Haber Detayı
Bir şehri keşfetmek!
Havana’ya gidip “ay çok fakirler” deyip dönenler, Tokyo’da Uniqlo, vintage çanta ve japon kozmetik ürünleri dolu bavullarını açıp gösterenler, Kahire’yi pis bulanlar ve ‘aman dikkat’ uyarısı yapanlar hep aynı tip hibrit otoriteler. Otorite olmak için o caddeden bir kez geçmek, o yemeği bir kez tatmak yeterli.
Tavsiye etmek/etmemek için gidilen yerler ya da keşifler, kişisel bir analiz yerine ondan önce aynı deneyimi yaşayan fenomenin tekrarını yeni bir görsel kanıt ile sunuyor.
Bir yeri sadece bir kez görüp övenlere karşı, "De-influencing" akımı da yükseliyor, bunlar da negatifçiler. “Neyi almamanız gerekir” veya “Neresi göründüğü kadar iyi değil” diyenler de çok.
Ama patinaj yapılan yerler, yemekler, kozmetik ürünler, hep aynı.Peki nasıl gezeceğiz?
Kime güveneceğiz?
Özgün bir anı, hikaye nasıl çıkaracağız?Benim kişisel şehir keşif planlamam zaman alıyor, dersime çalışmadan yola çıktığım kenti anlamam ve hislerimi güçlendirmem zorlaşıyor.
Kendimce oluşturduğum bir yol var, tavsiye ederim.
Önce bir tarih okuması yapıyorum, savaşlar ve yıkımlar, bir kentin mimari karakterini ve insanının direncini belirliyor.
Bu okuma şehir hafızamı genişletiyor, anlamı derinleştiriyor.Edebiyatına ve sinemasına bakıyorum Sonra o ülkenin edebiyatına ve sinemasına bakıyorum.
Bazen hiç tanımadığım bir yazarın kitabı referans oluyor, bazen bir film görebileceğimden çok fazlasını veriyor.Yerel gazetelerin dijital versiyonlarına göz atıyorum, kendi dillerinde verdikleri tavsiyeleri dikkate alıyorum, çeviri çok kolaylaştı, her dilde okuma yapabiliyor olmak dünyanın bence en büyük lüksü.
Gündemlerine ve hayat tarzlarına, konuştuklarına…Ve gideceğim şehrin ajandasına bakıyorum.
Sergiler, konserler, pazarlar genellikle takvimleniyor.
İlk gidişimse müze geziyorum ama mutlaka bir de yerel sanatçının sergisini izliyorum, konser varsa ne olduğuna çok bakmadan biletimi alıyorum.
İbrahim Ferrer ve Omaha’lı Bueno Vista’yı National Otel’de son dakika kalan bir biletle, Takashi Murakami’nin sergisini Doha’da yıllar önce tesadüfen yakaladım.
Bugün nerede ne var çok önceden biliyoruz ve seyahatlerimizi daha iyi planlayabiliriz.
Her şehrin bir müzik kulübü var.
Gençler nasıl eğleniyor, ne dinliyor, onları gözlemlemeyi seviyorum, kötü cover şansım peşimi bırakmıyor!Sabahlar yiyecek satan pazarlarla başlıyor Ve elbette her gezide sabahlar yiyecek satan pazarları dolaşmak ile başlıyor.
Çoğu zaman bir bavul yiyecek, içecek ile dönüyorum, bunları alırken gittiğim kentin alışveriş alışkanlıklarını gözlemleyerek yapıyorum, saklanabilir ürünleri seviyorum.
Dolabım hatıra lezzetlerle dolu.
Bit pazarlarını hiç kaçırmıyorum, bir şey almak için değil, o havayı solurken o kentin insanının sofrasını, ev düzenini ve farklı hayat biçimlerini daha iyi hissediyorum.
Birkaç parça da çıkarsa ne ala…Şehrin en iyi lokantalarına bakıyorum, burada yıldızlı rehberler ve listeler referansım oluyor.
Bir kez, en iyisi, en farklısı akşam yemeğinde deneyimlenmeli.
Geri kalan günler, geceler için gündüzleri sokak lezzetleri akşam yemekleri için ise yerel halkın tercih ettiği fazla göz önünde olmayan yerleri tercih ediyorum.
Kesinlikle hiçbir kişisel arkadaş/ influencer tavsiyesine kulak asmıyorum, şansıma güveniyorum, restoran yorumlarına göz atıyorum.Bu kez tekrar eden bir seyahat öncesi, karmaşık bulduğum Tokyo için Instagram’a bir göz attım.
Aman Allah’ım ne çok uzman var?
Bir kez tattığı yemeğe ya da geçtiği caddeye dair verdiği hadsiz tavsiyeyi dikkate alan ve bunları takip eden yüzbinlerce kişi var.
Tokyo’yu moshi, sushi, pirinç maskesi dolu 2.el LV çantaya sığdıran, “ay bu Japonlar çok ilginç” diye bitiren ‘otorite’lere kulak asmayın.
Yola çıkmadan bir Haruki Murakami kitabı okuyun, Prof.
Reha Günay’ın Tarihsel Gelişim İçinde Japon Kültür ve Sanatı isimli kitabına göz atın, Akira Kurosawa ve Hayao Miyazaki’nin filmlerini izleyin.Japon mutfağının tek kızartma yemeği olan Tempura’nın nereden geldiğine bir bakın, alsın sizi Japonya’dan, Avrupa’nın Atlantik kıyısında çıkartsın.