Haber Detayı
Dünya sandığımızdan çok daha kalabalık
Bilim insanları her yıl 16 binden fazla yeni tür tanımlıyor. Arizona Üniversitesi’nin kapsamlı çalışmasına göre keşif hızı yavaşlamıyor, aksine rekor kırıyor. Bu durum, gezegenin biyolojik zenginliğinin sanılandan çok daha büyük olduğunu ve sürdürülebilirlik politikalarının aciliyetini ortaya koyuyor.
Başak Nur GÖKÇAMBiyoçeşitlilik, yalnızca doğanın zenginliği değil; gıda güvenliğinden iklim direncine, insan sağlığından ekonomik kalkınmaya kadar sürdürülebilir bir gelecek için vazgeçilmez bir temel.
Türlerin kaybı ekosistemlerin dengesini bozarken, henüz keşfedilmemiş canlıların yok olması, insanlık için potansiyel çözümlerin de geri dönülmez biçimde yitirilmesi anlamına geliyor.
Bu nedenle yeni türlerin keşfi, sadece bilimsel bir başarı değil, aynı zamanda sürdürülebilirliğin ilk adımı olarak görülüyor.Dünya üzerindeki yaşam arayışı beklenenin aksine yavaşlamak yerine hız kazanıyor.
Bilim insanları her yıl 16 binden fazla yeni tür tanımlayarak hayvanlar, bitkiler, mantarlar ve mikroorganizmalar dahil olmak üzere gezegenin biyolojik çeşitliliğinin sanılandan çok daha geniş olduğunu ortaya koyuyor.
Özellikle böcekler ve mikroplar gibi gruplarda milyonlarca türün hâlâ keşfedilmeyi beklediği düşünülüyor.Keşifler benzeri görülmemiş şekilde hızlandıArizona Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen ve Science Advances dergisinde yayımlanan yeni çalışma, bu keşif hızının şimdiye kadarki en yüksek seviyeye ulaştığını gösteriyor.
Araştırmaya göre bitkilerden mantarlara, örümceklerden balıklara ve amfibilerden böceklere kadar pek çok canlı grubu, daha önce tahmin edilenden çok daha çeşitli.Çalışmanın kıdemli yazarı, Arizona Üniversitesi Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji Bölümü’nden Prof.
John Wiens, “Bazı bilim insanları keşif hızının yavaşladığını düşünüyordu.
Ancak veriler bunun tam tersini söylüyor.
Tarihte hiç olmadığı kadar hızlı biçimde yeni türler tanımlıyoruz” dedi.300 yıllık bilimsel yolculukModern taksonominin temelleri, yaklaşık üç yüzyıl önce İsveçli doğa bilimci Carl Linnaeus tarafından atıldı.
Linnaeus, ikili adlandırma sistemini geliştirerek 10 binden fazla bitki ve hayvan türünü bilim dünyasına kazandırdı.
Bugün hâlâ kullanılan bu sistem, bilim insanlarının Dünya’daki yaşamı sistemli biçimde anlamasının yolunu açtı.
O günden bu yana sürdürülen çalışmalar, insanlığın doğaya dair bilgisini sürekli genişletti.
Ancak yeni araştırmalar, hâlâ bilinen türlerin yalnızca buzdağının görünen kısmı olabileceğini ortaya koyuyor.Rakamlar ne söylüyorAraştırma ekibi, yaşamın tüm ana gruplarını kapsayan yaklaşık 2 milyon türün taksonomik kayıtlarını inceledi.
En güncel ve kapsamlı verilerin bulunduğu 2015–2020 döneminde, bilim insanlarının yılda ortalama 16 binden fazla yeni tür belgelediği belirlendi.Bu türlerin:-10 binden fazlasını hayvanlar (çoğunlukla eklembacaklılar ve böcekler),-Yaklaşık 2 bin 500’ünü bitkiler,-Yaklaşık 2 binini ise mantarlar oluşturuyor.Wiens’e göre iyi haber şu: Yeni tür keşif oranı, küresel yok olma hızının çok üzerinde.
Yılda yaklaşık 10 türün yok olduğu tahmin edilirken, keşfedilen tür sayısı bunun binlerce katı.Henüz bilmediğimiz bir dünyaAraştırmacılar, uzun vadeli keşif eğilimlerini kullanarak Dünya’da toplam kaç tür olabileceğine dair projeksiyonlar da yaptı.
Buna göre bugün tanımlanmış yaklaşık 42 bin balık ve 9 bin amfibi türüne karşılık, gerçekte 115 bin balık ve 41 bin amfibi türü bulunabilir.
Bitki türlerinin toplam sayısının ise yarım milyonu aşabileceği tahmin ediliyor. “Şu anda yaklaşık 2,5 milyon tür biliyoruz” diyen Wiens, “Ancak gerçek sayı on milyonlarca, hatta yüz milyonlarca olabilir” ifadelerini kullandı.
Özellikle böceklerde durum daha da çarpıcı: Resmi olarak 1,1 milyon böcek türü tanımlanmış olsa da gerçek sayının 6 ila 20 milyon arasında olabileceği düşünülüyor.Geleceğin haritası çiziliyorAraştırmacılar önümüzdeki dönemde, yeni türlerin en sık bulunduğu bölgeleri haritalandırarak keşfedilmemiş yaşam açısından zengin alanları belirlemeyi hedefliyor.
Ayrıca bu keşiflerin kimler tarafından yapıldığını inceleyerek, bilimsel üretimin yerel araştırmacılara doğru kayıp kaymadığını da analiz etmeyi planlıyorlar.
Linnaeus’un 300 yıl önce başlattığı yolculuk hâlâ devam ediyor.
Üstelik bilinen tüm türlerin yaklaşık yüzde 15’i son 20 yılda keşfedildi.
Bu da sürdürülebilir bir gelecek için hâlâ öğrenilecek, korunacak ve değerlendirilecek çok şey olduğunu gösteriyor.Moleküler teknolojiler oyunu değiştiriyorYeni türlerin çoğu hâlâ görünür özelliklere göre tanımlanıyor.
Ancak genetik ve moleküler tekniklerdeki hızlı gelişmeler, dışarıdan birbirine benzeyen fakat genetik olarak farklı olan ‘gizli türleri’ ortaya çıkarmayı mümkün kılıyor.
Bu yöntemlerin özellikle bakteri ve mantar çeşitliliğini anlamada büyük bir sıçrama yaratması bekleniyor