Haber Detayı
Yüzde 95 sessizliğin ağır bedeli: Ölümcül odaklanma kaskı ile tanışın
Dikkat dağınıklığıyla baş etmek için kullandığımız yöntemler size yetersiz geliyorsa, tarihin tozlu raflarındaki bu radikal icatla tanışın. 1920’li yıllarda dış dünyayı tamamen sessize almak için tasarlanan metal kask, kullanıcıya kağıt üzerindeki bir çizgiden başka bir şey göstermiyordu.
Dikkat dağınıklığı ve işleri sürekli erteleme arzusu aslında modern çağın bir sorunu değil; insanlık neredeyse bir asırdır odaklanmanın sihirli bir yolunu arıyor.
Bugün kimimiz telefonumuzdaki uygulamaları siliyor, kimimiz ise kendimizi dış dünyaya kapatmak için gürültü engelleyici kulaklıklara sarılıyoruz.Ancak 1925 yılının Temmuz ayında, Science and Invention dergisi bu soruna çok daha radikal ve bir o kadar da ürkütücü bir çözüm sundu: “The Isolator” (İzole Edici).
Düşünce zincirini koparabilecek en ufak sese bile tahammülü olmayanlar için tasarlanan bu cihaz, ilk bakışta kafaya geçirilmiş devasa bir metal kovayı andırıyor.Isolator'ın ilk prototipi ahşaptan üretildi, iç ve dış kısımları mantar levhalarla kaplandı ve son dokunuş olarak üzerine keçe çekildi.
Göz hizasında üç cam bölme bulunan bu kaskın ağız kısmında ise sesin içeri girmesini engelleyen ama nefes almayı sağlayan özel bir bariyer yer alıyordu.
Ahşap kullanımı nedeniyle ilk denemelerde dışarıdaki gürültüyü ancak yüzde 75 oranında kesebilen mucitler, verimi artırmak için kaskın içine hava boşlukları ekledi.
Bu hamle gürültüyü yüzde 95 oranında engellemeyi başardı ancak beraberinde hayati bir sorunu getirdi: Kullanıcılar yaklaşık on beş dakika sonra kaskın içinde uyuklamaya başlıyordu.Odaklanma uğruna tehlikeli bir oyunKaskın içindeki oksijenin hızla tükenmesi ve ortamın adeta bir “beyin saunasına” dönüşmesi üzerine, tasarımcılar kaska küçük bir oksijen tankı bağlama kararı aldı.
Bu yöntem zihni canlandırsa da modern tıp uzmanlarına göre oldukça riskli bir zeminde hareket ediyordu.
Bir anestezi uzmanı olan Dr.
Daniel Funnell'ın belirttiği üzere, sisteme sadece oksijen püskürtmek yeterli değil; içeride biriken karbondioksitin dışarı atılması çok daha kritik bir önem taşıyor.
Eğer dışarı atılan hava sistemden temizlenmezse, kullanıcı kendi nefesini tekrar soluyor ve bu durum kandaki karbondioksit oranını hızla artırarak ölümcül sonuçlar doğurabiliyor.
Üstelik bu yöntemin, her yarım saatte bir yeni bir oksijen tüpü gerektirdiği için oldukça masraflı bir odaklanma biçimi olduğu da bir gerçek.Cihaz sadece sesi değil, görsel dikkat dağınıklığını da ortadan kaldırmayı amaçlıyordu.
Göz deliklerinin etrafı tamamen siyaha boyanmış, sadece yatay bir çizgi şeklinde açıklık bırakılmıştı.
Böylece kullanıcı sadece önündeki kağıdı görebiliyor, yanından geçen birinin veya dikkatini dağıtabilecek herhangi bir hareketin farkına varamıyordu.
Hatta o dönemlerde yaygın olan sigara dumanı ve sızdıran bir oksijen tüpünün yan yana gelmesi, odaklanma çabasını bir anda havai fişek gösterisine dönüştürebilecek kadar tehlikeli bir ortam yaratıyordu.Bugün her ne kadar gülünç ve klostrofobik görünse de, Isolator insanın verimlilik uğruna ne kadar ileri gidebileceğinin en somut ve garip örneklerinden biri olarak tarihteki yerini koruyor.