Haber Detayı

Nadir toprak elementleri: Türkiye’nin yükseliş stratejisi-2
Serdar aliçavuşoğlu aydinlik.com.tr
06/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Nadir toprak elementleri: Türkiye’nin yükseliş stratejisi-2

Nadir toprak elementleri: Türkiye’nin yükseliş stratejisi-2

Nadir toprak elementleri çeşitli stratejik sektörlerde kullanılmaktadır.

Kalıcı mıknatıslar; NdFeB mıknatıslar, elektrikli araç motorlarında ve rüzgâr türbinlerinde kullanılır.

Savunma sanayii; ABD’nin F-35 savaş uçağında 410 kg, Virginia sınıfı denizaltıda 4,17 ton NTE bulunur.

Katalizörler; Seryum ve lantan, akışkan katalitik çatlama süreçlerinde kullanılır.

Optik ve elektronik; Erbiyum (fiber optik), itriyum (lazer), evropiyum (fosfor).

Küresel NTE talebi, 2025’te 220.000 ton iken 2035’te bu talebin 350.000 tona ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Özellikle Nd, Pr, Tb ve Dy, yüksek sıcaklıklara dayanıklı mıknatıslar nedeniyle “kritik” olarak sınıflandırılmaktadır.

DÜNYA’NIN ‘İKİNCİ EN BÜYÜK REZERVİ’ Türkiye’nin Eskişehir/Beylikova bölgesinde yer alan, 694 milyon tonluk brüt rezerviyle dünyanın Çin’den sonraki en büyük ikinci NTE rezervine sahip olması, uluslararası arenada stratejik avantaj sağlamaktadır.

Bu rezervin tenörü ortalama yüzde 3,14 civarında olup büyük ölçüde bastnazit–flüorit–barit mineral bileşiminden oluşmaktadır.

Önemli bir kısmı hafif NTE (HNT E) grubuna (özellikle neodimyum ve praseodimyum) ait olsa da Türkiye’nin potansiyeli yalnızca rezerv büyüklüğüyle sınırlı değildir.

Türkiye’nin gerçek stratejik avantajı, jeopolitik konumu, gelişmekte olan savunma sanayii altyapısı ve yenilenebilir enerji hedefleri gibi faktörlerin birleşiminde yatmaktadır.

NTE’ler, 21. yüzyılın stratejik ham maddesi haline gelmiştir; enerji dönüşümü, savunma sanayii ve dijital teknoloji alanlarında kritik bir rol üstlenmektedir.

Ancak bu elementlerin jeolojik olarak eşit dağılmamış olması ve rafinasyon süreçlerinin teknolojik olarak karmaşık oluşu, küresel arz zincirini derinlemesine politize etmiştir.

Bugün NTE jeopolitiği, üç büyük güç ekseninde şekillenmektedir: ABD, Çin’in hâkimiyetini “teknolojik dışlama” politikalarıyla sarsmaya çalışmakta; Çin, bu baskılara karşı hem savunma hem de stratejik esneklik sağlayarak gücünü korumaya odaklanmakta; Rusya ise hem kendi ikincil kaynak potansiyelini (fosfojipsler gibi) değerlendirmekte hem de NATO’nun doğuya yayılımına karşı meşru savunma hamleleri kapsamında pozisyonunu yeniden tanımlamaktadır.

Bu üç kutuplu rekabet ortamında, Türkiye gibi rezerv sahibi ülkeler, yalnızca bir hammadde tedarikçisi olarak görülmemelidir, katma değer üreticisi ve bölgesel dengelerin kural koyucusu olacakları öngörülmelidir.

ABD’NİN ‘YENİ SÖMÜRGECİ’ MADEN DİPLOMASİSİ ABD, Çin bağımlılığını azaltmak adına üç eksenli bir strateji izlemektedir: Ukrayna ile 30 Nisan 2025 tarihinde imzalanan Maden Anlaşması, ABD’nin Ukrayna’nın yüzde 5’lik küresel rezervlerine doğrudan erişimini sağlamaktadır.

Ancak anlaşma, ABD’nin Ukrayna’ya sağladığı askeri yardımların karşılığı olarak maden sahalarına işletme hakkı vermesi nedeniyle, kaynak sömürülmesi niteliğindedir.

Grönland ve Kanada’ya yönelik baskılar, bu bölgelerin ağır NTE’lere (özellikle Tb ve Dy) sahip olmasından kaynaklanmaktadır.

Minerals Security Partnership (MSP), ABD öncülüğünde 14 ülke ve AB’nin katılımıyla kurulan bu ittifak, Çin dışı tedarik zincirlerini finanse etmeyi amaçlamaktadır; ancak finansmanın büyük bölümü ABD firmalarına yönlendirilmektedir.

ÇİN EN BÜYÜK GÜÇ Çin, NTE arz zincirinde benzeri görülmemiş bir konuma sahiptir: üretimde yüzde 61, rafinasyonda ise yüzde 92’lik bir payla neredeyse tam hâkimiyet kurmuştur. 2010’lu yılların başından itibaren ABD, Çin’i yüksek teknoloji, savunma ve yapay zekâ alanlarında “rekabetçi tehdit” olarak tanımlayarak hem sivil hem askeri kullanıma yönelik geniş kapsamlı ihracat yasakları ve teknoloji transferi kısıtlamaları uygulamıştır.

Bu adımlar, Çin’in kritik hammadde erişimini zorlaştırmayı hedeflemiştir.

Buna karşılık Çin, 2010 Senkaku/Diaoyu krizinde Japonya’ya yönelik NTE ihracatını geçici olarak durdurarak ilk stratejik karşılığını vermiştir.

Bugün Çin’in izlediği politika, “üret–kısıtla–lisansla” modeli üzerine inşa edilmiştir.

Nisan 2025’te yedi ağır NTE’ye (samaryum, gadolinyum, terbiyum, disprosyum, lütesyum, skandiyum ve itriyum) ihracat lisans zorunluluğu getirilmesi, bu yaklaşımın en güncel örneğidir.

Ayrıca Çin, NTE ihracatını tamamen kesmemiş, aksine ABD dışındaki ülkelerle ticareti artırmıştır.

Örneğin, Vietnam ve Malezya gibi ülkeler, Çin’den NTE oksit ve ara ürünler ithal ederek kendi mıknatıs üretim kapasitelerini geliştirmektedir.

Son yıllarda Çin, sadece bir “hammadde sağlayıcısı” olmak yerine yüksek katma değerli ürün üreticisi haline gelme hedefiyle “düşük uç kilitlenmesi” (low-end locking) sorunundan kurtulmaya çalışmaktadır.

Bunun için NTE bazlı kalıcı mıknatıslar, lazer sistemleri ve elektrikli araç motorları gibi alanlarda Ar-Ge yatırımlarını artırmıştır.

Ancak hâlâ bu alanda Japonya, Almanya ve ABD gibi ülkelerin patent üstünlüğüne karşı mücadele etmektedir.

Sonuç olarak, Çin’in NTE politikası, basit bir jeopolitik silah kullanımı değil, Batılı ülkelerin teknolojik dışlama stratejilerine karşı geliştirilmiş çok boyutlu bir savunma ve kalkınma stratejisinin bir parçasıdır.

Çin’in hâkimiyeti, piyasa manipülasyonundan çok, kendi enerji, savunma ve sanayi güvenliğini koruma çabasının bir yansımasıdır.

RUSYA’NIN STRATEJİK KONUMU Rusya’nın Ukrayna’daki faaliyetleri, NATO’nun 2008’den beri doğuya doğru yayılımı ve Ukrayna’nın AB/ABD entegrasyon çabaları karşısında alınan meşru savunma önlemleri olarak değerlendirilmelidir.

Önemli bir diğer gelişme, Rusya’nın fosfojips atıklarından NTE üretimine başlamasıdır.

Bu hem çevresel atıkların değerlendirilmesi hem de dışa bağımlılığın azaltılması açısından stratejik bir adım olarak görülmelidir.

AVRUPA BİRLİĞİ ARAYIŞTA AB çatısı altında kritik hammadde listesinde 14 NTE bulunmaktadır.

Ancak AB’nin kendi rafinasyon kapasitesi neredeyse yoktur; bu nedenle AB, Türkiye’yi “yakın bölge tedarikçisi” olarak görmeye başlamıştır.

Devam edecek…

İlgili Sitenin Haberleri