Haber Detayı
Toz dumandan görünmeyen değişim
Bir şey değişmese de her şey değişiyor.
Bir şey değişmese de her şey değişiyor.
Son günlerde tanıdığım tanımadığım herkeste bu his var.
Hem her gün aynı dünya düzenine uyandıklarına inanıyorlar hem de adını koyamadıkları bir başkalığa doğru gittiğimizi düşünüyorlar. “Havası mı, suyu mu” demiyorum tabii.
Ancak kesin olan bir şey var ki bütün dönüşümlerin en hızlı yaşandığı ve herkesin duruma en kolay uyum sağladığı ülke Türkiye.
Son bir yılda ABD ile ilişkilerden Suriye’den başlayan sürece, şirket el koymalarından siyasete yapılan operasyonlara kadar olan bitene baksanıza.
Sanki hepsi aynı havuza doğru akıyor.
Ülke bir yerden başka bir yere doğru giderken dönen dişliler kimini öğütüyor kimini ise sonraki sabaha taşıyor.
GÖZLERİN ÇEVRİLDİĞİ KURUM İşte tam da bu hissin ortasında Habertürk’ten başlayıp ünlülere uzanan operasyonlar geldi.
Her gün bir magazin figürünü tartıştık.
Ancak arka planda gördük ki aslında kurumların hikâyesi de yeniden yazılıyor.
Örnek mi?
Hemen aklıma Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı geliyor.
Devletin iletişim stratejisini çizen kurum, son dönemin operasyonlarında çok konuşuldu.
Hatırlayın: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmalarda Dezenformasyonla Mücadele Merkezi Koordinatörü Furkan Torlak ’ın adının geçtiğini, kendisinin istifasını beklediğimi yazmıştım.
Gerçekten de aynı gün Torlak istifasını duyurdu.
Ardından kurumdan iki ay önce yolu ayrılmış bir isim gözaltına alındı.
Cumhurbaşkanlığı uçağına binen kimi isimlerin adı dosyaya girdi.
Geçen günlerde sosyal medyayı açıp iktidara yakın isimlerin “İletişim Başkanlığı’nda bir değişim olması gerekir” diye özetlenebilecek yorumlarını okuyunca işin peşine düştüm.
Acaba Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nda toz duman arasında bir şeyler değişti mi?
Bir dizi kaynağı taradıktan, bir kısım isimle konuştuktan sonra ilginç bir tablo ortaya çıktı.
GİDENLER-GELENLER Şöyle özetleyeyim: -İlkini söylemiştim.
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi Koordinatörü Furkan Torlak istifa etmişti.
Yerine Deniz Demir geldi. -Kriz Yönetimi Daire Başkanı Bora Bayraktar gitmiş.
Yerine Kasım İleri gelmiş. -Destek Daire Başkanı Eyüp Tok gitmiş.
Yerine Mehtap Kaya gelmiş. -Basın Daire Başkanı Oğuz Göksu gitmiş.
Yerine Zeynep Zelan gelmiş. -Strateji Daire Başkanı Abbas Ölmez gitmiş.
Yerine Fatih Pekşen gelmiş.
Liste uzayıp gidiyor.
Bütün kritik koltuklarda değişim yaşanmış.
Başkan yardımcıları, marka ofisi koordinatörü, Ar-Ge koordinatörü ve süreli yayınlar koordinatörü bile bu süreçte görevinden ayrılmış.
Yerlerine yeni isimler getirilmiş.
Hatta alt yönetici kadrolarında bile değişiklik yapılmış.
SURİYE KRİZİNİN ORTASINDA İşin ilginç yanı...
Neredeyse baştan sona İletişim Başkanlığı değişirken süreçten doğrudan etkilenecek medyanın hiçbir kanadı gelişmeleri fark etmemiş.
Elbette yukarıdaki tabloyu aşağı yukarı herkes aynı biçimde okuyordur.
Bütün bu değişim süreci, Fahrettin Altun ’dan boşalan İletişim Başkanlığı koltuğuna Burhanettin Duran ’ın oturmasıyla gerçekleşti.
Belli ki en kritik adım o gün atıldı.
Elbette koltuk değişiminin başka dönüşümlerin habercisi olup olmadığını merak ettim.
Zira Burhanettin Duran uzun yıllar Sabah’ta yazarlık yapmıştı. (Önceki başkan Altun’un Turkuvaz grubuyla arasından soğuk nehirler aktığı herkesçe biliniyor.) Duran’ın gazeteyi bırakma nedeni, yaklaşık iki yıl önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ’ın yardımcılığına atanmış olmasıydı.
Bu da tam da Suriye meselesinin alevli günlerinde yaşanan dönüşümü anlamlı kılıyordu.
Öte yandan Burhanettin Duran’ın adı genel koordinatörü olduğu SETA ile özdeşleşmişti. (Önceki başkan Altun’un bir zamanlar görev yaptığı SETA ile yaşadığı gerilim de herkesçe biliniyor.) MEDYA İLİŞKİLERİNDE YENİ DÖNEM Mİ İsim isim yazdım.
Karşılaştırma ve analiz ettim.
Geriye dönüp İletişim Başkanlığı kaynaklarına “Ne oluyor” diye sormak kaldı.
Önce şunu söyleyeyim.
Altun-Duran karşılaştırması üzerine sorduğum tüm sorular karşılıksız kaldı.
Belli ki yeni yönetim bu karşılaştırma üzerinden yapılacak yorumlarla bir polemiğin içine girmek istemiyordu. “Yeni yönetim ne yapacak” diye sorduğumda aldığım yanıt, sanki beklediğim cevapların ipuçlarını içinde barındırıyordu: “Burhanettin Duran sesini yükselten bir isim değil.
Önce düşünüp sonra konuşan biri.
Onu öfkeli görmemişsinizdir.
Siyasi görüşü açık olmasına rağmen farklı ideolojik mahallelerle kavga etmez.
Öte yandan, Türkiye gibi ülkelerde iletişim kazalarının siyasi maliyetinin yüksek olduğunu biliyor.
İlk ve en büyük sınaması Suriye krizinde oldu.
Bu kriz sırasında devletin iletişim stratejisindeki yön değişikliği belirgin olarak görüldü.
Tartışmayı yükselterek değil, anlamsızlaştırarak bitirme stratejisi izliyor.
Kurumsal yapıdaki görev değişimi kurumdaki zihni dönüşümle alakalı.” Sadece bu kadar değil... “Medyada neler oluyor” diye tartıştığımız son günlerde, kurum kaynaklarından aldığım şu yanıtı özellikle not ettim: “Kurumda, devlet adına konuşmanın ağırlığını bilen bir anlayış inşa edilmeye çalışılıyor.
Devlet-medya ilişkilerinde tansiyonun değil, aklın belirleyici olduğu bir dönem bekliyoruz.” İnsanlar kendi kaderlerini kendi eylemleriyle yaratıyor.
Ancak koşulları çoğu zaman kendisi belirleyemiyor.
Haliyle, koşullar değişmeden zihniyet nasıl değişecek, bunu bilmiyorum.
Ancak kesin olan bir şey var ki fazlasıyla magazin konuştuğumuz bugünlerde iktidarın vitrinini ve söylemini kuran kurumlarda bir strateji değişikliği yaşanıyor.
Bir değişimin adını koymak için önce onun sonuçlarıyla karşılaşmak gerekir.