Haber Detayı

Üç kardelen hikâyesi… Bugün size üç kardelen hikâyesi anlatıyorum.
Yazarlar hurriyet.com.tr
31/01/2026 06:09 (4 saat önce)

Üç kardelen hikâyesi… Bugün size üç kardelen hikâyesi anlatıyorum.

ELİF

Yıl 2010.

Küçük Elif koşmayı o kadar çok seviyor ki.

Erzurum’un Aşkale ilçesinde öğretmeni isteyince okul takımına katılıyor.Hedefi 29 Ekim Cumhuriyet Koşusu’nu kazanmak.

Sonrasında onlarca kupa kazanıyor.

Ve amatör sporların kanaryası onu görüyor.

Elif Eyüp, Fenerbahçe’nin sporcusu oluyor.

Ama ne yazık.Tam başarıya doğru koşuyor ki; Elif sakatlanıyor.

Bütün hayalleri bitiyor.

Önce bir sarsıntı, sonra kendisini toparlıyor ve karar:Hayır atletizmi bırakmayacak.Şampiyonluk haklarını kullanıyor ve Atatürk Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği Bölümü’ne giriyor.

Ve işte o zaman, kendisinden sonra gelenlerin hayallerini kurmaya başlıyor.Madem kendi hayali sakatlanmıştı.

Öyleyse yeni çocuklara yeni hayaller vermeliydi.

Önce atletizm antrenör belgesi.Sonra Spor Bakanlığı onun bu aşkını görüyor ve Aşkale Gençlik ve Spor Müdürlüğü’ne gönderiyor.İşte böyle başlıyor Elif’in karlı dağlarda, çığ düşmüş yollarda kapı kapı gezip çocukları sporcu yapma aşkı.Böyle başlıyor kardelen.Tek tek, ev ev anlatıyor.

Dışarıda lapa lapa kar yağarken, o anlatıyor, anne babalar dinliyor.

Önce Elif’i yürekten alkışlıyorum.

Sonra ona ve çocuklara bu fırsatı veren Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ı kutluyorum.Ve sevgili Elif...Erzurum’un karlı dağlarını arkana alıp;O tabelanın önünde yaptığın konuşmayı duyunca;İşte şimdiden buraya yazıyorum.Erzurum Aşkale’den sevgili Elif Eyüp; Kapı kapı gezdiğin o evlerden yüreğine spor ateşi düşürdüğün bir çocuk bile bu millete bir armağandır.

Sana büyük saygı duyuyorum.Eğer bir de kar kış demeden evlerine kadar gidip ana babalarına anlattığın o çocuklardan bir evladımız başarırsa; hele bir de şampiyon olursa;Alnından öpeceğim.

Ve “İşte” diyeceğim “Anadolu’nun çocukları böyle yükselir.”Elif gibi yüreklerde yükselir.ASLAN VE ÖMERDünya şekeri bir çocuktu Ömer.

Doğduğu günden beri gözlerinin içi gülüyordu.Babası Aslan Aydın sanayi işçisiydi ve her sabah erkenden işe gider, akşam elinde ekmek eve dönerdi.Ömer için hayalleri vardı.

Okutacaktı.

Büyük adam yapacaktı.Ama bir sabah o acı haberi öğrendiler. “Allah’ım işte şimdi yıkıldım” dedi Aslan.

Giderek güçten düşen Ömer, SMA hastasıydı.

Biliyorsunuz, nice çocuklar tedavisi çok pahalı olan bu hastalığın pençesinde kıvranıyor.Nereden bulacaklardı o parayı?Aslan bir işçi maaşıyla nasıl kurtaracaktı çocuğunu?Eşi Sedef’le oturdular.

Düşündüler:“Tek çare yardımseverlere gidelim” dediler.Eşe dosta duyurdular.

Sosyal medyaya gittiler.

Tedavi için 68 milyon lira gerekiyordu.Aslan son çare bir tabureye oturup çektirdiği çaresiz fotoğrafının altına şöyle yazdı: “Ben bir işçiyim.

Nasıl kurtarabilirim oğlum Ömer’i, artık dayanacak halimiz kalmadı...”İşte bu sözler üzerine İstanbul Valisi Davut Gül kampanyayı destekledi.

Ve sonra yardımlar büyümeye başladı.

Bursa’dan, İzmir’den yardımlar gelmeye başladı.Ve 23 ay sonra 68 milyon lira toplanmıştı.Aslan ve Sedef o mutlulukla haber saldılar: “Oğlumuz için gerekli parayı topladınız.

Esenyurt sahilinde kutlayacağız.

Hepiniz davetlisiniz...”Yardımseverler yaptıkları yardımlar gibi koşarak geldiler.

O gün o sahilde yüzler güldü.

Ömer için balonlar uçuruldu.

İzmir’den gelen bir yardımsever aldı Ömer’i kucağına “İşte hayat ve mutluluk budur” dedi.

Peki bu öyküde “kardelen” nerede diye sorarsanız eğer.Sahilden gelen bu fotoğrafları gösterip şöyle derim: “Bu milletin kalbi ‘Kardelen’dir arkadaşlar.

En acılı, en soğuk günlerinde bile, buzlar arasından çıkıp birbirinin içini ısıtır.”SİBELKaymakam Bey tam muhtarlıktan ayrılıyordu ki; Orada asistan olarak çalışan Sibel’in önündeki deftere bir şeyler çizdiğini gördü.Geri döndü.

O dönünce bütün heyet de durdu.

Kaymakam Bey, Sibel’e sordu: “Ne var bu defterde ne çiziyorsun kızım?”Sibel utana sıkıla defterini gösterdi.

Kaymakam Bey defterdeki resimlere baktı;“Kızım sen neden resim okumuyorsun” diye sordu.

Sibel okuyamıyordu çünkü, paraları yetmiyordu.

Kaymakam Bey anında karar verdi: “Sibel resim okuyacak.

Burs vereceğiz.” Dünyalar Sibel’in olmuştu.

Böyle başladı “kardelen” hikâyemiz.

O günden sonra resim kurslarına başlayan Sibel, Kırıkkale Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nü birincilikle bitirdi.

Şimdi ise Hacı Bayram Veli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde yüksek lisans yapıyor.

Çocuklara resim dersi veriyor.

Duvarları güzelleştiriyor.Sibel’i o gün fark edip önünü açan kaymakam ise bugün Kars Valimiz Ziya Polat’tır.Ah Ziya Bey ben size ne yazsam az gelir.

Kim bilir şimdi Kars’ta ne kardelenler buluyorsunuzdur...Bütün “kardelen”lerimiz adına, sizi alkışlıyorum...

İlgili Sitenin Haberleri