Haber Detayı
ABD Kongre arşivinden çıkan itiraf çok konuşulur: Türk gençlerini bu kitaptan uzak tutun... Kim bu Leon Picon
Leon Picon, Soğuk Savaş döneminde ABD’nin kültürel diplomasi faaliyetlerinde görev almış bir istihbarat çalışanıydı. 1989 yılında Lew Schmidt’e anlattıkları, emperyalist propagandanın nasıl işlediğini ve Türkiye’deki taktiklerini gözler önüne seriyor.
1917 doğumlu Leon Picon Akademik olarak dilbilim kökenliydi; antik diller, hiyeroglifler ve filoloji üzerine eğitim aldı.
II.
Dünya Savaşı sırasında bu dil bilgisi nedeniyle ABD ordusunda kripto analizi (şifre çözme) alanında görevlendirildi.
Savaş sonrasında ise Dışişleri çevresine geçerek istihbarat birimlerinde çalıştı.
Ardından USIA*ya katıldı ve kariyerinin asıl belirleyici dönemi başladı.United States Information Agency (USIA) ABD’nin 1953 yılında yurtdışında propaganda, kamu diplomasisi ve kültürel etki faaliyetlerini yürütmek için kurduğu resmi devlet kurumu.Picon’un esas rolü, ABD’nin yurtdışında yürüttüğü ideolojik ve kültürel operasyonların sahadaki uygulayıcılarından biri olmasıydı.
Japonya’da yürüttüğü “kitap çeviri programları” bunun en bilinen örneğidir.
Bu programlarda amaç, Amerikan zihniyetini taşıyan kitapları düşük maliyetle çoğaltıp yaygınlaştırarak sol ve özellikle Sovyet etkisini dengelemekti.
Bu faaliyetler yalnızca yayıncılıkla sınırlı kalmadı; akademisyenler, yazarlar ve entelektüellerle kurulan ilişkiler de bu sürecin parçası oldu.Leon Picon, 1968 yılında Ankara'ya Kültür Ataşesi olarak atandı ve Türkiye'deki faaliyetlerini temel olarak şu stratejik eksenler etrafında yürüttü.FULLBRIGHT PROGRAMI VE AKADEMİK DEĞİŞİMPicon, Türkiye'deki Fulbright programını devraldığında, bütçenin yaklaşık yüzde 80'inin Türk öğrencilerin mühendislik ve elektronik gibi uygulamalı bilimler alanında eğitim almaları için ABD'ye gönderilmesine ayrıldığını fark etti.
Dışişleri ve Milli Eğitim Bakanlıklarının desteklediği bu durumun, iki ülke arasındaki entelektüel diyaloğa yeterince katkı sağlamadığını düşünmüştü.
Picon'a göre asıl fayda, bütçenin sosyal bilimlere yönlendirilmesi ve Türk ile Amerikalı profesörlerin karşılıklı olarak üniversitelerde görev alarak doğrudan bir fikir alışverişi (diyalog) kurmasıyla sağlanabilirdi.TİYATRO ÜZERİNDEN KÜLTÜREL ETKİTürkiye'de sol kesimlerin tiyatro alanında etkili olmaya başladığını gözlemleyen Picon, kültürel programların ağırlığını bu alana kaydırdı.
Devlet Tiyatroları ve Operası ile çalışarak "Damdaki Kemancı" (Fiddler on the Roof), "Man of La Mancha" ve "My Fair Lady" gibi Amerikan müzikallerinin sahnelenmesini koordine etti.
Özellikle "Damdaki Kemancı", gereksiz yere Rus karşıtlığı yapan bir propaganda eseri olarak eleştirilmişti.
Ancak Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Cüneyt Gökçer, televizyona çıkarak "Julius Caesar oynadığımda Roma propagandası mı yapıyordum?" diyerek bu eleştirileri geçiştirdi.
Picon daha sonra bu oyunun Türkiye'de halihazırda var olan Rus güvensizliğini daha da derinleştirerek amacına ulaştığını belirtecekti.DOĞAN AVCIOĞLU HAMLESİLeon Picon, Türkiye’ye geldiğinde ilk gözlemlerinden biri okuma kültürünün sınırlı olduğu yönündeydi.
Bu nedenle Japonya’da yürütülen geniş ölçekli kitap operasyonlarının burada aynı etkiyi yaratmayacağını düşünerek daha dar kapsamlı bir programla ilerlemeyi planladı.
Ancak kısa süre içinde bu yaklaşım değişti.
Çünkü Doğan Avcıoğlu’nun 1968’de yayımlanan Türkiye’nin Düzeni kitabı, özellikle üniversite gençliği arasında beklenmedik bir etki yaratmıştı.Türkiye'nin Düzeni - Doğan AvcıoğluPicon’un kendi anlatımına göre kitap, Türkiye’nin ekonomik ve siyasal yapısını Marksist bir perspektifle ele alıyor, mevcut düzeni sert bir dille sorguluyordu ve bu yönüyle öğrenciler arasında hızla yayılıyordu.
Bu durum, ABD’nin kültürel programları açısından “müdahale edilmesi gereken” bir gelişme olarak değerlendirildi.
Picon, sınırlı bütçeye rağmen yürüttüğü kitap faaliyetlerinin odağını tamamen bu etkiye karşı koymaya yöneltti.Doğan AvcıoğluStrateji doğrudan yasaklama ya da sansür değildi.
Bunun yerine, Amerikan bakış açısını taşıyan kitapların daha erişilebilir hale getirilmesi, piyasaya sürülmesi ve dolaşımının artırılması hedeflendi.
Amaç, Avcıoğlu’nun kitabını ortadan kaldırmak değil; onun yarattığı etkiyi alternatif yayınlarla zayıflatmak, başka bir deyişle “nötralize etmekti.” Picon’un ifadesiyle bu, tek bir kitaba karşı yürütülen bilinçli ve hedefli bir yayın müdahalesiydi.TÜRK-AMERİKAN MERKEZLERİAnkara, İstanbul, İzmir ve İskenderun'daki Türk-Amerikan merkezlerinin yönetim kurulu başkanlarının ve üyelerinin çoğunluğunun yasalar gereği Türk olması, Amerikalı direktörlerle zaman zaman idari sürtüşmelere yol açtı.
Ancak Picon, bu merkezlerde çalışan Türk kütüphanecilerin zekasından, çalışkanlığından ve kütüphaneye doğrudan Amerikan tezlerini savunan materyalleri sipariş etme konusundaki cesaretlerinden çok etkilenmişti.
Öte yandan, Barbara Peterson liderliğinde yürütülen İngilizce dil kursları, kapasitenin çok üzerinde talep görmüş ve ABD'nin Türkiye'deki en başarılı, en etkili faaliyetlerinden biri olmuştu.Picon, klasik anlamda bir diplomat değildi; Soğuk Savaş’ın görünmeyen cephesi olarak tanımlanan kültürel ve entelektüel operasyonlarda görev almış bir operatördü.Tarihçi Rifat Bali’nin gündeme getirdiği Picon’un bu açıklamaları ise bu faaliyetlerin nasıl kurgulandığını içeriden göstermesi açısından önemli bir kaynak niteliği taşıyor.Odatv.com