Haber Detayı
Rotterdam’da sinemanın keşif alanı
55. Uluslararası Rotterdam Film Festivali (IFFR), 29 Ocak-8 Şubat tarihleri arasında kenti bir kez daha dünya sinemasının en önemli buluşma noktalarından birine dönüştürdü.
55.
Uluslararası Rotterdam Film Festivali (IFFR), 29 Ocak-8 Şubat tarihleri arasında kenti bir kez daha dünya sinemasının en önemli buluşma noktalarından birine dönüştürdü.
Festival süresince Rotterdam yalnızca sinema salonlarıyla değil, sokakları, üniversiteleri, kültür merkezleri ve mahalle sinemalarıyla da yaşayan bir festival alanına dönüştü.
Politikacısından öğrencisine, iş insanından emeklisine kadar yüzlerce gönüllü, festivalin başarıyla gerçekleşmesi için adeta seferber oldu.
Kentin farklı bölgelerine yayılmış yaklaşık 20 mekânda yapılan gösterimlerin büyük bölümü kapalı gişe oynadı.
RAKAMLARLA IFFR 2026 Bu yıl festival programında 90 ülkeden 570 film yer aldı ve bu filmleri yaklaşık 310 bin sinemasever izledi.
Rotterdam’ın resmi nüfusunun 673 bin olduğu düşünüldüğünde, kent nüfusunun neredeyse yarısı kadar bilet satılmış olması, IFFR’in şehirle kurduğu güçlü bağı açıkça ortaya koyuyor.
Yapılan araştırmalarda, dünyanın en çok izleyici çeken film festivallerinden biri olarak IFFR’in gösterilmesi tesadüf değil.
Festivalin gerçekleşmesine bu yıl da yaklaşık 800 gönüllü çalışan hayat verdi.
PRÖMİYERLER VE ÖDÜLLER Festivalin son günlerinde Kaplan Ödülü, Büyük Ekran Yarışması, Seyirci Özel Ödülü ve Kaplan Kısa Film Yarışması’nın kazananları açıklandı.
IFFR 2026 kapsamında, aralarında Türkiye’den filmlerin de bulunduğu 211 filmin dünya, 23 filmin ise Avrupa prömiyeri yapıldı.
Bu filmlerin yönetmenleri, yapımcıları ve oyuncuları festival boyunca Rotterdam’ın konukları oldu; kent, gerçek anlamda çok dilli ve çok kültürlü bir sinema sahnesine dönüştü.
IFFR’Yİ AYRICALIKLI KILAN NE?
Cannes, Berlin ve Venedik gibi festivaller daha çok medya, endüstri ve ticaret merkezleri olarak öne çıkarken IFFR, Locarno ve Karlovy Vary çizgisine yakın duran ancak coğrafi çeşitliliği çok daha geniş bir program sunuyor.
Özellikle Asya sinemasıyla kurduğu güçlü bağlar ve ticari kaygılardan uzak duruşu, Rotterdam’ı özgün bir noktaya taşıyor.
Son yıllarda Türkiye’den ve Türk kökenli sinemacıların filmlerinde gözle görülür bir artış yaşanması da dikkat çekici.
Festivalin dikkat çeken filmlerinden biri, Hamburg’da yaşayan ve Hollanda seyircisinin yakından tanıdığı Fatih Akın’ın “Amrum” adlı yapımıydı.
AlmanyaDanimarka sınırına yakın Amrum Adası’nda, Hitler faşizminin son günlerinde geçen film, seyircilerden aldığı dört bini aşkın oyla festivalin en çok ilgi gören yapımları arasına girdi.
Erol Mintaş’ın Finlandiya-Almanya ortak yapımı “Earth Song” (Dünya Şarkısı) ise Türkiye’de 12 Eylül askeri darbesi sonrası Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan insanlık dışı işkenceleri merkezine alan güçlü bir anlatı sunuyor.
Film, geçmişle hesaplaşmayı, sürgün ve hafıza üzerinden evrensel bir dile taşıyor.
Nuri Cihan Özdoğan’ın “Dead Dogs Don’t Bite” (Ölü Köpekler Isırmaz) filmi, annesinin ilaç masraflarını karşılamak için para bulmaya çalışan İsmet’in, yasadışı atık ticareti üzerinden büyüyen bir suç ağının içine sürüklenmesini konu alıyor.
Volkan Üce’nin “2m²” adlı belgeseli ise Belçika’daki Türk toplumuna hizmet veren bir cenaze görevlisinin hikâyesi üzerinden aidiyet, göç ve bürokrasi kavramlarını incelikli bir dille ele alıyor.
Hollanda’da yaşayan Deniz Arıkan’ın kısa filmi de Sidar Toksöz ve Jesse Mensah’ın performanslarıyla festivalin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı.
SON SÖZ IFFR, yalnızca film izlenen bir festival değil; yeni sinema dillerinin keşfedildiği, cesur anlatıların görünür kılındığı bir alan.
Rotterdam, bu yıl da sinemanın geleceğine dair söz söyleyen şehirlerden biri olduğunu güçlü biçimde kanıtladı.