Haber Detayı

Hızır orucu: Paylaşmanın imtihanı
Erdem cömert aydinlik.com.tr
10/02/2026 00:00 (3 saat önce)

Hızır orucu: Paylaşmanın imtihanı

Hızır orucu: Paylaşmanın imtihanı

Hızır orucuna yaklaştığımız bu günlerde, bu kadim ibadeti yalnızca bir inanç pratiği olarak değil, bugün bize ne söylediği üzerinden yeniden ele alma gereği duyduk.

Çünkü Hızır orucu, Alevi inanç dünyasında yalnızca bireyin Tanrı ile kurduğu bir ilişki değildir; insanın insanla kurduğu bağın da ölçüsüdür.

Paylaşmanın, sabrın ve dayanışmanın sınandığı bu üç gün, toplumsal vicdanın aynasıdır.

Rumi takvime göre 31 Ocak, 1-2 Şubat; Miladi takvime göre ise 13-14-15 Şubat günlerine denk gelen Hızır orucu, yüzyıllardır bu topraklarda birlik ve beraberliğin simgesi olarak tutulur.

Oruç tutulur, niyet edilir, lokmalar hazırlanır ve paylaşılır.

Çünkü bu yol, lokmayı bölmeden ibadeti tamam saymaz.

KAPIYA GELEN ÜÇ KİŞİ Hızır orucunun anlamı, Ehl-i Beyt’in yaşadığı büyük bir paylaşma sınavında somutlaşır.

Hz.

İmam Hasan ve Hz.

İmam Hüseyin hastalanır.

Hz.

Fatıma, evlatlarının şifası için Hz.

Muhammed’in öğüdüyle üç gün adak orucuna niyet eder.

Hz.

Ali de bu niyete ortak olur.

Evde yiyecek yoktur.

Hz.

Ali günlük emeğiyle bir miktar buğday getirir.

Hz.

Fatıma bu buğdayı öğütür, üç güne böler.

Ancak her akşam iftar vakti kapı çalar.

İlk gün bir yoksul, ikinci gün bir yetim, üçüncü gün bir esir kapıya gelir.

Her seferinde evdeki tek lokma, kapıyı çalana verilir.

Ehl-i Beyt, üç gün boyunca orucunu suyla açar.

Bu üç gün boyunca ne bir serzeniş vardır ne de bir tereddüt.

Çünkü mesele karın doyurmak değil, inancı ve insanlığı ayakta tutmaktır.

HIZIR OLDUĞUNU PEYGAMBER SÖYLER Dördüncü gün Hz.

Ali, Hz.

İmam Hasan ve Hz.

İmam Hüseyin’i yanına alarak Hz.

Muhammed’in huzuruna çıkar.

Peygamber, Ehl-i Beyt’in bu solgun hâlini görünce derin bir hüzünle sorar: “Ya Ali, bu ne haldir?

Çocuklar neden bu kadar bitkin?” Hz.

Ali, üç gün boyunca yaşananları olduğu gibi anlatır.

Bunun üzerine Hz.

Muhammed şöyle buyurur: “Ya Ali, hanenize üç gün boyunca gelen o kişiler Hızır Aleyhisselam’dı.

Cenab-ı Hak, sabrınızı ve paylaşma iradenizi sınamak için Hızır’ı bu suretlerde kapınıza gönderdi.” Tam bu sırada Cebrail nazil olur ve İnsan Suresi’nin ayetlerini getirir.

Ayetlerde şöyle buyrulur: “Kendi canları çektiği hâlde yemeği yoksula, yetime ve esire verirler. ‘Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz’ derler.” Bu ilahi hitap, ibadetin özünü açıkça ortaya koyar.

HIZIR LOKMASI VE CEM Hızır orucunun sonunda pişirilen lokma bu anlayışın devamıdır.

Lokma, sofraya konan bir yiyecekten ibaret değildir; eşitliğin ve kardeşliğin simgesidir.

Kurbanlar kesilir, lokmalar paylaşılır, kimse dışarıda bırakılmaz.

Cem evlerinde yapılan Hızır cemi, bireysel arınmadan çok toplumsal bir buluşmadır.

Sofra büyüdükçe toplum nefes alır.

Lokma bölündükçe yol diri kalır.

Burada sofra, sınıfsal ayrımları ortadan kaldırır.

Herkes aynı lokmaya el uzatır.

Bu yüzden Hızır cemi, Alevi toplumunun en güçlü kamucu geleneğidir.

HIZIR NASIL GELİYOR Bugün Hızır, kapımıza farklı suretlerde geliyor.

Emeğinin karşılığını alamayan işçiler olarak geliyor.

Yıllarca çalışmış, ömrünü vermiş ama emeklilikte yoksulluğa mahkûm edilmiş insanlar olarak geliyor.

Üretimden koparılmış, toprağıyla bağı kesilmiş köylüler olarak geliyor.

Okumuş, emek vermiş ama atanamayan öğretmenler olarak geliyor.

İşsizliğe mahkûm edilen, geleceği belirsizleştirilen gençler olarak geliyor.

Yoksullaştırılmış, sadaka ekonomisine muhtaç bırakılmış geniş kitleler olarak geliyor.

Kapıyı çalan hâlâ Hızır’dır.

Değişen, bu ülkenin içine sürüklendiği düzen ve bu düzene karşı gösterilen tutumdur.

Paylaşmak bugün romantik bir kavram değildir.

Paylaşmak, doğrudan doğruya siyasal ve ahlaki bir tavırdır.

Herkesin yalnızca kendini kurtarmaya zorlandığı, dayanışmanın yerini hayatta kalma içgüdüsünün aldığı bir tabloda lokmayı bölmek, açık bir itirazdır.

Bu itiraz, sessizdir ama köklüdür.

Çünkü paylaşmak, eşitsizliğe razı olmamaktır.

Hızır orucu bize şunu öğretir: İbadet aç kalmak değildir; başkasını açlığa terk etmemektir.

İnanç, yalnızca niyet değildir; paylaşılan lokmadır.

Hızır bolluk zamanlarında değil, yokluğun en ağır hissedildiği anlarda ortaya çıkar.

Son lokmayı verdiğin yerde görünür.

Bugün Hızır’ı çağırmanın yolu, yoksulluğu olağanlaştırmak değil; paylaşmayı yeniden hatırlamaktır.

Paylaşmayı unutan bir topluma Hızır uğramaz.

Lokmasını bölmeyen, sofrasını büyütmeyen, yoksulluğu kader diye kabul eden her düzen Hızır’sız kalır.

Çünkü Hızır, kapısını kapatanlara değil; lokmasını açanlara gelir.

Aşk ile.

İlgili Sitenin Haberleri