapısal sorunları derinleştirerek büyürken diğer yanda üretim altyapısını kendi lehine geliştirmiş oldu.Özetle, imalat kapasitesindeki artış, istihdamda sayısal bir büyüme yaratsa da bu durum refahın tabana yayılmasını sağlamadı.

İşçinin üretim sürecindeki pazarlık gücü zayıfladı ve büyümenin meyveleri büyük oranda sermaye tarafında toplandı.Bu dönemde bölüşümde (2020-2023) sermaye lehine "kritik bir sapma" yaşadı.

İmalat sanayii büyürken, işgücü bu büyümeye "ortak" olmaktan ziyade bir "maliyet kalemi" olarak kalmaya devam etti.Resmi veriler, Türkiye ekonomisinde yaşanan bölüşüm şokunu net bir biçimde kanıtlıyor. 2020 yılında toplam katma değer içinde emeğin payı yüzde 32,9 seviyelerindeyken, 2022 yılında bu oran yüzde 26,3 bandına kadar geriledi.

Bu oran 2023 yılında yüzde 32,8 oldu.

Bu tarihten sonra katma değer içindeki emek payı artış gösterdi.

Ancak gerçekleşen nominal ücret artışının yüksek enflasyon karşısında reel alım gücünü korumakta yetersiz kaldı.

İşsizlik oranı yüzde 8 ila yüzde 9,5 arasında değişirken atıl iş gücündeki hızlı artış yoksulluktaki artışın verilere yansımasını perdeledi.SIRADA NE VAR: 'KÂR SIKIŞMASI' DÖNEMİ Mİ, EMEK KIYIMININ DERİNLEŞMESİ Mİ2020-2023 arasındaki "patronlar için altın dönem"in dezenflasyon süreciyle birlikte sona erebileceği yönünde değerlendirmeler var.

Sıkı para politikası ve sabit seyreden kura İran savaşı da eklendi.

Gelişmelerin sermaye üzerinde kâr sıkışması (kârlılığın azalması) yaratabileceği yönünde değerlendirmeler de var.Patron tarafı, "artan maliyetleri, döviz kuru belirsizliğini, gümrük vergilerini ve finansmana erişim zorluklarını" gerekçe göstererek ekonomi yönetimine ardı ardına taleplerini bildiriyor.

Özellikle kur dalgalanmalarının ithalat maliyetlerini öngörülemez hale getirdiğini vurgulayan patronlar, hammadde ve ara malı ithalatında sıkıntılar yaşadıklarını, sektörlerin finansal yükünün arttığını söylüyor.Sermaye tarafından gelen açıklamalarda "kârının azalma" ihtimaline karşı çıkarılan istihdam sopası dikkat çekiyor.

Patronlar özetle; gider kalemi olarak gördükleri işçi sayısını "zorunlu olarak" azaltcaklarını söylüyor.

Ortada olan şu ki; olan yine emeği ile hayatta kalma mücadelesi veren işçiye oluyor.Büşra İlaslanOdatv.com

İlgili Sitenin Haberleri