Haber Detayı

“7,5’uncu sanatın” peşinde
Yaşam keyfi ekonomim.com
10/05/2026 13:32 (8 saat önce)

“7,5’uncu sanatın” peşinde

CNN Türk’te stajyer olarak başlayan medya yolculuğunu bugün milyonlarca kişiye ulaşan dikey dizilere taşıyan İlkin Kavukçu, “Dikey dizi sosyal medya videosu değildir; kendi matematiği olan bağımsız bir sanattır” diyor.

Venedik’te 12. yüzyıldan kalma tarihi kilisesi ve eşsiz lagün manzarasıyla bilinen San Clemente Palace’ta kalıyoruz.

Kahvaltı salonunda İki Dakika Creative House’un kurucusu İlkin Kavukçu ile sohbet ederken habercilikten gelen o keskin gözlem gücünü, bugün dijital dünyanın en hızlı kulvarına nasıl nakşettiğini konuşuyoruz.

Sohbetimiz, sadece bir başarı hikâyesi değil, aynı zamanda değişen dünya düzenine bir uyum manifestosu tadında.

Venedik’te, yüzyıllardır sanatın yankılandığı bir adada hikâyenin değişen yolunu konuşuyoruz… İlkin Hanım, 1999 yılında CNN Türk stajyeri olarak başladığınız medya yolculuğunuzda, bugün dikey dizi dünyasının öncüsü oldunuz.

Bu cesur geçiş nasıl şekillendi?

Aslında ben her zaman bir hikâye anlatıcısıydım.

CNN Türk'ün kuruluşunda stajyerdim, Habertürk'te Ufuk Güldemir ekibinde yetiştim, SkyTürk’te stajyer olarak girdiğim kanaldan genel müdür olarak ayrıldım.

Orta Doğu’da muhabirlik yaptım, dört sene canlı gece programı sundum.

Bu 20 yıllık süreç bana şunu öğretti: Hikâye her şeydir.

Pandemi sonrası baktım ki insanlar artık televizyonun başında oturmuyor, hayat telefonun içinde akıyor.

Ben de habercilik refleksimle o ‘hikâye toplama’ tutkumu bu yeni mecraya taşıdım.

Durmak bana göre değildi, değişimle birlikte koşmayı seçtim.

Bugün medya dünyasında en hızlı değişen şey belki de ekranların boyutu değil, dikkat süresi.

İnsanların bir hikâyeye ayırdığı ilk saniyeler artık her zamankinden daha kıymetli.

Dikey ekran tam da bu yüzden yalnızca teknik bir format değil; yeni bir izleme psikolojisi.

Geleneksel altı güzel sanat dalını (mimari, heykel, resim, müzik, edebiyat ve dans) kendi bünyesinde birleştiren, hareket ve zamanı sentezleyen 7.

Sanat sinema… Siz, dikey dizileri “7,5’uncu sanat” olarak tanımlıyorsunuz.

Bu tanımın arkasındaki felsefeyi biraz açar mısınız?

Sinemanın o derin duygusunu, televizyonun bölümler boyu süren devamlılığını ve dijital dünyanın baş döndürücü hızını aynı potada erittiğimiz için bu ismi verdik.

Dikey dizi, sosyal medya videosu değildir.

Aynı zamanda uzun bir dizinin kesilmiş hali de değildir.

Kendi matematiği olan bağımsız bir sanattır.

Bir kullanıcının içeriğe karar verme süresi artık sadece 1,5 ile 3 saniye arasında.

Yani sizin hikâyeye ilk saniyede girmeniz, karakteri hemen sevdirmeniz ve her bölüm sonunda izleyiciyi ‘bir sonraki bölümde ne olacak?’ merakıyla baş başa bırakmanız gerekiyor.

İşte bu yoğun ve damıtılmış anlatım, sinemanın yeni halidir.

Belki bugün sinema tarihinin yeni kırılmalarından birine tanıklık ediyoruz.

Çünkü dikey ekran artık yalnızca gençlerin hızlı tüketim alanı değil; kendi ritmi, dili ve seyir psikolojisi oluşan yeni bir anlatı biçimi.

Projelerinizde “Yeni Nesil Aile” veya “Düşes” gibi samimi mahalle hikâyeleri öne çıkıyor.

Bu bir tercih mi?

Bu bir misyon aslında.

Bir anne olarak — dört çocuğum var — onların dijital dünyada neye maruz kaldıklarını her gün görüyorum.

Dijital mecralar bazen çok kirli içeriklere ev sahipliği yapabiliyor.

Benim derdim, çocuklarımın ve gençlerimizin vakit geçirdiği bu mecralarda onlara ‘temiz içerik’ sunabilmek.

Eskinin o samimi mahalle kültürünü, aile değerlerini, birlikte gülme alışkanlığını bu yeni nesil anlatı diliyle onlara ulaştırıyoruz.

Biz aslında dijitalin ‘ana akım’ kanalıyız.

Bu bölüm bence meselenin en önemli taraflarından biri.

Çünkü burada yalnızca yeni bir medya modeli değil, dijital dünyanın içinde kaybolan sıcaklığı yeniden üretme çabası var.

Mahalle kültürü, aile sohbetleri, birlikte izleme alışkanlığı… Belki de bugün insanlar tam olarak bunu özlüyor.

Peki, dizilerinizde bazı bölümleri Venedik’te İtalyanca olarak izledik.

Yapay zekâ bu işin neresinde?

Müthiş bir teknolojik altyapımız var.

Dizilerimizi AI tabanlı dudak senkronu teknolojisiyle yerelleştiriyoruz.

İzlediğiniz İtalyanca versiyonlarda oyuncularımızın kendi ses tonları ve duyguları korundu.

Bu sayede bir içeriği en az 10 farklı dilde aynı anda yayına alabiliyoruz. 2026 sonuna kadar 10 yeni hikâyeyi daha hayata geçirmeyi planlıyoruz.

Hedefimiz büyük; Türkiye'den çıkan ama global ölçekte milyarlarca insana kendi dillerinde ulaşan bir dikey dizi ekosistemi kurmak.

Türkiye’yi bu yeni nesil içerik dünyasının üretim merkezi yapacağız.

Bir Türk dizisinin aynı anda farklı dillerde, oyuncunun duygu kaybı yaşanmadan yayınlanabilmesi artık yalnızca teknik bir gelişme değil; kültürel dolaşımın da yeni biçimi.

Belki gelecekte ülkeler dizileri yalnızca altyazıyla değil, yerelleştirilmiş duygularla izleyecek.

Ama, bu kez eski bir TV izleyicisi olarak sorayım; biz bu dizileri televizyonda göremeyecek miyiz?

Merak etmeyin, ‘sizleri’ unutmadık.

Her projemizin dikey versiyonunun yanı sıra 90-100 dakikalık yatay film versiyonlarını da hazırlıyoruz.

Bunları televizyon kanalları ve dijital platformlar için kurguluyoruz.

Yani ister dikeyde hızlıca tüketin ister televizyon karşısında uzun uzun izleyin; her iki dünyada da o ‘İki Dakika’ samimiyetini bulacaksınız.

İlkin Hanım’la uzun sohbetimizin birkaç dakikada okuyacağınız “dikey” hali böyle.

Belki geleceğin çocukları, bizim televizyon karşısında saatini beklediğimiz akşam dizilerini hiç yaşamayacak.

Ama anlaşılan o ki hikâye anlatma ihtiyacı hiç değişmeyecek.

Sadece ekran küçülecek, tempo hızlanacak ve hikâyeler artık cebimizde yaşayacak.

Cebimize sığan yeni dünya: Dikey ekonomiYaşam Keyfi  

İlgili Sitenin Haberleri