Haber Detayı

Avrupa Birliği: Kuruluşundan dağılmaya doğru- 1 Avrupa’da barış için yola çıkmışlardı
Ali rıza taşdelen aydinlik.com.tr
08/02/2026 15:39 (2 saat önce)

Avrupa Birliği: Kuruluşundan dağılmaya doğru- 1 Avrupa’da barış için yola çıkmışlardı

Avrupa’da birlik fikri veya “Avrupa Birleşik Devletleri” kurma hayali 16. yüzyıldan itibaren dillendirilmeye başlanıyor.

Avrupa’da birlik fikri veya “Avrupa Birleşik Devletleri” kurma hayali 16. yüzyıldan itibaren dillendirilmeye başlanıyor.

Konuyu araştırırken ilk birlik fikrinin Türklere karşı oluşturulması için gündeme geldiğini öğrendim. 16. yüzyılın başlarında Akdeniz’de hakimiyet Türklerde.

O dönemde Avrupa’nın en güçlü ülkelerinden İspanya, Türklere karşı neredeyse tek başına savaşmak zorunda kalmış.  1526 yılında İspanyol hümanist Juan Luis Vivès, Latince yazdığı “De Dissidiis Europae et Bello Turcico” (Avrupa'nın Anlaşmazlıkları ve Türk Savaşı Üzerine) adlı eserinde Türk tehdidini ayrıntılı bir şekilde ele almış.

Bu eserde, Osmanlı İmparatorluğu karşısında Avrupa'nın bölünmüşlüğünü analiz etmiş veTürklere karşı Avrupa krallıklarının birleşmesini savunmuş.

Rönesans ve Aydınlanma döneminde birlik konusu, Avrupa’nın dış tehlikelere veya kendi aralarındaki çatışmaları durdurmaya yönelik sıkça dile getirilmiş.

Bunların arasında Fransız Abbé de Saint-Pierre ve Alman Emmanuel Kant gibi filozoflar da bulunmakta.

Avrupa'nın büyük güçleri, 1 Ekim 1814'ten 9 Haziran 1815'e kadar süren Viyana Kongresi'nde bir araya gelmişler.

Saint-Simon Kontu, özel sekreteri Augustin Thierry'nin yardımıyla “De la réorganisation de la société européenne” (Avrupa toplumunun yeniden örgütlenmesi) adlı eserini yayımlamış.

Bu eserde, Fransa ile İngiltere arasında uzlaşma sağlanarak, serbest ticaret sayesinde ekonomik açıdan istikrarlı ve güçlü bir Avrupa oluşturulmasını ve Avrupa'nın, Avam Kamarası modeline göre bir “Avrupa Parlamentosu”, bir “Avrupa Lordlar Kamarası” ve bir Kral ile donatılmasını önerilmiş.

Victor Hugo, 21 Ağustos 1849’da 3.

Uluslararası Barış Kongresi'nde bir konuşma yapar ve bu konuşmada ilk kez “Avrupa Birleşik Devletleri” ifadesini kullanır.

Avrupa’nın birliği konusunda en çok da Victor Hugo’nun 1870-1871 Fransız-Alman savaşından sonra söyledikleri dile getirilir.

Hugo,1 Mart 1871'de Ulusal Meclis'te yaptığı konuşmada “… Sıra bende!

Almanya, işte geliyorum!

Senin düşmanın mıyım?

Hayır!

Ben senin kardeşinim.

Senden her şeyi aldım ve her şeyi geri veriyorum, tek bir şartla: artık tek bir halk, tek bir aile, tek bir cumhuriyet olacağız.

Ben kalelerimi yıkacağım, sen de kalelerini yıkacaksın.

Benim intikamım kardeşliktir!

Artık sınırlar yok!

Ren Nehri hepimizin.

Aynı cumhuriyet olalım, Avrupa Birleşik Devletleri olalım, kıtasal federasyon olalım, Avrupa özgürlüğü olalım, evrensel barış olalım!” der.

Victor Hugo, aynı İspanyol Juan Luis Vivès gibi 1876 yılında, Osmanlı’dan ayrılmak için savaşan Sırpları desteklemek için Türklere karşı bir “Avrupa Birliği” çağrısında bulunur.

Bugün katılmak için kapısını çaldığımız Avrupa Birliği ülkelerine geçmişte ne korkular yaşatmışız ki Türklere karşı Avrupa’nın birlik olması gündeme getirilmiş.

EMPERYALİST SAVAŞLAR AVRUPA TOPRAKLARINDA YAŞANDI Burjuva Demokratik Devrimleriyle, özellikle Büyük Fransız Devrimi ile insanlığın kazandığı burjuva demokratik değerler çok geride ve tarihte kalmıştı.

Bu devrimlerle ortaya çıkan ulus devletlerin uyguladığı serbest rekabetçi kapitalizmin tekelleşmesi ve 19. yüzyılın sonunda emperyalist bir karakter kazanmasıyla birlikte yeni bir döneme girildi.

Roma’da imzalanan anlaşma ile Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu (AET) kurdular 20. yüzyıl iki dünya savaşı gördü.

Bu savaşlar dünyayı paylaşmanın ve yeniden paylaşmanın ürünleriydi.

Her iki savaş da Avrupa’da yaşandı.

Yani ‘uygarlığın merkezi olarak bilinen’ Avrupa’da.

Bu emperyalist savaşlar on milyonlarca insanın ölümüne ve büyük yıkımlara yol açtı.

Birinci Dünya Savaşı’ndan Türkler de nasibini aldı.

Osmanlı’yı paylaşmayı hedefleyen bu savaştan Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde bir devrimle çıktı.

Savaş sonrası, dünya iki kampa bölünmüştür.

Bir tarafta ABD diğer tarafta Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB).

Avrupa, İki blok arasında sıkışmış ve ABD denetiminde Sovyetlere karşı bir çizgiye girmiştir.

Soğuk Savaş dönemidir. 21 Ağustos 1946 yılında Winston Churchill, Avrupa’nın “Demir Perde” ile ikiye bölündüğünü ve “Komünist Blok” karşısında Avrupa’nın güvenliğini ancak birleşerek sağlayacağını savunur.

Yine Churchill, 19 Eylül 1946’da Zürih Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşmada “Avrupa Birleşik Devletleri'nin kurulmasını” önerir.

ABD, NATO VE GLADYO ÖRGÜTLENMESİYLE AVRUPA’YI DENETİM ALTINA ALDI İkinci Dünya Savaşı Avrupa’da büyük bir yıkıma yol açmıştı.

Savaşın galiplerinden ABD savaştan çok az bir kayıpla çıkmış ve dönemin en güçlü emperyalist devleti olarak dünya hâkimiyeti peşindeydi.

Bunun için, Sovyetler Birliğini kuşatmak, Avrupa ve Üçüncü Dünya Ülkeleri’ni denetim altına almak istiyordu.

Kuzey Atlantik Paktı (NATO) 4 Nisan 1949’da bu amacı gerçekleştirmek için kuruldu.

Böylece, Sovyetler Birliğinin yıkıldığı 90’lı yıllara kadar sürecek olan soğuk savaş dönemi başladı.

ABD, “Komünizmle mücadele” sloganıyla NATO ülkelerini teslim almak istiyordu.

NATO’ya üye olan her ülke aynı zamanda gizli bir ek protokol imzalıyordu.

Buna göre “bir Sovyet işgaliyle veya komünistlerle mücadele amacıyla” özel savaş yürütecek bir gizli örgütün kurulmasını da kabul etmiş oluyordu.

Bu örgütlenmeler, örneğin Fransa’da “Rüzgâr Gülü” (Rose des vents), İtalya’da “Gladyo”, Portekiz’de “Aginter Press”, Türkiye’de “Kontrgerilla” adını aldılar.

Böylece ABD Marshall Planı, NATO ve gladyo örgütlenmeleriyle Avrupa’yı şekillendirme ve denetim altına alma stratejisi izledi. 9 Mayıs 1950'de Schuman Deklarasyonu'nun imzalanması ABD, gladyosuyla, vakıflarıyla, istihbarat kuruluşlarıyla AB’nin kuruluş sürecinde yer aldı ve yönlendirmelerde bulundu.

Örneğin, Ford Vakfı tarafından finanse edilen Birleşik Avrupa için Amerikan Komitesi (American Committee on United Europe) 1948’den sonra daha Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kurulmadan önce süreci yönlendiren kuruluşlardan biriydi. 1953 ile 1961 yılları arasında CIA direktörü başkanlığında olan bu oluşum, kuruluş çalışmalarında komünistlerin etkisini engellemek için faaliyet yürütüyor ve bu kanalla fon aktarıyordu.

AVRUPA KÖMÜR VE ÇELİK TOPLULUĞU KURULDU (1951) Bugün Avrupa Birliği’nin motor ülkeleri olarak değerlendirilen Fransa ve Almanya 1870-1945 yılları arasında üç kez savaştılar.

Her savaştan sonra birlik konusu gündeme geldi.

Soğuk Savaş döneminde ABD ile SSCB arasında sıkışıp kalan Avrupa kendi arasında barışı sağlamak için Birlik oluşturma çabası içine girdi.

Dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın hazırladığı ve Avrupa'nın inşasının temel metni olarak kabul edilen 9 Mayıs 1950 tarihli bildiride, Fransız ve Alman kömür ve çelik üretimini bir araya getirmekle görevli bir Avrupa örgütünün kurulması öneriliyordu.

Schuman, bildiride “Fransız hükümeti, Fransa ve Almanya'nın kömür ve çelik üretimini ortak bir Yüksek Otorite'nin denetimine tabi tutmayı önermektedir.

Kömür ve çelik üretiminin ortaklaştırılması, Avrupa Federasyonu'nun ilk adımı olan ekonomik kalkınmanın ortak temellerinin oluşturulmasını sağlayacak ve uzun süredir savaş silahları üretimi için adanmış ve bu silahların sürekli kurbanları olan bölgelerin kaderini değiştirecektir.” Fransa ve Almanya arasında süregelen çatışmaların ve savaşların son bulması hedefleniyordu.

Robert Schuman’ın önerisiyle ilk adım 18 Nisan 1951 tarihinde Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu kurarak atıldı.

Çünkü kömür ve çelik savaş sanayinin temelini oluşturuyordu ve savaş sonrası yıkılan Avrupa’nın yeniden inşası için vazgeçilmez malzemelerdir.

Eğer bu iki ülke bu temelde bir birlik oluşturursa aralarında yeni bir savaş önlenebilirdi.

Böylece Fransa, Almanya, Belçika, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda Birliğin kuruluş Anlaşmasını Paris’te imzaladılar.

Anlaşma, kömür ve çelik için ortak bir pazar oluşturdu, bu malların serbest dolaşımını engelleyen gümrük vergilerini ve miktar kısıtlamalarını kaldırdı.

AVRUPA EKONOMİK TOPLULUĞU’NDAN AVRUPA TOPLULUKLARI’NA Avrupa ülkelerini ekonomik ve siyasi olarak birleştirmek isteyen bu altı devlet 1957 yılında iş gücü, mal ve hizmetlerin daha geniş bir şekilde serbest dolaşımını sağlamak için Roma’da imzalanan anlaşma ile Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu (AET) kurdular.

Aynı devletler, 1958’de, nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanılması amacıyla üye devletlerin araştırma programlarını koordine etmek için Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM)’nu kurdular.

Aynı yıl, bugünkü Avrupa Parlamentosu'nun öncülü olan Avrupa Parlamentosu'nun ilk oturumu Strazburg'da (Fransa) yapılır ve Robert Schuman başkanlığına seçilir.

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Ortak Meclisi'nin yerini alan bu meclis, 30 Mart 1962'de Avrupa Parlamentosu adını alır.

Roma Anlaşması ile Avrupa Komisyonu da kurulur ve Antlaşma'nın hedeflerinin uygulanmasını sağlamak için entegre bir idare oluşturmakla görevlendirilir.

Ancak Komisyon sadece teklif verme yetkisine sahiptir, kararlar Avrupa Konseyi (üye devlet ve hükümet başkanlarından oluşur) tarafından alınmaktadır.

Avrupa Parlamentosu ise sadece danışma işlevine sahiptir. 8 Nisan 1965 tarihinde imzalanan “Birleşme Anlaşmasıyla”, Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu tek bir Konsey ve Komisyon altında toplanarak Avrupa Toplulukları (AT) adını aldı. 1 Temmuz 1968 tarihinde, Gümrük Birliği yürürlüğe girdi.

Böylece altı ülke arasında Ortak Pazar kurulmuş oldu.

Diğer ülkelerle yapılan ticarette ulusal gümrük vergilerinin yerine ortak bir gümrük tarifesi getirildi. 1974 yılında, Paris Zirvesi, topluluk antlaşmalarının yanı sıra, Avrupa Konseyi'ni kurdu: bundan böyle, Avrupa liderleri yılda en az üç kez bir araya gelerek birlikte genel siyasi yönelimleri belirleyeceklerdi.

Aynı yıl, Avrupa Parlamentosu'nun genel oyla seçilmesi ilkesi de kabul edildi: bu değişiklik, 1979 Avrupa seçimlerinde hayata geçirildi.

Not:Önümüzdeki hafta genişleme, üye ülkeler arasında serbest dolaşım (Schengen Anlaşması), Maastricht Antlaşması ve Avrupa Birliği’nin (AB) kurulması, avronun 1999'da resmi olarak kabul edilmesi ve 1 Ocak 2002'de kullanılmaya başlaması. 2005’de Avrupa Anayasası’nın üye ülkelerde oylanması, Fransız ve Hollanda’nın hayır demesiyle rafa kaldırılması ve 2009’da Lizbon Antlaşması'nın yürürlüğe girmesini ele alacağız.

Kaynak: Ali Rıza Taşdelen, “De Gaulle’den Sarkozy’ye Fransa’nın NATO serüveni”, Teori dergisi, Mayıs 2011 Mehmet Bori, “Avrupa Birliği artık yok hükmündedir”, Teori dergisi, Mayıs 2013 https://european-union.europa.eu/principles-countries-history/history-eu/1945-59/schuman-declaration-may-1950_fr DE GAULLE’ÜN ABD KARŞITI ULUSLARIN AVRUPASI DÜŞÜNCESİ Kuruluş süreci işlerken Fransa’da önemli değişiklikler yaşanır. 1958’de IV.

Cumhuriyet yıkılmış, General de Gaulle iktidara gelmiş ve hazırladığı Anayasa referandumla kabul edilmiş ve V.

Cumhuriyet kurulmuştu.

Charles de Gaulle ABD ve NATO’ya karşı Fransa’nın bağımsızlığını ve ulusal çıkarlarını savunuyordu.

Sosyal Demokrat Sosyalist Parti iktidarı ile başlayan NATO serüvenine 1966 yılında son vererek Fransa’yı NATO’nun askeri kanadından çıkarır, ülkesindeki ABD ve NATO üs ve askerlerini söküp atar.

Böyle ulusalcı bir liderin Avrupa Ekonomik Topluluğuna şüpheci bakması kadar normal bir şey olamazdı.

De Gaulle, federal ve uluslarüstü bir mantığa karşı çıkıyor ve ulusların Avrupa’sını savunuyordu.

Yani ulusun egemenliklerini Birliğin yönetimine devretmek istemiyordu.

Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu'nun yetkilerinin azaltılmasını öneriyor.

Kendi düşüncesine aykırı projelere karşı çıkıyordu.

De Gaulle’ün AB tarihinde unutulmayan tutumları vardı.

ABD’nin AB’nin kuruluş sürecine burnunu soktuğunu biliyordu. 14 Ocak 1963'te Paris'te düzenlenen bir basın toplantısında, Fransa Cumhurbaşkanı ülkenin dış politikasının ana hatlarını belirledi.

Öncelikle, İngiltere'nin Avrupa Ortak Pazarı'na (AET) girmesine karşı olduğunu açıkça ifade etti.

Özellikle Birleşik Krallık'ın Amerika Birleşik Devletleri ile olan sağlam ilişkilerinden şüphe duyuyordu.

Aynı basın toplantısında, ABD'ye karşı Fransız nükleer savunmasının özerkliğini de yeniden teyit eder. 1967'de İngiltere’nin AET’ye girmesine bir kez daha veto hakkını kullanır.

Komisyon Başkanı Alman Walter Hallstein, Konsey’de kararların oy birliği ile değil de nitelikli çoğunluk ile alınması önerisine karşı çıkan de Gaulle, 1965-1966 yıllarında Konsey toplantılarına katılmadı.

Bu olay AB tarihinde “Boş sandalye krizi” olarak yer aldı.

İlgili Sitenin Haberleri