Haber Detayı

Türkiye'nin Yüzde 88'i Çölleşme Riski Altında: Soframıza Etkisi ve Çıkış Yolu
Mete yolaş gercekgundem.com
02/02/2026 06:00 (1 saat önce)

Türkiye'nin Yüzde 88'i Çölleşme Riski Altında: Soframıza Etkisi ve Çıkış Yolu

İklim krizinin yarattığı aşırı hava olayları, piyasaya bırakılan kırk yıllık tarım politikalarının yarattığı yapısal çöküşle birleşti. Türkiye artık gıda bağımsızlığı ve ulusal egemenlik riski altında.

Bir yanda kış aylarında kıyı şeritlerini vuran hortumlar ve ani sel felaketleri, diğer yanda yaz aylarında rekor kıran sıcaklıklar ve artık sıradanlaşan kuraklık var.

İkisi birlikte ülkemizi yaşanabilir sınırların dışına itiyor.Türkiye'de Su Krizi Ne Durumda?Türkiye’de sıcak hava dalgaları süresinin artması bekleniyor.

İklim krizi olmasaydı 18,8 gün olan aşırı sıcak günler, 2025’te 48,3’e yükseldi.

Sıcak stresi artık istisna değil.

Yaz aylarının yeni normali.

Temmuz 2025’te kaydedilen 50,5°C sıcaklık, Cumhuriyet tarihinin en yüksek değeri oldu.Kuraklık nedeniyle 2050 yılına kadar tarımsal su talebi yüzde 46,9 artacak.

Tarım, Türkiye’nin su tüketiminin yüzde 70-75’ini oluşturuyor.

Ancak 24 milyon hektar tarım arazisinin yalnızca yüzde 20’si sulanabiliyor.

Sulanan alanların yüzde 94’ü verimsiz yüzey sulama kullanıyor.

Yani suyu tarlaya gereğinden fazla ve kontrolsüz veriyor.

Mevcut su bütçesi bu talebi karşılayamaz.

Yeraltı su seviyelerindeki düşüş, doğanın geri dönüşsüz biçimde tahrip olmasına neden olacak.Yağışların kar yerine yağmur olarak düşmesi, dağlık alanlarda ani akışa neden oluyor.

Bu da su sahasının aşağısındaki yerleşimlerde ve tarım arazilerinde ani taşkın riskini büyütüyor. 2050 yılına kadar kıyı bölgelerindeki 480 bin yurttaşımız yıkıcı sellerle ve deniz seviyesi yükselmesiyle karşı karşıya kalabilir.Akdeniz kıyı şeridinin yüzde 37’si artan deniz seviyesi ve fırtına kabartıları nedeniyle risk altına girebilir.

Batı ve Güneybatı Anadolu’da yağışlarda yüzde 25’e varan azalmalar öngörülüyor.

Yüzyıl sonuna kadar Türkiye’de sıcaklık artışı 3,5-7°C aralığında gerçekleşebilir.

Yıllık yağış yüzde 10-30 arasında azalabilir.

Yanan alanların artışıysa 2°C küresel ısınmada yüzde 62-87, 3°C’de yüzde 96-187 olarak öngörülüyor.İklim krizinin ve serbest piyasa yıkımının yarattığı mükemmel fırtınanın tam ortasındayız.

Bilimsel veriler ve ekonomik göstergeler, olağan gidişatın artık bir seçenek olmadığını, bunun bir intihar senaryosu olduğunu gösteriyor.

Karşı karşıya olduğumuz iklim yıkımı ve sürekli artan gıda fiyatları, köklü, cesur ve halkçı politika değişikliklerini zorunlu kılıyor.Halkın yaşamını ve sofrasını koruyan kamucu akılla, bu enkazı büyüten piyasa öncelikli yaklaşım aynı yerde durmuyor.

Ekmek, su, toprak ve adalet.

Bunların hepsi tek bir zincirin halkaları.İklim Değişikliği Gıda ve Tarımı Nasıl Etkiliyor?Türkiye’nin iklim afet profili, son yarım asırda gözlemlenen en sert sıcaklık değişimlerine sahne oluyor.

Isı artışı sadece ortalamaların yükselmesiyle sınırlı kalmıyor.

Aşırı sıcak olaylarının sıklığı, şiddeti ve süresi de çarpıcı biçimde değişiyor.

Türkiye aynı anda hem kuraklık-sıcak hava dalgalarıyla hem de sel-taşkın gibi suyla ilgili afetlerle mücadele ediyor.Türkiye, iklim krizinin en çarpıcı çelişkilerinden birini yaşıyor.

Aynı anda hem su kaynakları kuruyor hem de aşırı yağışlar sel felaketlerine yol açıyor.

Hava daha fazla su buharı tutuyor ve yağış düzeni bozuluyor.

AKP iktidarı acil önlem almazsa 2050 yılına kadar tarımsal kuraklık yüzde 37 artacak.

Bitki üretim döngüleri bozulacak.

Verim kayıpları artacak.

Gıda hakkı daha çok ihlal edilecek.Türkiye’nin su kıtlığı baskısı alarm veriyor.

Kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 2000 yılında 1652 metreküp seviyesindeyken, 2025’te 1235 metreküp seviyesine düştü.

Bazı bölgelerde yağış açığı yüzde 71’e ulaştı.

Bu gidiş sürerse 2030’a kadar Türkiye’nin yüzde 88’i çölleşme riskiyle karşı karşıya kalacak.Tarım Sigortaları Sistemi olan TARSİM yeniden gözden geçirilmeli.

İklim kriziyle artan riskleri de kapsayacak biçimde çiftçimizin karşı karşıya olduğu riskleri içine alan bir düzen kurmalıyız.

Kuraklık, don, sel gibi afetlerde hasar tespitleri hızlandırılmalıyız.

Tazminatlar çiftçimizin bir sonraki sezon üretime devam edebileceği düzeyde olmalı.

Küçük ölçekli aile çiftçilerimizin sigorta primlerinin tamamını devlet karşılamalı.Çözüm İçin Ne Yapılmalı?Toprağı ve suyu koruyan, üretimin iklime verdiği zararı azaltan, kimyasal kullanımını düşüren, doğayla uyumlu tarım yöntemlerini desteklemeliyiz.

Çiftçimize ürettiği ürün için değil toprağı ve suyu koruduğu, biyoçeşitliliği artırdığı, üretimin iklime verdiği zararı azalttığı için doğrudan ödeme yapmalıyız.Türkiye’nin tarımsal üretim düzenini iklim krizi öngörüleri, su bütçeleri ve toprak özelliklerini dikkate alarak her bölgenin kendi su ve toprak koşullarına göre yeniden yapılandırmalıyız.

Köylerimizde muhtarlık sistemi yerine köy meclisleri kurmalıyız.

Kentlerde meslek odalarının ilgili bileşenlerini, bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarını, akademisyenleri, sendikaları, aktivistleri, bürokratları, politika uzmanlarını, gıda topluluklarını, kooperatifleri ve köy meclisi temsilcilerini bir araya getirmeli ve Gıda Politikaları Kent Konseyleri oluşturmalıyız.Köyle kenti, üreticiyle yurttaşı, su hakkıyla gıda hakkını, güvenlikle adaleti aynı ortak iradede buluşturan demokratik bir hat kurmak zorundayız.Bölgedeki kentlerde oluşturulan gıda politikaları konseylerinden seçilecek üyelerle Gıda Politikaları Bölge Konseyleri kurmalıyız.

Bu bölge konseyleri çalıştıkları bölgelerin iklimini, toprak ve su altyapısını, kentsel ve gıda üretim altyapısını, lojistik ağını ortaya çıkarmalı.

Diğer bölgelerle koordineli biçimde gıda planlaması yapmalı.Ortaya çıkan gıda planlamasını kent yönetimleri yerel üreticilerle birlikte uygulamalı.

Tarım ve Orman Bakanlığı bu sürece denetleyici olarak katılmalı ve yerel üreticiye teknik destek sağlamalı.

Gıda sistemindeki çözüm talepleri aşağıdan yukarıya çıkmalı ve yukarıyı şekillendirmeli.

Gıda sistemi ancak halkın kolektif iradesiyle yeniden kurulabilir.

İlgili Sitenin Haberleri