Haber Detayı

Çıkışsız Kapılara, Açılmayan Pencerelere Yolculuk…
Neşe doster gercekgundem.com
02/02/2026 06:00 (1 saat önce)

Çıkışsız Kapılara, Açılmayan Pencerelere Yolculuk…

Cezaevlerinde 12-18 yaş arasında 5 bin çocuk bulunuyor. Bunların yüzde 70’i tutuklu yargılanıyor. Büyük çoğunluğu özgürlüğünden yoksun, tahliye olanların önemli bir kısmı da istihdam, barınma, eğitim gibi konularda hiç destek alamadıkları için yeniden suça karışarak cezaevine giriyor.

Cezaevlerinde konuşmalar yapan biri olarak yazdıklarım okura bir şey ifade eder mi bilmiyorum.

Ama oralarda bir şeyleri ifade ederken çok zorlandığımı, boğazımın düğümlendiğini, gözlerimin dolup boşaldığını biliyorum.

Konuşmamın bitiminde bir mahkumun, "Buradan çıkıp nereye gideceksin?" sorusuna "Evime1 dediğimde, “Ne güzel gidecek bir evin var” şeklindeki özlem kokan yanıtını da hiç unutamıyorum…Keşke içerideki ve dışarıdaki çocuklar için, gençler için, kadınlar için bilgi yüklü, gerçek yüklü, çarpıcı, akılcı ve tutarlı örneklerle dolu ayrıntılı projeler üretilse, çalışmalar yapılsa, yapılabilse…Şimdi nedenini, nasılını açıklamaya çalışalım…Özellikle yoksul mahallelerde erkenden yola çıkanların, mesaiye başlamak üzere yollara düşenlerin yüzüne bakınca ülkenin gerçek fotoğrafı net bir şekilde görülüyor.

Uykulu gözler, yorgun bakışlar, erkenden büyümüş çocuklar, derinleşmiş çizgiler, yaralı bereli eller abartısız, yalın ve ürkütücü de olsa gerçek bir fotoğraftır.Evine ekmek götürmek için, aile bütçesine destek olmak için okulunu bırakan, ne işçi, ne öğrenci sayılan, küçük ve kayıt dışı işletmelerde adı konmamış emeğin emekçileri olan ve iş kazalarında bazen yaralanıp bazen yitip giden çocukların iç acıtan fotoğraflarıdır bunlar…Çocuk işçilerin arkadaşları okula giderken uyumadan, dinlenmeden, kahvaltı yapmadan erkenden yollara düşmesi vicdani ve insani bir sorumluluk değilse nedir?

Oysa yönetimin görevi öncelikle eğitim almalarını sağlamak, daha sonra meslek edindirmek, az biraz da olsa merak uyandırmak ve yaşanabilir bir konfor alanı sağlamak değil midir?Bugün bu sorunu gündemime neden aldığıma, konuyu neden deştiğime gelince…Geniş açıdan bakıldığında tablo ağırdır, mesela köyden kente göç edilmiştir veya aile kalabalıktır ya da varlık-yokluk mücadelesi vardır, tutunacak dal yoktur, karınları doyuracak tarla tapan da yoktur.

Tek yol vardır ev bütçesine katkı sağlamak, eve ekmek getirmek, ne iş olsa yapmak, okuldan ve çocukluktan kopma pahasına da olsa bir atölyeye kapağı atmak.

Bu arada da bulunan işe başlarken “yapamam, korkuyorum, orası tehlikeli” deme lüksü olmadan ve yüksünmeden öne atılmak…Aslında sıra dışı görünen olan ama alıştığımız haliyle sıradanlaşan pek çok örnek için söylenecek şey şudur.

Tüm sıralananlar ya da unutulanlar büyük sorundur.

Tam da burada sorulacak soru da şudur: Bunca büyük sorun yaşanırken başta ilgili bakanlık olmak üzere eğitim kurumları, üniversiteler, öğretmenler, ruh bilim uzmanları, bilim insanları neredeler?

Daha doğrusu hangi projeler üzerinde çalışmaktadırlar?Rakamların diliyle bakarsak! 18 milyon öğrencisi, 1 milyon öğretmeni olan bir ülkeyiz.

Toplam emekli sayısı 17 milyon 700 bin.

Asgari ücretli sayısı 11 milyon 200 bin.

Toplam işçi sayısı 16 milyon 499 bin.

İşsiz sayımız 11 milyon 890 bin.

Toplam istihdam sayısı 32 milyon 772 bin.

Bu arada bir zamanların tarım ülkesi olan ama şimdilerde 126 ülkeden tarım ürünü alarak destan yazan bir ülkeyiz!

Ayrıca, “1 ton mandalina satıp, bir kilo kıyma alıyorum” diyen üreticiye sahibiz!Şimdi konumuz çocuklar ve gençler...Madem konuyu gençlerden açtık sürdürelim.

Eğitimden, evlilikten, ülkeden soğuyan ve fırsatını bulduğunda gitmek isteyen bir gençlik var şu anda.

Ülkesini seven, çalışkan, yaratıcı, iş bitirici, sınavlara odaklanan, elinden geleni yapan, diplomasını alan, hatta dereceye giren, kendinden istenenleri yerine getiren ama iş bulamayan, dolayısıyla gelecek hayali kuramayan bir gençlik var şu anda.

Sistemle, aileleriyle, haksızlıklarla didişen, yer yer kırgın, yer yer kızgın, bayağı öfkeli ve haklı çıkmaktan yorulan bir gençlik var şu anda…Mutsuz olan, içine kapanan, isyan eden, arayışa giren, istediği değil bulduğu işte çalışan, emek verip hayalini kurduğu mesleği yapamayan ve asgari ücrete talim eden bir gençlik var şu anda.

Başta MEB’in, YÖK’ün, ÖSYM’nin, STÖ’lerin, iktidarın, muhalefetin, öğretmenlerin, velilerin çok da önemsemediği, ilgilenmediği, hatta yok saydığı, elini taşın altına koymaktan çekindiği, kafa yormadığı bir gençlik var şu anda…Madem pek çok alanda çağ atlıyor, tarih yazıyor, örnek oluyor, örnek alınıyor, dünya lideri sayılıyor, şahlanıyor, süper güç olduğumuzu dosta düşmana ilan ediyor, akıl danışılan ülke oluyoruz o zaman sormak gerekir: Neden son 2 yılda üniversiteye başvurularda 1 milyon azalma oldu?

Ve neden bu kadar eğitimli işsizimiz var?Madem AKP’li vekil Özlem Zengin soyadının hakkını veren konuşmalarıyla ünlü bir vekil olduğunu sık sık kanıtlıyor. “Garibanı ve emekliyi en çok düşünen partiyiz.

Bu nedenle en çok oyu aldığımız kitle garibanlardır” diye buyuruyor söz buraya gelmişken kendisine soralım: Gariban, muhtaç, garip, imkanları olmayan demek olduğuna göre ülkemizdeki rakamları hatırlayıp, gariban gençlerin sorunlarına da zaman ayıracak mısınız?

Unutulanları unutturmayan, bunun için pek çok şeyi göze alan vefa küpü insanları ve aydınları ne zaman hatırlayacaksınız?Demem o ki: Devletlerin büyük evlatları olduğunu, onlar gidince yalnızlaşıldığını, itibar ve saygınlığın kolay kazanılmadığını, bunun için emek, özveri ve çabaya ihtiyaç olduğunu, her anlamda ve alanda sanatsal, kültürel, sosyal ışıklarımız söndükçe karanlıkta kaldığımızı hepimiz biliriz.

Yine yaşamını, evini, yemeğini, sofrasını, cüzdanını, bilgisini, kitaplarını paylaşanlar gittikçe öksüz kaldığımızı, arkamızda sırtımızı sağlam bir duvar gibi yasladığımız, zor anlarımızda elimizden tutan eller gittikçe umutlarımızın azaldığını gördükçe endişelenir ve üzülürüz.Soru notu?

Acaba bu genel yargı yönetim katında da geçerli midir?

Bu soru yanıta muhtaçtır…

İlgili Sitenin Haberleri