Haber Detayı
DEİK/Olpak: Türkiye’nin oyun dışı kalacağı senaryoyu kabul edemeyiz
DEİK Başkanı Nail Olpak, AB’nin ‘Made in Europe’ hamlesine ilişkin olarak, “Avrupa sanayisinin güçlenmesine karşı değiliz. Ancak Türkiye’nin, bu yaklaşım sebebiyle oyunun dışında kalacağı bir senaryoyu da kabul edemeyiz” dedi. Olpak, Türkiye’nin AB STA’larından da olumsuz etkilendiğini vurgulayarak, Gümrük Birliği güncellenmeden ‘bu ağrı ile mücadeleye devam edileceğini’ söyledi.
MERVE YİĞİTCAN Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, kısa bir süre önce gerçekleşen iş konseyleri seçimlerinin ardından yılın ilk basın buluşmasını gerçekleştirdi.
Toplantıda DEİK’in yeni dönem projeksiyonunu anlatan Olpak, aynı zamanda başta AB, ABD ve Çin olmak üzere küresel ekonomide öne çıkan gelişmelere yönelik açıklamalarda bulundu.
Türkiye’nin AB gündemine ilişkin en önemli gündemleri olan üyelik ve Gümrük Birliği’nin modernizasyona son dönemde AB’nin ‘Made in Europe’ hamlesinin de eklendiğini vurgulayan Olpak, yazılmadan söylenenlere göre burada hedefin Asya Pasifik bölgesinde karşı bir koruma adımı olduğunu kaydetti.
Avrupa sanayisinin güçlenmesine karşı olmadıklarını dile getiren Olpak, “Ancak 30 yıldır Avrupa’nın sanayisi ile entegre olmuş, üretimde güçlü kaslara sahip bir Türkiye’nin, bu yaklaşım sebebiyle oyunun dışında kalacağı bir senaryoyu da kabul edemeyiz Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Avrupa nezdinde en önemli lobi faaliyetimiz bu olacak” dedi.
Avrupa’nın yakın zamanda gündeme getirdiği bir diğer konunun da e-ticarette 150 Euro’ya kadar uygulanan gümrüksüz geçiş muafiyetinin kaldırılması ve tüm ürünlerden ek gümrük vergisi alınması olduğunu hatırlatan Olpak, “Gümrük Birliği üyesi olan ülkemizin bu uygulamadan muaf tutulması da bir diğer odak noktamız.
Çin’e karşı getirilen bu gümrük uygulamasından ülkemiz muaf tutulduğu zaman, lojistik yakınlığımız ile rekabet avantajımız olacak” diye konuştu.
Gümrük Birliği siyasi bir yaklaşım olmamalı AB’nin son dönemde çeşitli bölgelerle STA müzakerelerini hızlandırmasına ilişkin olarak da Olpak, kısa bir süre önce imzalanan AB-MERCOSUR anlaşmasına da değinerek, “Gümrük Birliği ile bağlantılı STA’larda bizim en çok rahatsız olduğumuz konu şu: Masada biz oturmuyoruz.
Karar alma mekanizmasının içerisinde yokuz.
AB kendisi bir STA imzalıyor.
Sonuçları bizi bağlıyor ve biz de ondan bağımsız olarak hareket edemiyoruz.
STA’ya yer alan blok da AB’den istediğini aldığı için, sonrasında biz kendi STA’mızı yapma konusunda normalden çok daha fazla zorlanıyoruz.
Ama bu konu maalesef ticaretten daha ileri bir noktada, siyasi bir gündem şeklinde görülüyor.
Yani AB’ye tam üyeliğin tamamen siyasi olduğunun farkındayız ama Gümrük Birliği siyasi bir yaklaşım olmamalı.
Birebir konuştuğumuzda birçok Avrupa ülkesi de bunun böyle olduğunu söylüyor.
Ancak bu ağrıyla, sızıyla mücadele etmeye devam edeceğiz.
Ama bu sadece ağrı kesici haplarla, ağrıyı görmezden gelerek olmuyor.
Daha radikal bir müdahale gerekli olacak.
Nasıl olacağını göreceğiz” ifadelerini kullandı.
Çin’in ABD’ye satamadığı mallar bizim pazarlarımıza girdi Küresel ekonomide ABD merkezli gelişmelere de değinen Olpak, Trump’ın daha ilk döneminden itibaren korumacı bir yaklaşım takındığını ve o dönem Çin’e yaklaşık 600 milyar dolar açık verirken, bugün gelinen noktada açığın 200 milyar dolara kadar düştüğüne dikkat çekerek, şöyle devam etti: “Bu bizim dikkatle izlememiz gereken bir konu.
Aradaki 400 milyar dolarlık malın üretimini Çin durdurmadı.
Satamadığı bu büyüklükteki malı bizim de pazarlarımız olan yerlere satmaya çalışıyor.
Bizim için bu asıl tehdit.
Sadece kendi içimizde kur-parite farkı ya da üretim maliyetlerinden dolayı (pazar) kaybetmiyoruz; bir tarafta da doğal rekabetin dışında bir pazara verilemeyen 400 milyar dolarlık ürün bizim pazarlarımıza girmiş durumda.
Bu realiteyi göz ardı etmemeliyiz.” Türkiye’nin Çin’den artan ithalatına ilişkin olarak da Olpak, bunun büyük kısmının ara malı olduğunu, Çin ile ikili ticarette verilen açığın büyük kısmının da buradan kaynaklandığının unutulmaması gerektiğini ifade etti.
Bunu da enerji ithalatındaki gibi ele almak gerektiğini belirten Olpak, “Enerjinizin tümünü kendiniz sağlayabildiğiniz, üretebildiğiniz ölçüde açık vermezsiniz.
Ama benim 100 birimlik bir enerji açığım varsa, bu enerji açığını A ülkesinden ya da B ülkesinden temin etmek benim stratejik bir kararımla ilgilidir.
Rakamı değiştirmez.
Çin’i de bir miktar böyle görmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Yoksa Çin’den ithalatı elbette savunan, destekleyen bir yaklaşım içerisinde değilim.
Ama bu benim daha fazla oradan ithal ettiğim ürünleri ithal etmeyecek şekilde altyapımı geliştirmemle ilgili bir durum” şeklinde konuştu.
Afrika’da ‘finansman’dan kaybediyoruz Afrika’daki yatırım ve alt yapı projelerinde üçüncü ülkelerle iş birliğinin önemine de dikkat çeken Olpak, bu bölgede de ciddi yatırım ve alt yapı projeleri imkanları olduğunu, ancak buradaki temel sorunun finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar olduğunu kaydetti.
Olpak, “Bölgede rekabet içinde olduğumuz ülkelere karşı tek dezavantajlı olduğumuz nokta da burası.
Bunun için yatırım projelerine finans sağlayacak Avrupa ve Amerikalı finans sağlayıcılar ile birlikte burada daha fazla aktif olma stratejimiz var” dedi.
Ortadoğu ve Körfez Bölgesi’ndeki gelişmeleri yakından takip ettiklerini ve Türk iş dünyasına yansımalarını ciddi biçimde ele aldıklarını belirten Olpak, “Ortadoğu ve Körfez Bölgesi diyoruz ama aslında bu bölgede denkleme Kuzey Afrika’yı da dahil etmemiz lazım.
Avrupa’dan sonra en çok ticari ve yatırım ilişkilerimizin geliştiği, ekonomilerimizin entegre olduğu bölge.
Son dönemde Suriye, İran ve Yemen üzerinden yaşanan sıkıntılı jeopolitik gelişmelerin de en çok hissedildiği bölgelerden birisi olsa da, bölgedeki ülkelerle olan siyasi diyaloglarımızın üst seviyeye çıkmasıyla birlikte Ortadoğu ve Körfez ülkeleri Türkiye için önemli bir ticaret ve yatırım iş birliği olan bölgelerden birisi olmaya devam edecek” diye konuştu.
Trump’ın, İran ile ticaret yapan ülkelere ek vergi tehdidinin hatırlatıldığı Olpak, şu an için bu konuda kesinleşmiş bir durumun olmadığını, gümrük uygulamalarının aynı şekilde devam ettiğini, ancak bahsedildiği gibi bir ek vergi gelirse bunun Türkiye için de olumsuz etkilerinin olacağını dile getirdi.
Finansal koşulların pozitif seyretmesini bekliyoruz Konuşmasında Türkiye ekonomisine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Olpak, yeni yılda finansal koşulların iş dünyası açısından nispeten daha pozitif seyretmesini beklediklerini vurguladı.
Olpak, “Ülkemizde enflasyonla mücadele programı devam ediyor. 2025 yılında sanayici ve ihracatçılarımız açısından, rekabet ve finansman sorunları ön planda olmuş ve her şey piyasanın beklentisi doğrultusunda gitmemişti.
Ancak tüm zorluklara rağmen ülke olarak yüzde 4’e yaklaşan bir büyüme oranı, 273 milyar doları aşan bir mal ihracatı ve 123 milyar doları aşan bir hizmet ihracatına ulaştık.
Toplam dış ticaretimiz de 820 milyar dolar oldu. 2026 yılının reform yılı ilan edilmesinin de etkisiyle, finansal koşulların ve yatırım ortamının daha elverişli olacağını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı. 2026 yılının küresel ekonomide belirsizliğin devam ettiği bir yıl olacağını, iş insanları için de öngörülemezliğin hiç istenmeyen bir durum olduğunu dile getiren Olpak, bu durumun ticareti de yatırım ortamını da olumsuz etkilediğini sözlerine ekledi.
DEİK yeni dönemde 33 ülkeye daha fazla odaklanacak DEİK Başkanı Nail Olpak, 2020 yılından beri salgınla başlayıp sıcak savaşlar, ticaret savaşları ve korumacılık eğilimleri ile şekillenen yeni dünya düzeninde bir yandan belirsizliğin arttığını ancak bununla beraber fırsat alanlarının da ortaya çıktığını söyledi.
Tüm dünyayı etkileyen yeniden dengelenme sürecinin iyi okuması ve stratejilerin buna göre şekillendirilmesi gerektiğini belirten Olpak, “Biz de bu çerçevede mevcut stratejilerimizi geliştirme hedefiyle öncelikli 33 ülke belirledik ve buralara yönelik stratejimizi daha yakından takip etmeye başladık.
Piyasa ortalaması olarak deriz ki, ticaretinizin yüzde 80’ini, müşterinizin yüzde 20’siyle yaparsınız.
Biz de 33 ülkeyi belirlerken, bu ülkelerin bizimle ekonomik ilişkilerindeki ağırlığına ve küresel ekonomideki ağırlıklarına baktık.
Bu kapsamda G-20 ülkeleri yanı sıra, ülkemizin en çok ihracat yaptığı ülkeleri de stratejimizin bir parçası haline getirerek 33 ülkeye ekstra odaklandık.
ABD’den Çin’e, Almanya’dan Rusya’ya, Brezilya’dan Mısır’a kadar uzanan geniş yelpazede listelenen bu 33 ülke özelinde strateji üretme, proje geliştirme, ticari diplomasi yürütme ve somut sonuç oluşturma sorumluluğumuzu artırdık” diye konuştu.