Haber Detayı
HÜDA PAR’dan Suriye Açıklaması: Çözüm Silahta Değil, Diyalog ve Adalette!
Suriye’deki son gelişmelere ilişkin açıklamada bulunan HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir, Suriye’de silah ve dış müdahalelerin çözüm üretmediğini vurgulayarak kalıcı barışın diyalog ve adaletle sağlanabileceğini söyledi. ABD’nin SDG ve bölge halklarını çıkarları doğrultusunda kullandığını belirten İmir, ABD’nin, bölge ülkelerinin yanlış uygulamalarını gerekçe göstererek Kürtlerin temel insani hak taleplerini kendi bölgesel çıkarları için bir kart olarak kullandığını söyledi
HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir, Suriye’deki son gelişmelerden Gazze’de devam eden insani krize, ABD’nin İran, Küba ve Venezuela’ya yönelik yaptırımlarına kadar birçok başlıkta kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
İmir, Suriye’de kalıcı barışın dış müdahalelerle sağlanamayacağını vurguladı.
Suriye’nin yeni bir inşa sürecine girdiği kritik bir dönemde sahadaki gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirten HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir, yaşanan sorunların çözümünde silahların değil, diyalogun esas alınması gerektiğini ifade etti.
İmir, var olan belirsizliklerin ve çatışmaların toplumsal fay hatlarını derinleştirdiğine dikkat çekerek, provokatif girişimlerin Suriye’nin birlik ve bütünlüğüne ciddi zarar verdiğini söyledi. “10 Mart Mutabakatı heba edildi” İmir, 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanmamasının ardından yaşanan çatışmaların ciddi insani sonuçlar doğurduğunu belirtti.
Bu süreçte en ağır bedelin siviller tarafından ödendiğini vurgulayan İmir, açıklanan 4 günlük ateşkes anlaşmasının kalıcı bir huzura dönüşmesini temenni ettiklerini ifade etti. 18 Ocak 2026 tarihinde imzalanan anlaşmanın uygulanmasını desteklediklerini dile getiren İmir, çatışmalı süreçte toplumsal birliği zedeleyen tüm provokasyonları kınadıklarını ve yaşananlardan ders çıkarılması gerektiğini söyledi. ‘’ABD’den dost olmaz” ABD’nin bölgedeki rolüne sert eleştiriler yönelten İmir, “ABD’den dost olmaz” ifadesini kullandı.
Amerika’nın kendi emperyalist çıkarları dışında herhangi bir değer dünyasına sahip olmadığını savunan İmir, Washington yönetiminin Kürt halkının yaşadığı mazlumiyeti gidermek veya haklarını teslim etmek gibi bir hedefinin hiçbir zaman olmadığını dile getirdi.
İmir, ABD’nin, bölge ülkelerinin yanlış uygulamalarını gerekçe göstererek Kürtlerin temel insani hak taleplerini kendi bölgesel çıkarları için bir kart olarak kullandığını söyledi.
PYD’nin, DEAŞ’la mücadele ve petrol sahalarının korunması gerekçesiyle Rakka başta olmak üzere birçok bölgede yaklaşık 12 bin Kürt gencini zorla silah altına aldığını hatırlatan İmir, bu gençlerin hangi çıkarlar uğruna hayatını kaybettiğinin kamuoyuna açıklanması gerektiğini vurguladı.
ABD’nin SDG yaklaşımı ve “kullan-at” siyaseti ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın, “SDG’nin sahadaki başlıca DEAŞ karşıtı güç olma amacı büyük ölçüde sona ermiştir” şeklindeki açıklamasına dikkat çeken İmir, bu ifadelerin ABD’nin SDG’ye bakışını açıkça ortaya koyduğunu belirtti.
Barrack’ın daha önce SDG için kullandığı ifadelerle bugün Suriye için kullandığı söylemler arasındaki benzerliğe işaret eden İmir, ABD’nin bölgedeki aktörleri çıkarları doğrultusunda konumlandırıp daha sonra gözden çıkardığını ifade etti.
Bu nedenle bölgede kalıcı barış, güvenlik ve istikrarın yolunun ABD ile müttefiklikten değil; komşu ülkeler ve bölge halklarıyla geliştirilecek iş birliğinden geçtiğini vurguladı. “SDG Kürtlerin temsilcisi değildir” İmir, kendi örgütsel çıkarları ve ideolojik dayatmaları uğruna 14–15 yaşlarındaki çocukları silah altına alan, on binlerce Kürt gencinin Amerika’nın çıkarları için hayatını kaybetmesine neden olan bir yapının Kürtlerin temsilcisi olarak görülmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi.
SDG zihniyetinin kimlere hizmet ettiğinin, yıllardır kontrol ettiği bölgelerden kaçmak zorunda kalan Kürtlerin yaşadıklarıyla açıkça anlaşıldığını ifade etti.
Ahmed Şara’nın kararnamesine destek Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından yayımlanan ve Kürtleri Suriye toplumunun ayrılmaz ve asli bir bileşeni olarak tanıyan kararnameyi değerlendiren İmir, bu adımı adalet, eşitlik ve birlikte yaşam temelinde yeni bir Suriye inşa edilmesi yolunda önemli bir siyasi ve hukuki adım olarak nitelendirdi.
Bu kararın, uzun yıllar boyunca Kürt halkına yönelik uygulanan inkar, asimilasyon ve dışlama politikalarının aşılması açısından tarihî bir eşik olduğunu belirten İmir, Kürtlerin temel haklarının anayasal güvence altına alınmasının mutlaka sağlanması gerektiğini vurguladı.
İmir ayrıca, “Suriye Arap Cumhuriyeti” ismi yerine daha kapsayıcı bir ortak kimliği ifade eden “Suriye Cumhuriyeti” isminin tercih edilmesinin önemli bir adım olacağını, bu yönde adım atmak için hâlâ geç kalınmadığını ifade etti.
İslam’ın insanı merkeze alan ve adalet ilkesine dayanan yönetim anlayışının, Suriye’nin geleceği için en güçlü teminat olduğunu dile getirdi.
Gazze’de ateşkes ihlalleri sürüyor Hüseyin İmir, Gazze’de 10 Ekim’de ilan edilen ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması başlamış olmasına rağmen işgalci siyonist terör rejiminin birinci aşamada üstlendiği yükümlülükleri dahi yerine getirmediğini belirtti.
İnsani yardım girişlerinin ciddi biçimde kısıtlandığını vurgulayan İmir, konteynerlerin Gazze’ye girişine izin verilmemesi nedeniyle yüz binlerce insanın derme çatma çadırlarda kışı geçirmek zorunda bırakıldığını ifade etti.
Mevcut şartlarda 30’dan fazla sivilin soğuk nedeniyle şehit olduğunun teyit edildiğini hatırlatan İmir, buna rağmen saldırıların ve sivil ile yerel yetkilileri hedef alan suikastların devam ettiğini söyledi.
Ateşkes hükümleri açıkça ihlal edilmesine rağmen işgal rejiminin hiçbir yaptırımla karşılaşmamasının, ihlallerin sistematik hale gelmesine yol açtığını belirten İmir, ikinci aşamanın yalnızca sembolik olacağı ve Gazze’den çekilmeyecekleri yönündeki açıklamaların ateşkesin samimiyetsizliğini ortaya koyduğunu ifade etti.
İmir, Gazze anlaşmasının başarıya ulaşmasının ancak işgalci rejime karşı bağlayıcı ve caydırıcı bir uluslararası tepkiyle mümkün olacağını vurguladı.
Bugün Gazze halkının en acil ihtiyacının barınma olduğunu belirten İmir, konteyner girişlerinin sağlanması için gerekirse fiili ve caydırıcı tedbirlerin devreye sokulması gerektiğini söyledi.
ABD’nin İran, Küba ve Venezuela politikalarına tepki İmir, ABD Başkanı Donald Trump’ın Venezuela’nın petrol kaynaklarını fiilen gasp eden politikalarının yanı sıra, “Küba’ya artık petrol ya da para gitmeyecek” açıklaması ve İran’la ticaret yapan ülkelere yüzde 25 ek vergi uygulanacağı yönündeki kararlarını, açık bir ekonomik zorbalık ve haydutluk olarak değerlendirdi.
ABD’nin bu yaklaşımının, ülkelerin doğal kaynaklarını gasp etmeyi, halkları ambargolarla teslim almayı meşru gören bir anlayışın ürünü olduğunu belirten İmir, Washington’un ekonomik gücünü uluslararası hukuku hiçe sayarak bir silah gibi kullandığını ifade etti.
Venezuela, Küba ve İran’a yönelik bu uygulamaların yalnızca bu ülkeleri değil; egemenlik ilkesini, devletlerin eşitliğini ve uluslararası hukuk düzenini hedef aldığını vurgulayan İmir, tek taraflı yaptırımların modern dünyada kabul edilemez bir küresel zorbalık rejimi inşa ettiğini söyledi.
İmir, bu gidişatın durdurulmaması halinde hiçbir ülkenin ekonomik ve siyasi egemenliğinin güvende olamayacağını belirterek, uluslararası toplumu bu küresel zorbalığa karşı ortak ve kararlı bir duruş sergilemeye çağırdı.