Haber Detayı
Edirne Ciğercisi'nden Japon Erdal'a... İstanbul'da dönüşüm: Her tabakta bir hikaye
Salih Seçkin Sevinç yazdı...
Bu hafta sizlere son iki haftadır gezdiğim yerlerden, yeni keşiflerle birlikte eski bildiklerimdeki değişim ve güncellemelerle geliyorum.
İstanbul’un yeme içme sahnesi artık sadece “iyi yemek” meselesi değil; yorum, niyet ve dönüşüm meselesi.
Artık aynı sokakta ciğer de var, Japon esintili pide de; simit de var, sahlep de… Hepsinin anlattığı ayrı bir hikâye var.EDİRNE CİĞERCİSİ KARAKÖYKaraköy’de uzun zamandır İstanbul standartlarının üstünde bir Edirne ciğeri hafızam yoktu.
Ta ki yolum Karaköy Edirne Ciğercisi’ne düşene kadar.
Yaprak gibi kesilmiş, doğru unlanmış, doğru sürede kızartılmış bir ciğer… Ciğer sevmeyenlerin bile “bu ciğer miymiş?” diyerek yediği türden.Mekân salaş, küçük, cep dostu.
Ama mutfakta ciddi bir disiplin var.
Kurutulmuş acı biber, acı sos ve soğanla klasik Edirne ritüeli eksiksiz.
Porsiyon da olur, ekmek arası da.
İkisi de dengeli.Asıl sürpriz ise tavuk tavası.
Edirne ciğeri tekniğiyle yapılmış, ekmek arası söylendiğinde gerçekten akılda kalıyor.
Sırf bunun için bile tekrar gidilir.
Karaköy’de “Edirne ciğeri nerede yenir?” sorusuna artık net bir cevabım var.Adres: Kemankeş Karamustafa Paşa, Karanlık Fırın Sk.
NO:3A, 34425 Beyoğlu/İstanbulTel: 0530 3569300JAPON ERDALKaraköy’de Kemeraltı Caddesi’nin üst taraflarında, ara bir sokakta sizi karşılayan yer adeta bir Japon ramen dükkânı.
Logosunda Japon güneşi var, ıslak mendili Sakura kokuyor, tuvaleti uzaktan kumandalı Japon tuvaleti.
Kapıdan içeri perdeyle giriliyor.
Tabelada “Japon Erdal” yazmıyor.
Pideci yazıyor köşede sadece.Ve burası… gerçekten bir pideci.Ama bildiğimiz Karadeniz pidesi değil.Samsun pidesini alıp yeniden düşünmüşler.
Hamur incelmiş, lezzetler rafine edilmiş.
Açık pastırmalı, kuşbaşılı pideler üstüne yumurta sarısı ile adeta banko koşuyor.
Ama beni asıl vuran kapalı pidelerden çiğden kıymalı olanı oldu.
Pastırmalar Kastamonu’dan.Siparişi beklerken masaya serilen kâğıtlara renkli kalemlerle bir şeyler çizebiliyorsunuz.
Bambaşka bir pideci deneyimi.
Yani Karadeniz pidesine Japon bir dokunuş gelmiş.
Mekânın konseptinden lezzetine kadar her şey “Kaizen” felsefesiyle yoğrulmuş.
En önemlisi: yedikten sonra ağırlık yok, rehavet yok, uyku gelmiyor.Adres: Hacımimi, Dibek Sk.
No:15, 34425 Beyoğlu/İstanbulTel: yokGALATA SİMİTÇİSİKaraköy’deki Galata Simitçisi yıllar önce KRT’de televizyon programı çekerken “simitini al, git” dediğimiz bir yerdi.
Genelde tek çeşit simidi olurdu.
Hatta seyyar simitçilere simit verdiği zamanlar vardı.Bugün ise önünde kuyruk olan, masaları atılmış, oturup simitli kahvaltı yapılan bir mekâna dönüşmüş.
Sosyal medya ve tanıtımın gücüyle simit de evrim geçirdi.Artık simidin yanına zeytin ezmesi, kapari, labne, Nutella, eski kaşar geliyor.
Ben de oturup bu kahvaltıyı denedim.
Keyifliydi.
Simit hâlâ fırından sıcak çıkıyor, çay hâlâ taze.
Bu tarafını korumaları önemli.Adres: Kemankeş Karamustafa Paşa, Mumhane Cd. 47/A, 34425 Beyoğlu/İstanbulTel: 0212 2447775MADO CADDEBOSTANHavalar soğuyunca sahlep canım çeker.
Ama sahlep aroması değil; hakiki sahlep.
Sahlebin sedatif bir tarafı olduğuna inanırım.
Bir de nostaljik… O yüzden sahlep içecekse, gerçek sahlep yumrusundan yapılmalı.Bu noktada Mado hâlâ doğru adres.
Sahlep, Maraş dondurmasının temel bağlayıcı maddesi.
Mado’nun yazın dondurmada kullandığı sahlebi, kışın sahlep olarak sunması tesadüf değil.
Yıllardır çiftçilerle sürdürülebilir tarım anlaşmaları yaptıklarını da biliyorum.Son dönemde sahlebi çeşitlemişler: fıstıklı, kahveli versiyonlar var.
Ben klasikçiyim.
İyi ve hakiki sahlep arayanlar için Mado hâlâ güvenli liman.İstanbul’da yemek artık sadece karın doyurmak değil; yorumlamak, yeniden düşünmek ve hafızayı güncellemek.
Ciğerden pidelere, simitten sahlebe…Şehir hâlâ anlatacak çok hikâye barındırıyor.Adres: Caddebostan, Bağdat Cad.
No:278 A, 34728 Kadıköy/İstanbulTel: 0216 3606021