Haber Detayı
Sokakta kopan gürültü
Mahallede kim arabasını nereye park edecek tartışması vardı. Park etmek istenen yer de kaldırımdı! Yani iki tarafa da ait değildi. Biz körler de nerede bir bastonluk yol bulursak oradan geçmeye çalışıyoruz!
Sadece simit alacaktık.
Simit her zaman yenen bir şey olmamıştı çocukluğumda.
Bir yere giderken alırdık ya da karşımıza çıkınca...
Bölüşürdük kardeşimle bir simidi. ‘Demek ki o zamanlar bir simit ikiye bölünebilecek kadar büyükmüş’ dedim içimden kızımla fırına giderken.
Şimdilerde aklımıza gelen her an simit ya da başka bir sokak lezzeti ev sofrasına konuk olabiliyor ama internetteki yemek sitelerine yazıp o lezzeti eve kadar getirtince eski lezzetli halinde olmuyor sanki.
Hissiyatım bu yönde.
Tabii aranan lezzete gidemeyecek durumda olanları tenzih ederek bunları sizinle paylaşıyorum.
Gidemeyecek durumda olanlar için de bulunmaz nimet her istenenin kapıya gelmesi...Tanıdık seslerAyrıca olaya körcül olarak bakarsak köşe başlarındaki sabit simitçiler kaldırımı kapatıp yolumuzda engel teşkil etseler de aynı zamanda bizim için bir işaret oluyor.
Yani simitçinin sesi bir yere geldiğimizi ya da yaklaştığımızı belirtiyor.Nereden çıktı bunlar diyeceksiniz...
Simit alıp eve getirmek için fırına gittik.
Derken bir gürültü koptu sokakta.
Bir kavga...
Ne oldu da bu ortam karıştı, bu kadar insan ne zaman buraya toplandı diye düşünürken ağza alınmayacak laflar duyuldu.
Kadın-erkek herkes birden bir taraf oldu.
Bu arada biz arkadan dolaşıp evimizin önüne geldik. “İçeri gir” deyince “Yok” dedi kızım.
Endişelendi.
Çünkü sesler tanıdık; 2-3 bina yanımızdaki insanlar. “Falan kişiyle filan kişi” diye bilgi verdi bana.Çok geçmeden anladık neyin kavgası yaşandığını: Park!
Yani arabayı kim nereye park edecek...
Durum bayağı şiddetli oldu ve bizim apartmandan da bir komşu aşağıya indi.
Yaşça büyükler “Yapmayın evladım, yüz yüze bakıyorsunuz, konuşmayın kötü kötü” dese de öfkede akıl olmaz...Ortam iyice gerildi, çocuklar duymaması gereken şeyler duydu ve hareketler gördü.
Oysa kavgaya sebep olan arabaların park etmek istendiği yer iki tarafa da ait değildi.
Belediyeye ait kaldırım için kavga ediliyordu.
Bunu söylemek istedim birden.
Hareket etmeye çalışınca kızım tuttu. “Dur baba, seni dinleyecek durumda değiller” deyince onu da endişelendirmeye gerek yok diye düşündüm.Neyse bir teyze araya girince biraz sakinleşti ortam.
Tarafları birbirlerinden uzaklaştırdılar.Aklıma şu geldi: Neden bizim olmayan bir şeye geçici sahiplik için bu kadar büyük mücadele içine giriyoruz?
Tapunun dışında kalan her yer kamuya aitse neden ‘Burası benim’ diye diğerini kovmaya çalışıyoruz? ‘Benim evim burası, burası benim’ gibi geçersiz bahaneyle kavgaya sebep yaratıyoruz.
Yolun kenarını geçtik, yayanın yolunu kapatmak için kavga ediyorlar.
Yaya “Benim yolum, park edemezsiniz” dese iki araba sahibi de “Sen kim oluyorsun, araban yok” mu diyecekler?
Gerçekten trajikomik bir durum var.
İki kişi kavga edecek, biri arabasını koyacak, birkaç saat sonra alıp gidecek.
Üçüncü gelecek, yer bulmanın sevinciyle uğruna kalplerin kırıldığı alana arabasını bırakıp gidecek.Kaldırıma park etmek yasak.
Cezalar uygulansa, kimse kaldırıma park etmese de kavga bitmez ama en azından size ait olmayan bir yer için tartışmazsınız.
Zaten orası bize ait.
Değilmiş gibi yapıyoruz...
Arabamız yok ya, bizim kavgaya da hakkımız yok.
Bir bastonluk yol bulursak oradan geçiyoruz maalesef...