Haber Detayı
500 milyon Euro plazma yatırımı yıllık 300 milyon dolar ithalattan kurtaracak
Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz, Türkiye’yi üç kalemde dışa bağımlılığı azaltacak önemli yatırımlara hazırlandıklarını belirterek, 500 milyon Euro tutarındaki plazmadan ilaç üretimi yatırımıyla Türkiye'nin bu ürünlere yıllık 300 milyon dolar ödemekten kurtulacağını söyledi. Kan torbasında ise yıllık 1 milyar liralık ithalatın önüne geçilecek, ayrıca ameliyat sonrası özel beslenme mamaları yurtiçinde üretilecek.
MARUF BUZCUGİL / HÜSEYİN GÖKÇE - ANKARA Geçen yıl 32 milyon 902 bin kişiye ulaşan ve toplam 12 milyar 598 milyon lira bağış toplayan Türk Kızılay, sağlık alanında iddialı yatırımlara hazırlanıyor.
Kızılay’ın 500 milyon Euro tutarındaki plazmadan ilaç üretimi yatırımıyla Türkiye bu ürünlere yıllık 300 milyon dolar ödemekten kurtulacak.
Kan torbasında ise yıllık 1 milyar liralık ithalatın önüne geçilecek.
Kızılay Başkanı Prof.Dr.
Fatma Meriç Yılmaz, Kızılay’ın yardım faaliyetleri yanı sıra sağlık alanında yürüttüğü yatırımları ve iş dünyasından beklentilerini Ankara Temsilcimiz Maruf Buzcugil ve Ankara Haber Müdürü Hüseyin Gökçe’ye anlattı. ■ Geçen yıl yurt içinde ve yurt dışında yaklaşık 33 milyon kişiye ulaşan Kızılay’ın faaliyetlerinin yoğunlaştığı alanlardan biraz bahseder misiniz?
Öncelikle genel yaşananların bir fotoğrafının çekilmesine ihtiyaç var.
Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyadaki mülteci sayısı 120 milyonu geçmiş bulunmaktadır.
Başka bir ifadeyle neredeyse her 70 kişiden biri zorla yerinden edilmiş durumda.
Bu rakam 10 yıl önce 125 kişiden biri şeklindeydi.
Yerinden edilenlerin neredeyse yüzde 40’ı ise çocuk.
Bizim bölgemiz ise birçok çatışma ve afetler nedeniyle büyük insani ihtiyaçların bulunduğu bir bölge.
Ülkemizde önceki yıl çok büyük bir deprem yaşandı, neredeyse 11 milyon kişi doğrudan ya da dolaylı etkilendi, milyonlarca kişi bir gün önce varlıklıyken bir gün sonra ihtiyaç sahibi durumuna düştü.
Türkiye en eski ve en büyük insani yardım teşkilatı olarak, görev ve sorumluluklarımız çok büyük.
Her zaman her türlü olumsuz duruma hem insan gücü olarak hem de maddi imkanlar olarak hazır bulunmamız gerekiyor. ■ Yardımların finansmanında ne gibi sorunlar yaşanıyor?
İnsani yardım örgütlerinin en büyük sorunlarından birisini bağışlardaki dalgalanmalar oluşturmaktadır.
Çatışmaların, afetlerin olduğu dönemlerde çok büyük insani ihtiyaç ortaya çıkmakta, ancak bu ihtiyaca cevap verecek olan bağışlarda ise büyük düşüşler yaşanmaktadır.
Zira birçok bağışçı kendisi ihtiyaç sahibi durumuna düşmektedir.
Kızılay “iyiliğin sürdürülebilir olması” tarihten aldığı tecrübe ile “Kızılay Yatırım” grubunu kurmuştur.
Atatürk’ün Afyonkarahisar madensularının imtiyaz hakkını Kızılay’a vermesi ile başlayan “öngörülebilir gelire sahip olmak” anlayışının devamı olarak, iyiliği büyütmek ve sürdürülebilirliğini sağlamak için insani yardım dünyasının dışına çıkmadan girişimlerde bulunmaktadır.
Kızılay Yatırım, Kızılay Derneği’nin en büyük ve sürekli bağışçılarından biri durumundadır.
Kızılay yıl içinde yürüttüğü insani yardım çalışmalarının yanı sıra stratejik alanlarda da devletine destek için çalışan bir insani yardım örgütüdür. ■ Yatırım alanlarınızdan bahseder misiniz?
Son dönemde büyük önem verdiğimiz bir başka alan daha var: enteral beslenme ürünleri.
Biliyorsunuz enteral beslenme; ameliyat sonrası iyileşme döneminde olan hastalar, onkoloji hastaları, yaşlı bireyler ve yutma güçlüğü yaşayan kişiler için hayati bir öneme sahip.
Bu ürünler, medikal beslenme desteği gerektiren bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor.
Üstelik bu alanda Türkiye’nin dışa bağımlılığı oldukça yüksek ve tedarik zincirindeki kırılmalar hastaların sağlığını ciddi biçimde riske atabiliyor.
İşte biz de tam bu noktada devreye giriyoruz.
Kızılay olarak sadece bugünü değil, geleceği de düşünüyor; sağlık sistemimizin ihtiyaç duyduğu bu tür stratejik ürünlerin yerlileştirilmesi için yatırım yapıyoruz.
Böylece hem sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğine katkı sağlıyor hem de afet veya kriz dönemlerinde bu hayati ürünlerin kesintisiz ulaşabilir olmasını teminat altına alıyoruz. "İstanbul’un her ilçesine afet konteyneri kuracağız" Afet çalışmaları kapsamında; deprem, sel, orman yangını ve benzeri afetlerde 2025 yılında 1 milyon 324 bin 64 kişiye ulaşıldı.
Afete hazırlık çalışmaları doğrultusunda, İstanbul’da şube afet konteynerlerinin 39 ilçeye konumlandırılması yönünde planlama yapıldı.
Şube afet konteynerleri; beslenme hizmetlerinin hızlı şekilde başlatılabilmesi amacıyla jeneratör, kompresör, 200 metrekarelik şişme çadır, çardak çadır ile masa ve sandalyelerden oluşan donanımlarla sahada hazır bulundurulacak. ■ Kızılay Biyomedikal ne yapıyor tam olarak?
Kan bileşenleri en iyi şekilde saklayacak torba sistemlerinin geliştirir, dünyadaki Kızılay veya Kızılhaçlar ile kan merkezli iş modelleri kurgular, Kan odaklı Ar-ge çalışmalarının yürütür/destekler, ithalatın önüne geçerek yerlileşmeye destek olur, geniş ihracat pazarlarına ulaşır. ■ Nispeten daha zor bir alan olan ilaç üretimi konusunda da çalışmalarınız var bildiğimiz kadarıyla?
Evet, bu alanda attığımız bir diğer önemli adım ise, kritik hastalıkların tedavisinde kullanılan ve tamamı yurt dışından temin edilen plazma kökenli ilaçların Türkiye’de üretimi.
Bu ilaçlar; hemofili, immün yetmezlik ve bazı nadir metabolik hastalıklar gibi ciddi sağlık sorunlarında kullanılıyor.
Ancak üretimleri yüksek teknoloji gerektirdiği için yalnızca birkaç ülke tarafından gerçekleştirilebiliyor.
Bu da bizi ithalata bağımlı hâle getiriyor ve sağlık sistemimizde ciddi maliyet yükü oluşturuyor.
İşte biz, bu bağımlılığı sona erdirmek ve sağlık sistemimiz üzerindeki bu yükü hafifletmek amacıyla plazmadan yerli ve millî ilaç üretimi projesini hayata geçirdik. "Plazma fabrikası Ankara Çubuk’ta kurulacak" Bu yatırım sayesinde hem teknolojik bir kapasite inşa ediyor hem de ilaç arz güvenliğimizi güçlendiriyoruz.
Ankara’nın Çubuk ilçesinde kurulacak olan fabrikanın temelini attık.
Üretimi Güney Kore’nin en büyük gruplarından biri olan SK Group ile birlikte yapacağız.
SK Group teknolojiyi getirecek ve bizim arkadaşlarımızın eğitimini üstlenecek.
SK Group, 117 bin çalışanı olan, 186 şirketin oluşturduğu Güney Kore’nin en büyük 5 grubundan biri.
Endonezya başta olmak üzere birçok ülkede plazmadan ilaç üretimini yapıyor.
Ankara’nın Çubuk ilçesinde Yaklaşık 33.500 m2 kapalı alana sahip olacak olan yıllık 600 bin litre plazma işleme kapasitesine sahip bir plazma fraksiyonlama tesisinin önümüzdeki 3 yıl içerisinde üretime geçmesi planlanıyor.
Fabrika yaklaşık 500 Milyon Euroluk bir yatırımla hayata geçtiğinde, Türkiye yıllık yaklaşık 300 milyon dolarlık ithalattan kurtulmuş olacak.
Yaklaşık 40 personelimizi Güney Kore’ye göndereceğiz.
Orada bir iki sene kalıp SK Plasma fabrikasında eğitim alacaklar.
Takvime göre, 2028’in başlarından itibaren kademeli olarak üretime başlamayı hedefliyoruz.
Daha sonra aşama aşama 600 bin litre kapasiteye çıkmış olacağız.
Bu kapasite ile kamu hastanelerinin ihtiyacının yüzde 90’ını karşılama imkanı bulacağız.
Aynı zamanda bu tesiste yaklaşık 600 kişi istihdam edilecek. "Kamudan bütçe almıyoruz iş dünyasından sponsorluk desteği bekliyoruz" Türk iş dünyasının Kızılay’ın en büyük destekçilerinden olduğunu belirtmek isterim.
Kızılay bilinenin aksine kamu bütçesinden pay alan bir kuruluş değildir.
Çalışmalarının tamamını bağışçıların desteğiyle yerine getirmektedir.
Bu anlamda en büyük desteği de Türk iş dünyasından görmektedir.
Biz iş dünyamızın iyiliklerine aracı olmayı sürdüreceğiz.
Geçtiğiniz günlerde ilan ettiğimiz 81 ilde 81 aşevi projemiz için iş dünyamıza bir çağrı yapmak istiyoruz: gelin projelendirdiğimiz aşevlerimizden birisini de siz fonlayın.
Bu iyilik sürecinizin hiç bitmeyeceği anlamına gelecektir.
O aşevinden olağan zamanda faydalanan bir engellimiz, bir büyüğümüz size duacı olacak, olağanüstü dönemlerde ise aşevlerimiz afet mutfağı olarak görev yapacağı için en zor zamanında milletimizin yanında olma onurunu yaşayacaksınız.
Türk Kızılay, halihazırda 34 ilde toplam 45 aşevi ile yıl boyunca günde yaklaşık 41 bin öğün sıcak yemek hazırlıyor.
Aşevleri, yalnızca ihtiyaç sahiplerine yemek ulaştırılan noktalar olmanın ötesinde; engelli bireyler, yaşlılar ve evinden çıkmakta zorlanan vatandaşlara yönelik düzenli sosyal temas ve psikososyal destek sağlayan bir hizmet modeli olarak faaliyet gösteriyor.
Türkiye'de yılda 3 milyon kan torbası kullanılıyor ■ Kızılay Yatırım’ın gelir getirici veya masraf azaltıcı yöndeki yatırımlarından somut olanlarından bahsedebilir misiniz?
Kızılay olarak bu alanda önemli yatırımlara hazırlanıyoruz.
Yani hem önemli ithalat kalemlerinin önüne geçmeyi, hem de bazılarında ihracatçı konumuna yükselmeyi planlıyoruz.
Bunların başında kan torbası geliyor.
Kan torbası sağlık alanının en stratejik materyallerinden birisidir.
Türkiye’de hali hazırda her yıl 3 milyonun üzerinde kan torbası kullanılmakta, bu ihtiyacın neredeyse tamamı ise dış alım yoluyla karşılanmaktadır.
Son olarak İsrail’in Gazze’ye saldırısı da bize gösterdi ki; kan torbası mutlaka milli imkanlarla üretilmesi gereken bir üründür.
Çatışmaların ilk aylarından sonra Gazze’de kan torbası tükendi, Filistin Kızılay’ı yaralılara kan nakli yapabilmek için sizden kan torbası istedi. ■ İthal kan torbaları için ne kadar ödeniyordu?
Bu dış alımlar için her yıl yaklaşık 1 milyar lira yurt dışına çıkmaktadır.
Kızılay bu stratejik ürünü Türkiye’de üretmek için önceki yıl harekete geçti, Silivri’deki fabrika neredeyse son aşamaya geldi.
İnşaatı tamamlanan ve ekipmanı alınan fabrika çok kısa bir süre içerisinde, standartdizasyona ilişkin işlemler tamamlandığında ruhsat aşamasını da geçerek üretime başlayacaktır.
İlk etapta amaç ülke ihtiyacının tamamını milli imkanlarla karşılamak olacaktır.
İkinci aşamada ise ihracat hedefilenecektir. 2025’te Kızılay 3 milyon kan bağışı sınırı geçmiştir.
Türkiye kan ihtiyacını karşılamak üzere görevlendirilmiş Kızılay, Türkiye kan talebinin %90’ını karşılamakta ve güvenli kan tedariki için yıllık 3 milyon kan torbası ithal etmektedir.
Kızılay Biyomedikal’ in, ilk etapta Kızılay Bu yatırım neticesinde, Silivri'de 21.000 m2 üzerinde yıllık 3 milyon ithal ikame set üretimi, 237 personel ile gerçekleşecektir.
İkinci fazda ise kapasite artışı ile ihracat pazarları için üretim yapılması hedeflenmektedir.