Haber Detayı

Sabahattin Ali'nin yargıyla imtihanı... Bir 'niyet okuma' mahkumu
Gözde sula odatv.com
01/01/2026 12:25 (1 saat önce)

Sabahattin Ali'nin yargıyla imtihanı... Bir 'niyet okuma' mahkumu

Türk edebiyatının önemli isimlerinden Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı ilk yayımlandığı tarihten 82 yıl sonra dünyanın en çok konuştuğu kitaplar arasına girdi. Sabahattin Ali’nin yeniden gündeme alınan hayatında sıklıkla atlanan bir kısım var: Yargıyla imtihanı…

Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna romanı ilk kez 1943 yılında yayımlandı, 2025’te İngiltere’de beklenmedik bir çıkış yaparak yaklaşık 30 bin kopya sattı ve bazı İngiliz klasiklerini geride bıraktı.Amerika’da da benzer bir yükseliş oldu: Kitap incelemeleriyle ünlü YouTuber Jack Edwards’ın önerisindan kısa süre sonra Kürk Mantolu Madonna’yı Kendall Jenner’ın instagram hesabına kadar taşıdı. (Kendall Jenner’ın 285 milyon takipçisi olduğunu belirtmekte fayda var)Yurt dışı incelemelerinde, İngiliz ve Amerikan gençliğinin son yıllarda melankoli, yalnızlık ve yabancılaşma temalarına yönelmesinin bu ilgiyi artırdığı vurgulanıyor.Penguin Classics yetkilileri ise 1920’ler Berlin’inin belirsizliğiyle günümüz dünyası arasında güçlü bir paralellik kurulduğunu, romanın “değişen bir dünyada insanın kendini nasıl var edeceği” sorusunun bugünün okuruna çok tanıdık geldiğini söylüyor.Yıllardır Türkiye’de baş tacı edilen Kürk Mantolu Madonna, böylece sessiz ama güçlü bir şekilde Batı’da da karşılığını buldu ve gerçek anlamda bir dünya klasiğine dönüştü.

Türkiye’de Sabahattin Ali’nin hayatı yeniden konuşulur oldu.Ancak, yıllar sonra yeniden manşetlere taşınan Sabahattin Ali’nin hayatında atlanan önemli bir bölüm var:Yargıyla imtihanı…Sabahattin Ali’nin çizgisi, eserleriyle olduğu kadar mahkeme dosyaları ve cezaevi kayıtlarıyla da okunur.

Bugün pek az hatırlanan bu yön, aslında Kürk Mantolu Madonna’nın iç dünyasını anlamanın anahtarlarından biri...1932’de Konya’da öğretmenlik yaparken, varlığı günümüzde bile tartışmalı olan bir şiir nedeniyle Atatürk’e hakaret suçlamasıyla yargılandı ve hapis cezasına çarptırıldı.

Dava dosyasında somut bir metin yoktu; tanık beyanları vardı, siyasi bir iklim ve ‘niyet okuma’ vardı.Sabahattin Ali önce Konya Cezaevi’ne, ardından Sinop Cezaevi’ne gönderildi.Konya Cezaevi, 1933 (Filiz Ali arşivi)Edip Akbayram’ın sesiyle herkesin aşina olduğu ‘Aldırma Gönül’ dizelerini burada yazdı."Dışarda deli dalgalarGelir duvarları yalarSeni bu sesler oyalarAldırma gönül, aldırma"Sinop’ta geçen mahkumiyet, edebiyatında derin bir içe kapanmayı ve suskunluğu beraberinde getirdi.

Kaldığı koğuş müzeye dönüştürüldü.Sinop Cezaevinde kaldığı koğuşAfla serbest kaldı; ama yargıyla imtihanı bitmemişti Sabahattin Ali’nin...

Takip eden yıllarda sürekli gözetim altında tutuldu, görev yerleri değiştirildi, yazdıkları yakından izlendi.

Çok sayıda aydın gibi Sabahattin Ali’nin de ne yazdığı kadar, nasıl düşündüğü de sorun sayıldı.Ve Markopaşa günleri… Aziz Nesin'le beraber çıkardğı Markopaşa dergisi siyasi yönüyle tartışmalara neden oldu.

İlerleyen dönemlerde dergide çıkan ve çoğu imzasız olan yazılardan ötürü derginin sorumluluğunu üstlenen Sabahattin Ali'ye davalar açıldı ve hapis cezasına çarptırıldı.Paşakapısı Cezaevi'nde bir süre yatan yazar 1947’nin Haziran ayında eşi Aliye’ye yazdığı mektupta şunlar söylüyordu:“Cezaevi Karacaahmet’e yakın, üzülecek bir şey yok.

Her şey düzelir, hele Filiz hiç üzülmesin.

Okullar başlamadan çıkarım.

Yeni davalar o kadar ehemmiyetli değil.Siz gelirken bana şunları getirin: 1- Pijama, eski sarı ayakkabılar, çamaşır. 2- Şu kitaplar: Misafir odasındaki raftan, Bros: Der Pharao, Ehrenburg: Der Fall von Paris, Steinbeck: Die Früchte des Zornes, Norah Lofts: Hölle der Barmherzigkeit.Bunları muhakkak beraber getirin…”Sabahattin Ali hapis günlerinde kızı Filiz’i her şeyden daha çok düşünüyordu.10 Eylül 1947 tarihinde tahliye oldu .

Yine bu dönemlerde Markopaşa kapatıldı, bunu takiben de Merhum Paşa ve Malum Paşa gazeteleri çıkartıldı.Bu yüzden onun edebiyatındaki suskunluk, kırılganlık ve mesafe sıradan estetik bir tercih yahut edebi tarz olarak okunduğunda eksik kalır.

Bu kelimelerin hepsinde hukuki ve siyasal bir deneyimin izleri de yatıyor.Belki de bu yüzden, Sabahattin Ali’nin şimdilerde dünyanın konuştuğu romanındaki o kadın konuşmaz, dokunulmaz gibidir, uzaktadır, soğuktur.

Bir yüz olarak karşımıza çıkar.Sabahattin Ali, eşi Aliye ve kızı FilizSAHİ KİM BU KÜRK MANTOLU MADONNARomanın merkezindeki Kürk Mantolu Madonna aslında Berlin’de bir sanat galerisinde sergilenen bir otoportre.

Bu portrenin sahibi ise ressam Maria Puder...

Kürk mantosuna bürünmüş, sert bakışlı, mesafeli bu kadın figürü, Raif Efendi’nin hayatında ilk kez gördüğü anda onu sarsar.

Raif için bu portre bir resimden ziyade kendi iç dünyasının dışavurumudur.Maria Puder romanda güçlü, bağımsız ve dönemin kadın kalıplarına sığmayan bir karakter olarak çizilir.

Erkeklerin dünyasında edilgen olmayı reddeder; ilişkilerde kontrolü elinde tutmak ister.

Raif Efendi ile kurduğu bağ, iki yalnız ruhun birbirini tanıma ve kabul etme çabasıdır.Yaygın düşünceye göre ‘Kürk Mantolu Madonna’ adı, hem bu otoportreye hem de Maria Puder’in kendisine işaret eder.

Madonna figürü kutsallığı çağrıştırırken, kürk manto bu kutsallığın altındaki soğuk, sert ve dünyevi katmanı temsil eder.Sabahattin Ali, en çıplak duygularını sessiz bir yüzün arkasına saklamayı seçmişti.Kürk Mantolu Madonna, bu yüzden yalnızca bir kadın karakter olarak okunmamalı…Yazarın baskılar altında yaşayan kendi karakteri de muhakkak anımsanmalı…Yeni yılın ilk yazısında noktayı Sabahattin Ali'nin bir cümlesiyle bitirmek isterim:"Herkese içindeki iyilik kadar iyi bir hayat dilerim"Gözde SulaOdatv.com

İlgili Sitenin Haberleri