Haber Detayı
Tavan akıyor taban su alıyor tuvalette su yok
Dr. Ahmet Mehlepçi, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Hatay’da Aile Sağlığı Merkezlerini yerinde gördü, durumu anlattı: ‘Birinci basamakta ki görevliler, tavanı akan, tabanından su alan, içerisi kokan ve dışarıda hastalar için hiçbir bekleme alanı olmayan yerlerde sağlık hizmeti vermeye çalışıyorlar...’
Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr.
Ahmet Mehlepçi ve Yönetim Kurulu Üyeleri, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Hatay’da Aile Sağlığı Merkezlerine (ASM) ziyaretlerde bulundular.
Bu haber yayıma hazırlandığı sırada Hatay’da incelemelerini sürdüren Mehlepçi, gözlemlerini Aydınlık’a anlattı.
Mehlepçi, birinci basamak sağlık hizmeti veren hekim, hemşire ve diğer görevlilerin önemli bir bölümünün tavanı akan, tabanından su alan, içerisi kokan ve dışarıda hastalar için hiçbir bekleme alanı olmayan yerlerde çalıştıklarını söyledi.
Dr.
Mehlepçi, “Konteyner ASM’lerin büyük bir kısmında tuvalet dahi yok, çalışanların ellerini yıkayacak lavaboları yok.” diye konuştu.
Öte yandan Hatay’da ASM’lerde çalışan doktor, ebe ve hemşirelerin üyesi olduğu sendikalar dün ortak bir basın açıklaması yaptılar.
Sendikalar, Bakanlığa “Konteyner ASM’ler derhal kapatılmalı, kalıcı ASM binaları açılmalı, deprem bölgesinde performans ve ceza uygulamaları derhal durdurulmalıdır.” çağrısında bulundu. 21 METREKARELİK ALANDA SEKİZ KİŞİ Bazı ASM’lerde paravanı ve bölmesi olmayan tek bir konteynerde iki hekimin hasta baktığını, hatta bazı yerlerde hemşirelerin de aynı konteynerde, 21 metrekarelik alanda hizmet vermeye çalıştığını anlatan Dr.
Ahmet Mehlepçi, bu ortamda hasta mahremiyetinin tamamen ortadan kalktığını, çalışanların seslerini duyuramadığını belirtti.
Dr.
Mehlepçi “Sağlık Müdürlüğü de bunun baştan beri böyle olduğunu biliyor ama bir çözüm de üretmemiş.” dedi.
Dr.
Mehlepçi, bir Aile Sağlığı Merkezi’nde günde ortalama 60-70 poliklinik yapıldığını; aşı, izlem, kanser taraması, kontrol ve danışmanlık hizmetleriyle birlikte günlük 200-250 kişinin giriş çıkış yaptığını anımsattı.
İki hekim ve iki hemşirenin aynı anda çalıştığı konteynerlerde bu sayının bin kişiye ulaştığını belirten Mehlepçi, “Bu yoğunluğa konteynerlerin fiziksel olarak dayanması mümkün değildir.
Zeminlerdeki delikler ve kırıklar nedeniyle alttan su alıyor, koku oluşuyor ve hijyen tamamen ortadan kalkıyor.
Üç yıl gibi çok uzun bir sürede bu yapılar aşırı derecede yıpranmış ve neredeyse kullanılamaz hale gelmiştir.” dedi.
İNŞAAT, ÇAMUR, BOZUK YOLLAR… Mehlepçi, özellikle Hatay’da inşaat alanlarının, inşaat atıklarının, çamurla dolu bozuk yolların yalnızca halk için değil, sağlık çalışanları için de sürekli moral bozucu bir ortam oluşturduğunu vurguladı.
Mehlepçi, Hatay gözlemlerini şöyle özetledi: “Temel ihtiyaçlar, barınma ve karın doyurma anlamında karşılanıyor.
Ama buradaki çamurdan, yolların kötülüğünden, inşaat gürültüsünden, tozdan topraktan bıkmışlar.
Üç sene olmuş, evi olmayan insanlar ne yapacaklarını bilmiyorlar.
Burada yaşamak gerçekten çok zor.
Umutları da yok görüştüğümüz insanların.
Dün bir derneğin toplantısına katıldık.
Esnaf ‘Siftahsız kapatıyoruz ama hâlâ diğer esnaflar gibi vergi veriyoruz.’ diyor.
Esnaf sıkıntılı, çalışanlar sıkıntılı, yaşayanlar sıkıntılı.
Depremin yaraları sarılmış diyemiyoruz.” Kayıp hastaların peşindeler!
Dr.
Ahmet Mehlepçi, Sağlık Bakanlığının, bölgedeki Aile Sağlık Merkezi doktor ve çalışanlarından, bir yıldır gelmeyen hastaları bulmalarını istediğini söyledi.
Aile Hekimliği Yönetmeliği gereği gelmeyen hastalar üzerinden maaş kesintisi yapılıyor.
Yurt dışında yaşayan, adresi ve telefonu olmayan, mahallede yakınlarına sorulmasına rağmen ulaşılamayan kişiler için dahi ücret kesintisi yapıldığını anımsatan Dr.
Mehlepçi, “Mesela bir birimde 60 kişi yok.
Sağlık çalışanlarının ihmali değil, deprem sonrası ortaya çıkan zorunlu ve kaçınılmaz bir sonuç.
Bunun sorumluluğunu çalışana yüklemek, çoğunlukla kendileri de depremzede olan çalışanların dayanma gücünü tamamen tüketmiştir.
Bölgeye bir esneklik sağlanabilirdi.
Neredeyse tamamı kaderine terk edilmiş hissiyle çalışmaktadır.” dedi.
Türkiye genelinde bir hasta yurt dışına çıktığında aile hekimliği sisteminden kaydı otomatik olarak düşürülürken, deprem bölgesinde vefat eden, göç eden veya ulaşılamayan hastaların kayıtları sistemde düşürülmüyor.
Aşı ve benzeri hizmetler için bu hastalara fiilen ulaşılamadığında performans kriterleri gerekçe gösterilerek sağlık çalışanlarının ücretlerinden kesintiler yapılıyor.
Öte yandan deprem sonrası nüfusun sürekli hareket halinde olması nedeniyle ASM’ler, kendilerine kayıtlı olmayan hastalara da hizmet veriyor, çalışanların iş yükünü normalin çok üzerine çıkarıyor.
Mehlepçi’nin dikkat çektiği bir konu da ‘yok’lar: KOLON KANSERİ İÇİN KİT YOK! “Aile planlaması malzemeleri bulunmuyor, HPV taraması için uygun oda ve ekipman yok, kolon kanseri için kit gönderilmiyor.
Üç yıl boyunca bu ASM’leri ziyaret eden, sorunları yerinde gören, çözmeye çalışan, çözen tek bir yönetici dahi olmamış.
Yöneticilere ulaşmaya çalışıldığında ise genellikle ‘bir şekilde halledin’ yanıtı verilmiş.” En vahim tablo Hatay’da Dr.
Mehlepçi, “Hatay, birinci basamak sağlık hizmetleri açısından deprem bölgesindeki en vahim durumda bırakılmış illerden biri.” dedi.
Mehlepçi, Keskincik’te, yaklaşık üç yıldır çocukların aşılarının yapılamadığı ve bölgede aile hekimi bulunmadığı yönünde mutlaka araştırılması gereken ciddi iddialar olduğunu söyledi.
Mehlepçi, kentte, TOKİ tarafından yapılan konut alanlarında aile sağlığı merkezleri inşa edilmediğine, hatta herhangi bir yer ayrılmadığına dikkat çekti.
Fotoğraflardaki yıkık dökük, çar çamur içindeki ASM’lerin Hatay’da mı olduğunu sorduk, Mehlepçi şöyle yanıt verdi: “Hatay’da ASM’lerin üçte biri zaten konteynerde üçte biri kendi binasında, üçte biri de yıkım kararı alınmış binalarda çalışıyor.
Adıyaman’da da Kahramanmaraş’ta da hâlâ konteyner kentlerde çalışan ASM’ler de konteynerde hizmet veriyor.
Adıyaman’da 12 tane ASM’nin inşası yüzde 90 bitirilmiş ama üç, dört aydır bir çivi çakılmadığı için hizmete girmemiş…”