Haber Detayı
İkinci iş sıfır hayat
TÜİK’in 2025 verilerine göre ortalama ücret, yoksulluk sınırının belirgin biçimde altında. TÜRK-İŞ’in Aralık 2025 araştırması, dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının 100 bin liraya dayandığını gösterirken ortalama ücret bu rakamın yarısına bile yaklaşamıyor.
Gündüz öğretmen, akşam motorlu kurye.
Ofisten çıkıp platformlara koşan mühendis.
İnşatta çalışan emekli.
Hafta sonu pazarda tezgâh açan ya da boş zamanlarında simit satan memur...
Türkiye’de yurttaşın durumu o kadar çaresiz hale geldi ki bir zamanlar ek gelir olarak görülen ikinci iş, bugün geçim stratejisine dönüştü.
TÜİK’in 2025 verilerine göre ortalama ücret, yoksulluk sınırının belirgin biçimde altında.
TÜRK-İŞ’in Aralık 2025 araştırması, dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının 100 bin liraya dayandığını gösterirken ortalama ücret bu rakamın yarısına bile yaklaşamıyor.
Büyükşehirlerde ortalama kira bedelleri asgari ücretin yüzde 60- 70’ine ulaşmış durumda.
Barınma artık gelirden pay alan bir kalem değil, geliri yutan bir gider.
Bu tabloda ikinci iş bir tercih değil, bir zorunluluk .
İnsanlar refah için değil; borcu çevirmek, ay sonunu getirmek, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için ikinci hatta üçüncü işe yöneliyor.
Maaş yetmiyor, emekli aylığı eriyor, asgari ücret ay ortasını göremiyor.
Aradaki fark, insanların zamanını ve sağlığını satarak kapatılmaya çalışılıyor.
Bu tabloda yeni bir alan daha var: Platformlar .
Teslimat uygulamaları kadar görünür olmayan ama hızla yayılan bir alan: TikTok, YouTube, Instagram.
Gündüz bir işte çalışan binlerce insan, akşamları telefon ekranına bakarak “içerik” üretiyor.
Video çekiyor, canlı yayın açıyor, algoritmaya yetişmeye çalışıyor.
Adı çalışma değil ama harcanan zaman, verilen emek, kurulan umut gerçek.
PATRONSUZ SÖMÜRÜ Devlet bu faaliyeti iş saymıyor.
Ama gelir elde ediliyorsa vergisini alıyor.
Platformlar ise kendilerini işveren olarak tanımlamıyor. “Biz sadece alan sağlıyoruz” diyorlar.
Oysa algoritmalar kimin görüneceğine, kimin kaybolacağına karar veriyor.
Patron yok deniyor ama emir veren bir sistem var.
İkinci iş mecburiyeti tam da burada yeni bir boyut kazanıyor.
İnsanlar artık yalnızca fiziksel olarak değil, dijital olarak da çalışıyor.
Güvencesiz, süre sınırı olmadan, yarın ne kazanacağını bilmeden.
Bu düzenin en ağır sonuçları ise yine çalışanların sırtına yükleniyor.
Aşırı çalışma, tükenmişlik, psikolojik baskı, gelir belirsizliği...
Kurye kazaları nasıl “kader” gibi anlatılıyorsa platformlardaki çöküşler de “bireysel başarısızlık” gibi sunuluyor.
Oysa mesele bireysel değil yapısal.
Yıllardır “Geçinemiyoruz” eylemleriyle çalışanların haklarını her platformda savunan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türkiye’de ücretler temel yaşam maliyetlerinin gerisinde kaldıkça insanların daha fazla çalışmaya zorlandığını söylüyor.
Platform ekonomisi, bu güvencesizliğin en güncel ve en görünmez hali.
Sendika yok, işyeri yok, muhatap yok.
Ama çalışma var.
Hem de gece gündüz.
Bugün Türkiye’de insanlar ikinci işte “seçtikleri” için değil, geçinemedikleri için çalışıyor.
Ve bu gerçek değişmedikçe, ister motor üstünde olsun ister ekran karşısında, emek sömürüsünün biçimi değişiyor; özü değişmiyor.
Türkiye’de geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30’larda.
Yani her üç kişiden biri işsiz. 5 milyon kişi çalışmak için iş bulamıyor.
Çalışacak bir işi olanlar ise yaşamını sürdüremiyor.
İkinci bir işin peşinde.
Arzu Çerkezoğlu, bu vahşi sermaye düzeninin artık insanın varlığını tehdit eder noktaya doğru ilerlediğini söylüyor ve vurgusu net: “Şurasını biliyoruz ki sermaye kendi kendine durmaz.
Ne kadar sınırsız, sorumsuz ve kuralsız bir sömürü düzeni kurulabiliyorsa onu ister.
Bu nedenle tüm bu olgular geçici değil, dur durak bilmeyen bir düzenin yol haritası.” Çözüm, insanların iki hatta üç işte çalışması değil.
Tek işte insanca yaşayabilecek bir ücret ve güvenceli çalışma.
Çerkezoğlu’nun da vurguladığı gibi bu olguları geçici kılacak tek güç var: Örgütlü işçi sınıfı, örgütlü halk.