Haber Detayı

‘Edebiyat benim oyun alanım’
Kelebek hurriyet.com.tr
31/01/2026 07:00 (4 saat önce)

‘Edebiyat benim oyun alanım’

Yeni novellası ‘Dikiş Tutmaz’da kayıp, travma ve vicdan meselelerini bulmacalı bir kurgu içinde ele alan yazar Bahar Yaka’yla buluştuk; seramikten mutfağa ve edebiyata uzanan yolculuğunu ve ‘dikiş tutmayan hayatlar’ı konuştuk.

İlk öykü kitabı ‘Diablo’nun Günlüğü’yle Fakir Baykurt Öykü Kitabı Ödülü’nü alan Bahar Yaka bu kez ‘Dikiş Tutmaz’da 23 karakterle okuru hem bir oyuna hem de insan psikolojisinin kırılganlığında bir yolculuğa davet ediyor. “Arkama aldığım en büyük güç insan psikolojisi” diyen Yaka, terzilik terimlerinin kitaplarında yer bulmasının nedenini de terzilerle iç içe geçen çocukluğuna bağlıyor.- Seramik eğitimi almışsınız.

Yazarlığa geçişiniz nasıl oldu?

O zamanlar çok farklı hayallerim vardı.

Seramik bölümünü çok isteyerek seçmiştim ama çalışma hayatına başladığımda, alerjik bir bünyem olduğundan peş peşe sağlık sorunları yaşadım ve bana sektörden uzak durmam gerektiği söylendi.

O sayfayı böylece kapattım.

Çok dalgalandım, birçok şeyi denedim.

Yazmakmış benim varoluş sebebim.

Onu bulduktan sonra bütün o dalgalanmalarım dindi.- Blog’la başlıyorsunuz yazmaya...

Doğum yaptıktan sonra bana çölyak teşhisi kondu.

Glütensiz beslenmeye başlamak zorunda kaldım ve Türkiye’de neredeyse hiç ürün bulunmuyordu.

Ben de 2000’li yılların başlarında glütensiz beslenme üzerine bir işletme açtım, biraz erken bir vizyondu.

İkinci yılın sonunda dükkânı kapatmak zorunda kaldığımda elimde onlarca glütensiz reçete kaldı.

Onları derledim ve bir yemek kitabı olarak çıktı.

O dönem ‘gastronot’ adında yemek kültürü üzerine yazılar yazdığım bir blog sayfam vardı.

Kalabalıklar içerisinde kendimi yalnız hissettiğim bir dönemde bir fikir geldi aklıma, mutfağımda Montaigne’i (Fransız filozof) ağırladım.

O yazılarım ‘Montaigne Mutfakta Denemeler Tabakta’ adıyla yayımlandı.

Bu kitabı ‘eşik kitabı’ olarak tanımladım.

Çünkü kurmacaya adım attığım bir eşik oldu.

Okur yorumları da bu yolda ilerlemem gerektiğini söyledi.- Sonrasında öykü kitaplarınız geldi... 2018’de ‘Diablo’nun Günlüğü’ adlı ilk öykü kitabım yayınlandı, 2019’da Fakir Baykurt Öykü Kitabı Ödülü’nü kazandı.

Bu büyük motivasyon kaynağı oldu benim içim.

Bir yıl sonra ‘Tanrıgöz’ adlı ikinci öykü kitabım çıktı.

Ondan bir yıl sonra da ilk novellam ‘Bu Kitabın Yazarı Öldü’ yayımlandı. - Yeni kitabınızın adı ‘Dikiş Tutmaz’.

Neden bu ismi tercih ettiniz?

Doğduğumda babam Almanya’daymış.

Annem, ablam, anneannem, babaannem ve iki halamla bir evde büyüdüm.

Babaannem ve iki halam terziydi.

Kumaşların, iğne-ipliğin, dikiş makinesi tıkırtılarının arasında büyüdüm.

Metinlerimde terziliği, terzilik terimlerini kullanmayı da çok seviyorum. ‘Dikiş Tutmaz’ tabii mecazi anlamda kullanılıyor.

Kitap inşa aşamasındayken bir anda zihnimde “Dikiş tutmaz” sesi yankıladı.

Üzerine düşünmeye, karakterleri aklımdan geçirmeye başladım.

Kitaptaki karakterlerin neredeyse hepsi dikiş tutmaz karakterler; hiçbiri düzelmez, normale dönmez.- Kitapta 23 karakter tanıyoruz...

Evet ve hepsi bir şekilde birbirine bağlı. - Kitap kaybolan bir çocuğu (Hicran) merkezine alsa da aldatılan, akıl sağlığını yitiren, terk edilen karakterlerle genişleyen bir evren var.

Aralarındaki bağı nasıl kurdunuz?Edebiyatta insanı insana anlatıyoruz.

Amacımız çarpıcı, estetik, akılda kalıcı bir şekilde bunu yapmak.

Bunun için de insan psikolojisinin can damarlarını iyi bilmek gerekiyor.

Hepimiz bazı psikolojik defolara sahibiz.

Özellikle bizim coğrafyamızda travmasız birey yok gibi.

Aileden, atalardan gelenler var, kendi başımıza gelenler var.

Bunların sonucu olarak da yaşadıklarımız ve bizden sonrakilere yaşattıklarımız var.

Bir insan bir kayıp yaşadığında buna nasıl tepki gösterir, neler yapabilir?

Daha çok bunlara kafa yoruyorum ve kurmaca bir şekilde yazıyorum.

Okur kendi hayatıyla içselleştirdiğinde, ortak noktayı bulduğunda yazdığınız metinden daha fazla etkileniyor.

Arkama aldığım en büyük güç insan psikolojisi.

Tekinsiz karakterler yazmayı da seviyorum.

Çünkü hayatı da biraz tekinsiz buluyorum. “VİCDANI KAYBETTİK” - Kitapta Hicran sonrasında çiçeklerle kendini gösteriyor...

Hicran hep farklı şekillerde kendini göstermeye çalıştı.

Bahçedeki otlarla, küvetten çıkan sarmaşıkla, fayanslardaki çiçeklerle ‘Ben buradayım’ mesajı veriyordu.

Kendini gösterme çabaları biraz annesini rahatlatacaktı.

Eğer ölüsü bulunsaydı, annesi belki acısıyla yaşamayı bir şekilde öğrenecekti ama belirsizlik herkesi yordu.

Çiçek olmak en çok çocuğa yakışır zaten.- Karakterlerin birçoğu bir anda dağılan hayatlar yaşıyor.

Sizce trajediler neden bu kadar hızlı normalleşiyor?Gerçek hayatta bunlar eskiden daha kendi içinde yaşanıp gidiyordu.

Ama bu kadar görünür olması şiddeti arttırdı, insanlar adaletini kendi sağlar ve bunu hak görür hale geldi.

Birçok metnimde işlemek istediğim konuların başında vicdan meselesi geliyor.

Vicdanı kaybettik ve dengeler bozuluyor.

Sadece insanın insana değil, hayvana, doğaya, kendisine vicdanı...

Onu kaybettiğiniz anda altınızdan yer çekilir ve her şey dağılır.  “YARIM BİR BULMACA ÇIKIYOR KARŞINIZA” - Kitaptaki bölüm adları bulmaca sorularından oluşuyor.

Neden bunu tercih ettiniz?

Ben hep “Edebiyat benim oyun alanım” diyorum.

Yazarken çok eğleniyorum, çok şey öğreniyorum.

Bu oyuna okuru da dahil etmek istedim.

Bulmaca çözmek aslında bireysel bir uğraştır ama birisi bulmaca çözerken illa yanına gider, musallat oluruz.

Okurla aramızda bağ olabilecek bir şey olsun istedim.

Her bölüm başındaki bulmaca sorusu bir temayı temsil ediyor ve bölüm onun üzerinden ilerliyor.

Kitap bittiğinde de yarım bir bulmaca çıkıyor karşınıza.

İlgili Sitenin Haberleri